Risale-i Nur talebeliğine talip olmak

Risale-i Nur talebeliğine talip olmak

Nurlara talip olmak… Nurlara talebe olmak… Nur yolunun yolcusu olmak… Dost, kardeş, talebe vasıflarından talebe vasfını taşımak… Üstadın talebe tanımıyla “Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıkmak ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilmek…” Üstadın her gece dua ettiği isimler listesinin kıyısında köşesinde bulunmak…

Sahi neydi Nur talebesi olmak?

Neydi Nurlara sevdalı olmak?

Neydi davası için yaşamak?

Sorularımın cevabını bulmak için şöyle çevirdim maziye gözlerimi… Üstadımın ve talebelerinin olduğu döneme tüm duygularımı katarak bir yolculuğa çıktım. Üstadımın Mesnevi-i Nuriye de dediği gibi “Aklım yürüyüş yaparken bazen kalbimle arkadaş olur.” Üstadın nice talebeleri vardı ki ihlâsın, Nur hizmetinin cisimleşmiş numune-i imtisalleridir. Onlardan öğrenmek gerek Risale-i Nur talebeliğini… Onlar ihlâsıyla, uhuvvetiyle bu yolun kara sevdalısı olmuşlar. Her şeyi göze alarak Üstada ve davasına yardım etmişler. Kimi dünyalık makam ve rütbelerinden, kimi anadan, yardan vazgeçerek hayatlarını Nur hizmetine adamışlar. Çünkü onlar dünyaya değil, ahirete talip olmuşlar.

Onlar “Hizmet-i Kur’aniyede bulunana ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli” demişler. Dünyanın haram lezzetleri için perhize girmişler. Nice cefalar çekmişler, hapishanelere düşmüşler. Fakat her biri kabiliyetlerine göre hizmet etmekten de geri kalmamışlar. Kimi “Nurun kâtibi”, kimi “Nurun postacısı”, kimi “Nurun iskele memuru”, kimi “Nur santrali”…

İslamköy’ü “Nur Fabrikası”, Isparta’yı “Gül Fabrikası”, Sav’ı “Bin Kalemli Sav”, Kuleönü’nü  “Mübarekler Heyeti” yapmışlar. İslamköy’ün öyle evleri olmuş ki yıllar sonra duvarlarını yıktıkça hâlâ içinden Risale-i Nurlar çıkmış.

Üstadın kâinata değişmem dediği Zübeyir ağabey Nur talebeliğini bize şu şekilde tarif etmiş:

Bir Nur talebesi yürüyen Risale-i Nur olmalıdır. Bir Nur talebesi bir mahalleden geçerken, hal ve etvarıyla Risale-i Nurları öyle yaşamalıdır ki halk onu görünce “Risale-i Nur geliyor” demelidir. Nurlarda öyle fani olmalıdır. Bu da hizmetle mümkündür.

İki eli kanda olsa, kelle koltukta olsa hizmeti aksatmayan Zübeyir ağabey… Eli sürahiye yetişemeyecek kadar hasta olan, ama Nurların fütuhatını duydukça ruhum asude diyen Zübeyir ağabey… Ve nice hizmet erleri…

Evet, bizler de Nur yolunun yolcusu olmak istiyoruz. Dünyaya değil ahirete talip olmak istiyoruz. Biz Risale-i Nur’u bir lütf-u ilahi bildik. Dünyaya Risale-i Nur gözüyle bakmaya çalıştık. Biz Üstadın Kur’an talebesi dediği talebelerini örnek aldık ve Risale-i Nur talebeliğine talip olduk. Kur’an ve iman hizmetinde fedai olmaya gönüllü olduk. Hepimizin maksadı i’lây-ı kelimetullah…

Onlar bıkmadı, yorulmadı, olmadı diye yeise düşmediler. Sıddık Süleyman ağabey bir gün “Biz yazıyoruz, biz okuyoruz. Üstad bu kadar zahmeti niye çekiyor.” diye düşünmüş. Üstad birden “Kardaşım göreceksin ben bunları bütün dünyaya okutturacağım” demiş.

Onlar tüm dünyaya meydan okumuşlar. Biz Risale- Nurlara talip olmuşsak eğer bir kişiyim burada hizmet yürümez demeyip “Nice azlar vardır ki nice çoklara galip gelirler” hakikatini tahakkuk ettirmeliyiz. Biz Risale-i Nurlara talip olmuşsak eğer iştirak-i a’mal-i uhreviyede hademelik yapmaktan mesrur olmalıyız. Biz Risale-i Nurlara talip olmuşsak eğer bilmeliyiz ki kalbimiz Risale-i Nur tarafından fethedilmiştir.

Rabbim! Biz Risale-i Nur talebeliğine talibiz. Sen bizi hakiki Risale-i Nur talebesi eyle! Allah’ım! Beni ve kardeşlerimi Sana layık bir kul, Efendimiz Aleyhisselatu Vesselama layık bir ümmet, Üstadıma layık bir talebe olma liyakatini bize bahşeyle! Âmin…

Zübeyir Gündüzalp

Latest posts by Zehra Kocabaş (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.