Oyunlar

Enbiya Suresi’nin on altıncı ayetinde göğün, yerin ve aralarında olan varlıkların oyuncak olsun diye yaratılmadığı vurgulanmaktadır. Bu ayetten yola çıkılarak dünya ve üzerindekiler dikkatlice tefekkür edilmelidir. Bu ayetle bağlantılı olarak Risale-i Nur Külliyatı’ndan Mektubat adlı eserde “Dünyanın ve eşyanın üç tane yüzü”nden bahsedilir.

Birinci yüzü: Esmâ-i İlâhiyeye bakar, onların aynalarıdır…

İkinci yüzü: Âhirete bakar, âlem-i bekaya nazar eder, onun tarlası hükmündedir…

Üçüncü yüzü: Fânilere, yani bizlere bakar ki fânilerin ve ehl-i hevesâtın mâşukası ve ehl-i şuurun ticaretgâhı ve vazifedarların meydan-ı imtihanlarıdır…

İlk iki yüzü, yukarıda bahsedilen ayetle bağıntılı iken üçüncü yüzü ise En’âm Suresi’nin otuz ikinci ayeti ile ilişkilidir. O da, “Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir.

En’âm Suresi’nde geçen “oyun ve oyalanma” dünyanın bir eğlence yeri şeklinde yorumlanmasına yol açabilmektedir. Hâlbuki ayetin sonunda ahirete yapılan vurgu ile dünya hayatının eğlence olduğunu düşünmek ilk bakışta çelişiyorlar. Belki oyun kelimesini bir rüya veya tiyatro gibi düşünmeliyiz. Tiyatro açısından bakarsak; bizler dünyada en güzel şekilde rollerimizi icra etmeliyiz ki ayetin sonunda belirtilen ahiret yurdunda rahat edelim.

Enbiya Suresi’nde ise yaratılanların oyuncak olsun diye yaratılmadıkları yazıyor. Bu durumda oyun oynamamız ya da eğlenmemiz yasak mı? İçinde kumar olan tüm eğlenceleri Kur’an yasaklamıştır. Peki, içinde kumar olmayan eğlenceler ne olacak? En doğrusu, bu konu hakkında Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarriften biri olan kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sözlerine ve davranışlarına bakmak olacaktır.

Hayatımızın her alanında bir yarış veya eğlenceye rastlamak mümkündür. İki arkadaşın yürürken birden yarışmaya başlamaları gibi. Peygamber Efendimiz (ASM) zamanında da birçok yarış veya eğlence organize edilmekte ve izlenilmekte idi. Hatta hadislerle övülen yarışlar bile mevcuttur.

“Sizden hiç kimse oklarıyla eğlenmekten geri durmasın.” (Müslim, İmaret 168)

“Şu üç şeyde armağan vardır. Deve yarışı, at yarışı ve ok yarışı.” (Ebu Davud, Cihad 67)

Hadislerde bazı oyunların doğrudan yasaklandığını da görmekteyiz.

“Kim tavla ile oynarsa Allah ve Resûlüne isyân etmiştir.” (Ebu Davud, Edeb, 56; İbn Mace, Edeb, 43; Muvatta, Rüya, 6)

Yukarıdaki hadiste tavladan kasıt kanımca zar ile oynanan ve talihe dayanan oyunlar. Bazı âlimler zar ile oynanan talihe dayalı oyunları caiz görmemekteler. Hadislerde yer almamakla birlikte birçok âlim ve Hz. Ali (RA) satrancı da yasaklamaktadır. Hz. Ali (RA) satrancı neden haram saymış olabilir?

Satranç üzerine düşünürken oyunları ikiye ayırmaya karar verdim; geliştirici oyunlar ve durağanlaştıran oyunlar.

Peygamber Efendimiz’in (ASM) izlediği ve uyguladığı bütün oyunlar geliştirici oyunlardır. Bunlar: Peygamber Efendimiz’in (ASM) Hz. Âişe (RA) ile iki kez koşu yarışında bulunması, birini kazanıp diğerini kaybetmesi, yine Hz. Âişe (RA) ile kılıç-kalkan oyunu seyretmesi, Rükâne b. Abdülyezid ile birkaç defa güreşmesi ve onu yenmesi, bir ok yarışında taraf tutması ve okçuların duraksaması ile her iki tarafı da tuttuğunu belirtmesi, mızrak gösterisi seyretmesi, atını yarıştırması ve yüzmeyi teşvik etmesi gibi… Bu oyunlarda zihinsel ve fiziksel bir gelişme söz konusudur.

Durağanlaştıran oyunlar da ise “ne gelirse o” prensibi hâkim ve oldukça durağan oyunlar, talih oyunlarıdır. Taş oyunlarından elinize yerden hangi taş gelirse o, tavlada zar attığınızda ne gelirse o, kâğıt oyunlarında elinize ne gelirse o, şans oyunlarında kime çıkarsa ne gelirse o gibi… Ama ben kafamı da kullanıyorum diyenler varsa tebrik etmek lazım. Çünkü kendisini hayvanlardan ayıran farkı keşfetmiştir. Neyi kafamızı kullanmadan yapıyoruz ki? Sadece oyunlarda değil, her eylemimizde kafamızı kullanmak zorundayız zaten.

İşin içinden çıkamadığım konu ise satranç… Beni bu ayırıma iten satranç iken satranç hakkında hâlâ tam bir karar veremedim. Risale-i Nur Külliyatı’nda sadece bir bölümde satranç kelimesi geçmektedir:

Hem Risale-i Nur’un has talebeleri bâki elmaslar hükmünde olan hakaik-i imaniyenin vazifesi içinde iken zalimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife-i kudsiyelerine fütur vermemek ve fikirlerini onlarla bulaştırmamak gerektir.

Cenab-ı Hak bize nur ve nuranî vazifeyi vermiş, onlara da zulümlü zulümatlı oyunları vermiş. Onlar bizden istiğna edip yardım etmedikleri ve elimizdeki kudsi nurlara müşteri olmadıkları halde, biz onların karanlıklı oyunlarına vazifemizin zararına bakmaya tenezzül etmek hatadır. Bize ve merakımıza, dairemiz içindeki ezvak-ı maneviye ve envar-ı imaniye kâfi ve vâfidir.

Alıntıda siyasi olaylar için “satranç oyunları” denilmiştir. Bize siyasetin ve şeytanın şerrinden korunmamız gerektiğini öğreten Risalelerde siyasi olaylar yerine satranç kelimesinin kullanılması Nur talebelerinin satranca nasıl bakması gerektiği noktasında bir mihenk olabilir.

Peygamber Efendimiz’in (ASM) bu tarz eğlenceli oyun ve yarışların dışında sık sık şakalaştığını da bilmekteyiz. Peygamber Efendimiz’den (ASM) hareketle her türlü oyun, eğlence ve şakaları caiz kabul edebilir miyiz? Elbette hayır. Farzın ve mümkünse sünnetin dışına çıkılmamalıdır. Dikkat edilmesi gerekenler olarak şunlar sıralanabilir:

  • İbadetlerimizi geciktirmemek ve ertelememek
  • Kumara girmemek
  • Kötü sözlerden kaçınmak
  • Çevremizdekileri rahatsız etmemek,
  • Kendimize veya bir başkasına zarar vermemek
  • Gıybetten kaçınmak
  • (Erkek-kadın) tesettür kaidelerine dikkat etmek

Oyun ve eğlencenin insan hayatında yeri yok demek yanlış olur. Eğlenmek oldukça fıtri, ama çok dikkat edilmesi gereken bir eylemdir. Muhabbet (sohbet) olsun derken muhabbeti (sevgi) bitirebiliriz de.

Eğlenmenin gerekliliği hakkında İhyâ adlı eserinde İmâm-ı Gazâlî sürekli ibadetin insanı tembelleştireceğini, biraz dinlenerek azmimizi ve neşemizi artırmamız gerektiğini vurguluyor. Hep ciddiyet ve acı gerçeklere sadece peygamberlerin dayanabileceğini belirtiyor, ama eğlenceyi de abartmamız, ölçülü olmamız koşuluyla diyor.

Oyun konusunu fazla uzatıp insanların canının oyun çekmesine yol açmamak da lazımdır. Oyun konusunda ölçü ne olmalı diyenlere somut ölçü Emirdağ Lahikası II’de verilmiştir:

Evet beşer hakikate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesata da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesat beşte birisi olmalı. Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münafi olur. Hem beşerin tembelliğine ve sefahetine ve lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip beşere büyük bir nimet iken büyük bir nikmet olur, beşere lâzım olan sa’ye şevki kırar.

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

2 üzerine düşünceler “Oyunlar

  1. Memmi

    Satranç, vezir için şah için piyonun feda edilmesini içeren bir oyun. Yani adaleti mahza ya ters. Hz. Ali gibi adaleti mahza nın temsilcisi bir zatın santranca haram demesi de manidar.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım