Ötekileştirme

Uhuvvet Risalesinde, dokuz mâsum ile tek câninin bulunduğu gemiyi veya dokuz câni ile bir mâsumun bulunduğu gemiyi gark etmenin zalimlik olacağı belirtiliyor. Bu bölümle alaka kurmaya çalıştığım Eski Said Dönemi Eserlerinden Münazarat adlı eserde şu ifadeler yer alıyor:

Zerrâtı günahkarlardan mürekkep bir hükümet tamamıyla masum olamaz. Demek nokta-i nazar hükûmetin hasenâtı seyyiâtına tereccuhudur.

Uhuvvet Risalesi ile Münazarat’taki bu bölümleri zihnimde mezcettiğimde şu sonuçlara varıyorum:

  • Bir topluluğun/şahsın bir seyyiesi yüzünden tamamen kötülenemeyeceği,
  • Bir topluluğun/şahsın bir hasenesi yüzünden tamamen iyi kabul edilemeyeceği.

Evvelen, herhangi bir topluluk nazarında düşünelim: İnsan hatadan hâli olamayacağı için insanlardan meydana gelen bir topluluğun da hatasız olması beklenemez. Bu topluluğa karşı muhabbetimiz bizi bu topluluğun her hareketini onaylamaya sevk etmemelidir. Binlerce hasenâtının olması hiç seyyiesi olmayacağı anlamına gelmez. Eğer bu topluluğun yanlış bir yolda olduğunu düşünüyorsak, her hareketini de yanlış olarak nitelendirmemeliyiz. Binlerce seyyiâtı olması hiç hasenesi olmayacağı anlamına gelmez. Bize düşen hakperestane doğruya doğru, eğriye eğri diyebilmektir.

Saniyen, Münazarat’ta hükümet için yazılanları, bir şahıs üzerinde düşünemez miyiz? Birçok günahkârdan meydana gelen devlet gibi şahıs da birçok farklı fikirden beslenerek akletmeye başlamaz mı? “Madem imanı var, o noktada kardeşimizdir” düsturu bu noktada çok önemlidir. Saadet anahtarı olan iman birçok hasenâta kapı açar. Bununla birlikte iman etmemiş birinin bütün yaptıklarını yanlış kabul edebilir miyiz? Bir iman kardeşimizin bütün yaptıklarını doğru kabul edebilir miyiz? “Bir Müslimin her bir sıfatı İslâmiyet’ten neş’et etmek lâzım gelmez” hakikatine binaen şahsa, şahsın inancına hiç değil, şahsın fiiline bakmalıyız. Şahsın yalnızca o anki fiili değerlendirilmelidir. Mesela Risale-i Nur’un bize öğrettiği hakikatlerden birisi de fena bir adamın güzel bir sözü olabileceğidir.

Fena ve fâni bir adamın, güzel ve bâki şöyle bir sözü var:

Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.

Salisen, ötekileştirme denilen bir hastalık ortaya çıktı. Belki de hep vardı, ama varlığını artık herkes kabul ediyor. Bu hastalık giderek şedid bir hal almaya başladı. Farklılıkları ve ihtilafı zenginlik olarak değerlendiren Peygamber Efendimiz’in (ASM) ümmeti, müsbet ihtilafı benimseyememiş durumda…

İnsanlar; akıllı telefon, tablet veya bilgisayar gibi yeni iletişim teknolojileri ile sosyalleştiğini düşünüyor. Oysa insanlar bu şekilde ne kadar sosyalleşiyor, ne kadar doğru bir iletişim kuruyor? Sürekli internette aktif kalarak sosyalleşmeye çalışanların aslında giderek asosyalleştiklerini gözlemliyorum.

Bir araya gelmedikçe karşınızdakinin gerçekliğinden bile şüpheye düşebiliyorsunuz. Kendi hayatıma baktığımda beni en çok seven ve takdir eden insanların internette benimle en az irtibat kuran insanlar olduğunu görüyorum. Ortak bir alanda bir şeyler paylaşmadıkça internette paylaşılan yazılar veya resimler çok da tat vermiyor.

İnsanlar internet sayesinde birbirlerini tanıdıklarını söylüyor, ama bence hiç de öyle göründüğü gibi değil. Bugünkü ötekileştirmenin temelinde yatan sebeplerin başında iletişimsizlik geliyor. Birbirini tanıdığını iddia edenler, aslında birbirini yeteri kadar tanımıyor. Mesela yazılarımı okuyanlar beni tanıdığını sanıyor, ama bu buzdağının sadece görünen yüzü… Yazdıklarımdan dolayı beni ötekileştirebilirsiniz ya da benim sizleri ötekileştirdiğimi düşünebilirsiniz. Buz dağının derinliklerinde iyi şeyler mi, kötü şeyler mi var görmek için internet yetmez, hatta yanıltır.

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım