Risale-i Nur’u anlamak ve ihlâsla yaşamak

Risale-i Nur Külliyatı Kur’an’ın manevi bir tefsiridir. Yani, Kur’an’ın bu yüzyıla ve gelecek yüzyıllara bakan manasını gösteren eşsiz bir eserdir. Bu açıdan düşünüldüğünde, bu eserleri gerçek manada kavramanın herhangi bir sınırı ve sonu olmasa gerektir. Nitekim eserin sahibi olan Bediüzzaman dahi yüzlerce defa Nurları okumuştur. Her okuyuşunda ayrı bir lezzet almış ve farklı manalar keşfetmiştir.

İnsanın maddi ihtiyaçları olduğu gibi manevi ihtiyaçları da vardır. Havaya, suya, gıdaya ihtiyacı olduğu gibi manevi duygularını doyuran, besleyen dini hakikatlere de aynı oranda, belki daha fazla muhtaçtır. İşte, Risale-i Nurlar insanın manevi ihtiyaçlarını en güzel bir şekilde tatmin eden eşsiz eserlerdir. Havaya, suya her gün muhtaç olmak gibi, Risale-i Nur’un imanî ve Kur’anî hakikatlerine de her gün ihtiyaç sözkonusudur.

Bu manevi ihtiyacı hissetmek kişiden kişiye değişir. İhtiyaç ne kadar fazla hissedilirse, aynı oranda Risale-i Nurları okuma ve anlama konusunda da fazlaca gayret gösterilir. Risale-i Nur’u yeni tanıyan, çölde suya hasret kalan bir insan misali, tam ihtiyacını hissederek, şevkle okumaya, anlamaya, yaşamaya çalışır. Fakat bu süreçte ciddi zorluklar da yaşar. İster istemez şu soruların cevaplarını arar. Hangi risaleden başlamalıyım? Risale-i Nurları hangi sırayı takip ederek okumalıyım? Anlamayı kolaylaştırmak ve derinleştirmek için nasıl bir metot takip etmeliyim?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Nur risaleleri bir öğretmene muhtaç olmadan, kişinin kendi gayretiyle anlayabileceği bir tefsirdir. Yediden yetmişe, cahilden âlime toplumun her sınıfından insanın ihtiyacı olan iman hakikatlerini en mükemmel bir kıvamda ders veren bir eserdir. Lakin herkesin istifade derecesi elbette aynı değildir. Risale-i Nur’daki her bir mesele bütünüyle hemen anlaşılamaz, fakat hiç kimse de hissesiz kalmaz. Bediüzzaman, Risale-i Nur’un bir kısım yerlerinde bunun sebebini şu bir misalle izah etmiştir: “Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil, belki, elleri uzun olanların da hisseleri var.” Bu sır gereği Risale-i Nur okuyucusuna düşen çok hırs göstermeden, boyunun yettiğine kanaat ederek, halis bir teveccühle iman hakikatlerini tekrar tekrar okuyarak daha fazla anlamaya çalışmaktır.

Nasıl ki yanmayan yakmaz, dolmayan taşmaz, anlamayan anlatamaz. Kur’an’ın manevi mücevherlerinin sergilendiği Risale-i Nur gibi bir Külliyatın tam anlamıyla kavranması için de zamana ihtiyaç vardır. Cenab-ı Hakkın kâinata koymuş olduğu hikmet kanunları gereği hakikatlerin zirvelerine basamak basamak çıkmak gerekir. Herşeyde olduğu gibi Risale-i Nur’a muhatap oluşun acemilik devresinde zorlanmalar, sıkılmalar, yavaş kavrayışlar, hazmetmekte güçlük çekişler elbette yaşanır. Risale-i Nur derslerinin heceleme safhası kaçınılmazdır. İhlasla, sabırla ve tam bir teveccühle hakikatlere muhatap olundukça, azimli okumalar sürdükçe akılda, kalpte, ruhta ve tüm duygularda canlanmalar başlar ve ömür boyu süren dinamik bir eğitimin tohumları atılır.

Hangi kitaptan başlamalıdır?

Risale-i Nur’un her bir risalesinin kendi makamında önceliği vardır. Her bir risale farklı hakikatlere pencere açar ve farklı manevi ihtiyaçları giderir. Bu sırdandır ki, Bediüzzaman telif ettiği eserleri için “Risaletü’n-Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Her birinin kendi makamında riyaseti var” demiştir. Kendisi de eline aldığı bir risaleye “en birinci budur” diye kıymet verip iştiyakla okumuştur.

Risale-i Nurla ilk defa muhatap olanın, okunması ve anlaşılması kolay bir kitap (ya da kitapçık) seçmesi çok önemlidir. Merak uyandırıcı, şevk verici, doğru bir başlangıç yapılmalıdır. Bu açıdan, Sözler’in sonunda yer alan, Zübeyir Gündüzalp’in Risale-i Nur ve Bediüzzaman’ın mahiyetini enfes bir üslupla anlattığı Konferans, Risale-i Nur’a Külliyatına giriş hükmüne geçebilecek bir bölümdür. Taşınması, okunması ve anlaşılması kolay olan cep boyu kitapçıklardan Küçük Sözler ve Gençlik Rehberi gibi eserler de başlangıç için doğru tercihler olacaktır.

Bediüzzaman, Risale-i Nur’un Söz ve Mektuplarının okunmasıyla birçok hakikatlerin keşfedileceğini belirtmiştir. Sözler, Kur’anî ve imanî hakikatleri bütünüyle ihtiva etmesiyle, Risale-i Nur Külliyatının gövdesi olmasıyla ve mevki olarak başı çekmesiyle öncelikle okunması gereken bir eserdir. Bediüzzaman’ın “yirmi beş elmas” kıymetinde gördüğü Yirmi Beşinci Söz, “yirmi dokuz yakut” değerinde gördüğü Yirmi Dokuzuncu Söz ve İbni Sinanın “akıl buna yol bulamaz” diyerek dehasıyla kavrayamadığı haşir meselesini çocuklara da bildiren Onuncu Söz gibi eşsiz risaleler yedi yüz sayfalık Sözler kitabının içinde yer alır. Sözler öyle bir eserdir ki lügatçesine aşina olundukça, bilinmeyen kelimeleri öğrenildikçe ve anahtar kavramları keşfedildikçe, Risale-i Nur’un diğer eserlerinin anlaşılmasını da kolaylaştırır ve tefekkürleri derinleştirir.

Sözler’deki temsili hikâyeciklerin tanziminden oluşan İman ve Küfür Muvazeneleri de, Risale-i Nur’u ilk defa okuyacak biri için doğru bir başlangıç kitabıdır. Eserde bilinmeyen kelimelerin nispeten azlığı, bölümlerin kısa olması, çoğu meselenin üç beş sayfayı geçmemesi okuma ve anlama kolaylığı sağlar. Konuların kısa olması ve temsili hikâyeciklerle meselelerin akla yaklaştırılması gibi yönleriyle okuma ve öğrenme şevkinin sürekli canlı tutulabileceği bir eserdir İman ve Küfür Muvazeneleri.

Merak uyandırıcı birçok imanî ve Kur’anî sorunun cevaplarından oluşan Mektubat isimli eser de, Külliyatı ilk defa okuyanlara tavsiye edilecek bir eser kıvamındadır. Özellikle de, Peygamber Efendimiz’in (ASM) 300’den fazla mu’cizelerinin konu edildiği On Dokuzuncu Mektup olan Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi her yaştan ve her ilim mertebesinden insanın zevkle okuyabileceği ve faydalanabileceği eşsiz bir risaledir.

Başka bir bakış açısıyla, Bediüzzaman’ın davası, mesleği ve meşrebi bilindiği takdirde daha bilinçli bir şekilde Risale-i Nurların okunacağı, inceleneceği ve diğer ihtiyaç sahiplerine tanıtma şevki taşınacağı da düşünülür. Buna binaen Bediüzzaman Said Nursi’nin hayat ve hizmet serüveninin bilinmesi de büyük bir önem arz eder. Bediüzzaman’ı daha iyi tanımak maksadıyla Tarihçe-i Hayat’ı okuyarak başlangıç yapmak da çok anlamlıdır ve bilinçli bir okumanın başlangıç şartlarından biri olarak görülebilir.

Külliyatı okurken nasıl bir sıra takip edilmelidir?

Öncelikle, Risale-i Nur Külliyatının tamamını okuma hedefi taşınmalıdır. Çünkü Risale-i Nur her bir konusu puzzle parçaları gibi bir bütünlüğe sahiptirler. Bu açıdan en kısa sürede Risale-i Nur Külliyatının bütüne dair genel bir bilgi sahibi olmak gerekir.

Sözler, bir anlamda Risale-i Nur’un tamamını da ihtiva eden bir kitaptır. Çünkü diğer eserler bir manada Sözler’in içinde yer alır. Mektubat, bütünüyle 33. Söz olarak Sözler’e dâhildir. Lem’alar ise 31. Mektup olarak Mektubat’a dâhil olduğundan, aynı zamanda Sözler’e de dâhildir. Şualar, 31. Lem’adır. İşaratü’l İcaz 30. Mektup ve Mesnevi-i Nuriye 33. Lem’adır. Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lahikaları ise 27. Mektub’u meydana getirirler. İman ve Küfür Muvazeneleri, Asa-yı Musa ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi ise tanzim eserlerdir. Risale-i Nur’da birbirini takviye eden meselelerin bir araya getirilip düzenlenmesiyle ortaya çıkan kitaplardır.

Risale-i Nur’daki yukarıdaki tanzim esas alındığında şöyle bir sıralama sözkonusudur: 1- Sözler, 2- Mektubat, 3- Barla Lahikası, 4- Kastamonu Lahikası, 5- Emirdağ Lahikası, 6- İşaratü’l İcaz, 7- Lem’alar, 8- Mesnevi-i Nuriye, 9- Şualar, 10- Tarihçe-i Hayat, 11- İman ve Küfür Muvazeneleri, 12- Asa-yı Musa ve 13- Sikke-i Tasdik-i Gaybi.

Bediüzzaman’ın Eski Said Dönemi Eserleri (Münazarat, Hutbe-i Şamiye, Divan-ı Harb-i Örfi, Sünuhat gibi) de mutlaka okunmalıdır. Özellikle Bediüzzaman’ın “tefsir mukaddemesi” manasında kaleme aldığı Muhakemat isimli eseri okundukça ve anlaşıldıkça Risale-i Nur Külliyatı’nın manevi şifrelere birer birer açılır.

Risale-i Nur eserlerini belirli bir sırayla okumadan önce, eser sahibinin hayatı ve davası hakkında etraflıca bilgiler veren Tarihçe-i Hayat’ı başa almak da bir yönüyle anlamlıdır.

Kişiden kişiye farklılık arz eden farklı okuma sıralamaları sözkonusu olmakla birlikte Risale-i Nur’un dört büyük kitabı olan Sözler, Mektubat, Lem’alar ve Şualar kitaplarındaki sıra esas olmalıdır. 27. Mektup olarak Mektubat’a dâhil olan Lahikaları (Barla, Kastamonu, Emirdağ) dört kitabın arasında okumak şeklinde bir sıralama da anlamlı bir tercihtir. Böylece, imani ve içtimai konuların sırayla birbirini takviye eder bir şekilde okunması sağlanır.

Risale-i Nur’u daha iyi anlamak için neler yapılabilir?

1-     Üsluba ve dile aşinalık kazanma

Risale-i Nur’un üslubuna aşina olmak ve manevi atmosferini sürekli yaşamak adına düzenli okumalar yapılmalıdır.

Risale-i Nur’un sıradışı bir dil ve üslubu vardır. Risalenin diline alışmak ve hakikatlerini daha iyi anlamak için kelime dağarcığı geliştirilmelidir. Bu açıdan en yakın dost olarak sözlüklere müracaat edilmelidir. Yeni baskı kitaplardaki sayfa kenarlarında o sayfaya ait tüm bilinmeyen kelimelerin verilmesi bu konuda epey kolaylık sağlamıştır. Bununla birlikte bilinmeyen kelimeler hafıza teknikleriyle ezberlenmelidir. Mesela, Sözler kitabını kelimelerini öğrenerek okuyan biri, Risale-i Nur’un diğer kitaplarında çok fazla kelime sıkıntısı çekmeyecektir.

En fazla bir yıl içinde tüm eserleri okumak için çaba sarf edilmelidir. Okumaları düzenli hale getirmek ve aksamalar olup olmadığını takip etmek maksadıyla “şahsi okuma takip tablosu” oluşturulabilir.

Şahsi okumaları kesinlikle ihmal etmeden, az da olsa sürekli okumaya gayret edilmelidir. Bazen bir satır ya da bir paragraf okumak durumunda kalınsa bile, kitabı açıp o satırı ya da paragrafı okuma prensibinden taviz verilmemelidir.

Risale-i Nur eserleri bir bütün olduğu için, anlamada denge ve bütünlük boyutu göz önünde bulundurulmalıdır. Bir puzzle’ın parçaları gibi olan bu bütünlüğü yakalamak için özel bir gayret gösterilmelidir.

2-     Zihinsel ve Duygusal Hazırlık

İhlas Risalesinde geçen “bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” müjdesiyle şevk ve gayrete gelerek okumalar yapılmalıdır.

Öncelikle herkes kendi nefsini muhatap bilmeli ve sürekli sorarak, sorgulayarak okumalıdır.

İhtiyaç hissederek, bilmediklerinin farkına vararak, ihlas, samimiyet ve gayretle Nur’lara muhatap olmak Kur’anî ve imanî hakikatlerin açılmasına ve daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır.

Her okunuşunda insanın iç âlemine yep yeni manaların doğacağı bilinci, heyecanı ve merakıyla Risale-i Nurlara muhatap olunmalıdır. Bir meseleyi çok iyi bildiğini sanmanın neticesi olan monotonluk girdabına düşmekten kaçınmak için azami gayret gösterilmelidir.

Risale-i Nur yalnızca akla ya da kalbe hitap eden bir eser değildir. Tüm duyguların hisseleri vardır. Bu sebeple aklın kısa ellerinin tutmakta aciz kaldığı yüksek hakikatlere çıkmak için kalp, ruh, sır gibi duyguların pencereleriyle muhatap olunmalıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle Allah’ı tanıtan delillerin bir kısmı hava gibi, bir kısmı su gibi ve bir kısmı da nur gibidir. Bu hakikatlere kalp, ruh ve sır gibi duyguların latif elleriyle yönelmek gereklidir.

Her meseleyi tüm detaylarıyla ve derinliğiyle anlamak için aşırı bir hırs gösterilmemelidir. Hakikatlerin zirvelerine basamak basamak çıkılabileceği bilinciyle -sabır kuvveti dağıtılmadan- yaşanılan güne yoğunlaştırılmalıdır.

3-     Sorgulayarak Okuma

Talebe olmanın hakkını vermek için Risale-i Nur’a sorarak, sorgulayarak ve dikkatli bir nazarla inceleyerek muhatap olunmalıdır. “Niçin?”, “neden?”, “nerede?”, “ne zaman?” ve “nasıl?” gibi sorularla hakikatlerin derinliklerine dalmak ve sıradanlığın sığlığından kurtulmak için gayret gösterilmelidir.

Risale-i Nur hakikatlerini “akıl midesi”nin hazmetmesi için analiz ve sentezler ile anlamaya, kavramaya çalışmak gerekir. Akıl midesinin hakkıyla hazmedemediği hakikatlerden ruh, kalp, sır gibi duyguların tam manasıyla beslenemeyeceği gerçeğini akıldan çıkarmamak gerekir.

Risale-i Nur’un elmas gibi hakikatleri mihenge vurularak ve kıymeti tam manasıyla takdir edilerek okunmalıdır. Bazen bir kelimenin, hatta bir harfin bile çok önemli bir hakikate anahtar olabileceğini dikkatiyle tefekkür edilmelidir.

Risale-i Nurlar nefse okunmalıdır. “Nefsini ıslah edemeyen, başkasını ıslah edemez” prensibiyle muhatap olunmalıdır. Okurken kulaktan duyma eski bilgiler gözden geçirilmeli, gerektiğinde bu bilgilere format çekilmelidir.

Okunan meselenin anafikri ve anahtar cümlesi tespit edilmeye çalışılmalıdır. Meselede geçen anahtar kavramlar belirlenerek bu kelimelerin İslam düşünce geleneğindeki manaları detaylı olarak araştırılmalıdır. Anafikir, anahtar kavramlar, anahtar cümleleri anlamak üzerine ne kadar emek verilirse Risale-i Nur hakikatlerinin mana okyanuslarında o nispette uzun seyahatlere çıkıldığına şahit olunacaktır.

Risale-i Nurları merak ederek, sorgulayarak, araştırarak okumanın elbette bir zorluğu ve meşakkati vardır. Lakin ilim, özellikle de iman ve Kur’an ilmi ciddi bir talep ister, emek ister, zaman ister.

4-     Hayata ve pratiğe geçirme

Risale-i Nur hakikatlerinin okunmasının ve öğrenilmesinin asıl gayesi hayata geçirmektir. Manevi kurtuluş için önce bilmek, sonra amel edip hayata geçirmek ve en nihayetinde de ihlası elde etmek vardır. Her bilen amel etmeyebilir, her amel eden de tam ihlas sahibi olmayabilir. Fakat en ihlaslı olanlar en iyi bilenler ve en iyi amel edenler arasından çıkmışlardır.

Hayatı Nur hakikatlerine göre süzgeçten geçirme ve doğru yorumlama cihetinde de titizlik gösterilmelidir. Bu hassasiyetle yaşanırsa ancak, içi dışı bir, samimi, ihlaslı bir insan olunabilir.

Yaşanılan her bir hadisenin ve o hadisenin kalpte yansıması olan duygu hâlinin, aslında Risale-i Nur’un imanî bir hakikatinin daha iyi anlaşılması için bir fırsat olduğu bilinmelidir. Mesela, hastalık 25. Lem’a olan Hastalar Risalesine, bencillik 30. Söz olan Ene Risalesine olan ihtiyacı daha derinden hissettirir.

Gaflet ve günahlar nedeniyle bir kısım imanî ve Kur’anî hakikatlerin perdelendiği bir gerçektir. Baş çok büyük yükleri taşır, fakat göz bir kıla bile tahammül edemez. Bunun gibi insanda öyle hassas duygular vardır ki küçük bir günahı, belki en küçük gaflet hâline bile tahammül edemez. Bu manada insanın tüm hassas duygularını canlandıran ve manevi gıdalarını temin eden Risale-i Nur’un iman hakikatlerinden her gün ders almanın çok büyük bir ehemmiyeti vardır.

5-     Mütalaa ve müzakere etme

Risale-i Nur okurken anlamakta zorluk çekilen ya da tamamen anlaşılmayan meseleler not edilmelidir. Bu meseleler Risale-i Nur hakikatlerine vâkıf ağabey ve kardeşlerle sorulu-cevaplı bir şekilde detaylı müzakere edilmelidir. Özellikle, Risale-i Nur’a yıllarını vermiş ağabeylerin birikimlerinden azami derecede istifade edilmelidir.

Vakit buldukça fıtraten kendinize yakın bulduğunuz bir arkadaşınızla da birlikte Risale okuyanın ve bir kısım meseleleri müzakere etmenin büyük bir feyze vesile olduğu da önemli bir gerçektir.

Risale-i Nur hakikatlerinin derinliklerini keşfetmeye meraklı bir arkadaş grubuyla belirli peryotlarla ve planlı bir ders programı çerçevesinde gerçekleştirilen münazaralı dersler de feyiz kaynağıdır. İman ve Kur’an hakikatleri etrafında “yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor” manasında samimane, ihlaslı bir ittifak halkası kurmaktır.

6-     Ayrıca…

Risale-i Nur’da geçen bilinmeyen kelimelerin öğrenilmesi için çaba sarf edilmelidir. Kısa ve öz bir gramer bilgisiyle bilinmeyen birçok kelime arasındaki temel mantık anlaşılır. Tek bir kelimenin kökü ve anlamının bilinmesi sayesinde, aynı kökten gelen birçok kelime hakkında rahatlıkla fikir yürütülebilir. Sözlüğe bakmadan bilinmeyen ya da unutulan bir kelimenin anlamı keşfedilir. Mesela, nizam-intizam-muntazam-tanzim-nazım, ilim-âlim-talim-muallim, ikram-kerem-kerim-mükerrem-ekrem, şükür-şakir-teşekkür-müteşekkir kelimeleri gibi.

Risale-i Nur’da geçen bir kısım kavramları detaylı araştırarak öğrenmek de anlamayı derinleştirmek açısından çok önemlidir. Bu sebeple vücub-imkân-imtina, ehadiyet-vahdaniyet, ulûhiyet-rububiyet, cüz-cüz’i-kül-külli, hatem-sikke-turra, mana-i ismi-mana-i harfi-nazar-niyet gibi Risale-i Nur’un temel kavramları araştırmak, özellikle de bu kavramlara dair kaleme alınmış yazıları okumanın çok bir faydası vardır.

Risale-i Nur’da geçen veciz cümleler ezberlenebilir. Zübeyir Gündüzalp’in ifadesiyle “Aynen ezber, lisanda terakki ve inkişaf için fay­dalıdır. Mealen ezber muhakeme kabiliyetim inkişaf et­tirir.

Risale-i Nur’da hangi konuların nerelerde geçtiği hakkında özet bilgi sahibi olunmalıdır. Birbiri açan meseleler hakkında güçlü irtibatlar kurmak için eşzamanlı okumalar yapılabilir. Mesela, haşir hakikatiyle ilgili temel bir risale olan 10. Söz’le birlikte, 28. ve 29. Söz’lerin, 11. Şua olan Meyve Risalesinin 8. ve 9. Meselelerinin ard arda okunması gibi…

Risale okumaları için özel bir ajanda ya da defter tutulabilir. Bu dokümana konu, sayfa, bilinmeyen kelimeler, özet, anafikir, anahtar kavramlar, zihne takılan sorular, vecizeler yazılabilir.

Risale okumaları ciddi bir çalışma programı ve takvim oluşturularak düzenli bir hale getirilebilir. Bir hafta ya da bir ay içinde hangi meselelerin okunacağı, günün hangi vaktinde ne kadar süre okuma yapılacağı belirlenebilir. Yine okuma süreci sonunda belirlenen hedeflere ne kadar ulaşılabildiğinin tespiti için okuma çizelgesi oluşturmak gibi düzenlemeler de yapılabilir.

Risale okumalarından keşfedilen hakikatler makale, fıkra veya gözlem yazısına dönüştürülür ise,  öğrenilen bilginin kalıcılığını da sağlanır. Yazı bir aynadır. Kişi yazı aynasında neleri öğrendiğini, nelerin de eksik kaldığını rahatlıkla görebilir. Zübeyir Ağabey “Bir defa yazmak, birkaç defa okumaya muadildir” demiştir.

Mahallerde düzenli olarak sürdürülen derslere katılmak suretiyle Risale-i Nur hakikatlerine dair yeni ve farklı bakış açıları kazanılabilir. Nur talebelerinin şahs-ı manevisinin atmosferini yaşatan dersler apayrı bir şevk ve motivasyon kaynağıdırlar.

Bediüzzaman’la ve Risale-i Nur’un konularıyla ilgili yazılı ve görsel kaynaklar takip edilebilir. Bu konularla ilgili gazetelerde, dergilerde, kitaplarda ve internet ortamında yayınlanan yazı ve makalelerden imkânlar ölçüsünde azami istifade edilmelidir.

İnternet ve yeni teknolojik imkânlar sayesinde -zaman kaybetmeden- Risale-i Nur’un istenen tüm metinlere ulaşmak mümkündür. İhtiyaç hissedildikçe bu imkânlardan da sonuna kadar faydalanılmalıdır.

Bir kaç paragraf da olsa yatmadan önce Risale-i Nur’dan okuma yapmak güzel bir alışkanlıktır. Böylece hem güne güzel bir hatime verilir, hem de rüya âleminde de iman ve Kur’an hakikatleriyle meşgul olabilme yolu açılmış olur.

Bütün bunlarla birlikte Risale-i Nur’dan öğrenilen hakikatler en yakın çevreden başlanarak diyalog kurulan herkesle, onların durumları da göz önünde bulundurularak paylaşılmalıdır. Bu bir sohbet havasında gerçekleşebileceği gibi, özel bir ortamda ders yapmak tarzında da olabilir. Başkalarının imanlarının kurtulması ve tahkiki hale gelmesine hizmet etmek gayesiyle, teorik olarak edinilen bilgileri pratiğe geçiren bu gibi faaliyetler, iman ve Kur’an hakikatlerini hazmetmenin en güzel bir vesilesi olacaktır.

Mustafa Said İşeri

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım