Şeytanın arkadaşları çoktur…

Şeytanın arkadaşları çoktur…

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’nin Münazarat isimli kitabı doğudaki aşiret temsilcilerinin suallerine vermiş olduğu cevaplardan oluşmaktadır. Sualler ve cevaplara genel olarak baktığımız zaman, İslam’ın siyasi ve sosyal hayata bakan derslerinin izahı olduğunu söyleyebiliriz. Detaya inildiğinde her sual ve cevaptan farklı anlam ve alanlara dair ders ve izahlar bulmak elbette mümkün.

Kitap, Bediüzzaman’ın müjdesi ile başlar.

Sual: Ey Seyda! İstanbul’a gittin. Bu inkılâb-ı azîmi gördün. Mühim işler içine girdin. Bize ne getirdin? Cevap: Müjde getirdim.

Hemşerilerine hediye olarak meşrutiyet müjdesi ile gelmiştir.  Ancak muhatapların meşrutiyet ve İstanbul’da olup bitenlerle ilgili olumlu kanaatleri yoktur, en azından müjdelik bir durum değildir onlar için. İçinde bulundukları durumu ikinci sualle açığa vururlar. “Sual: Müjde ne demek? Bazılar bize ‘Sizin için fenalık vardiyorlar.”  Bazılarının olumsuz propaganda ve bilgilendirme yaptığı ortaya çıkar. Bu sual de cevaplandırıldıktan sonra muhataplar “Biz öyle işitmedik” derler. Bunun üzerine Bediüzzaman başlıkta yer verdiğimiz şu sözü söyler.

Şeytanın arkadaşları çoktur

Şeytanın işi şer ve tahriptir. Tahrip tamirden kolay olması ve insi-cinni şeytanların arkadaşlıkları ve yardımı ile siyasi ve sosyal alanda bu tahribat daha da hızlı cereyan etmektedir. Ortaya atılan olumsuz bir söz veya bir haber kolayca tahkik edilmeden yayılmakta, bazen bire bin katan cerbezeli, propagandacı insanlar tarafından daha da büyütülerek yalan ile doğru birbirine karışmaktadır.

Doğru ile yalan, hak ile batıl, müjde ile fenalık birbirinden ayırt edilmez hale getirildiği ve gösterildiği zaman birçok kimse tercih yapamaz halde, kafası karışık bir hale gelmektedir. Bunun neticesi olarak sanki hak, hakikat, doğru ve müjde bilinemeyecek şeylermiş gibi görünmeye başlar. Hâlbuki hak ve hakikat güneş gibidir. Gözümüzü açıp bakmayı bilmemiz yeterli olacaktır. Ancak şeytan ve arkadaşları gözümüzü açmamıza izin vermemek için elinden geleni yapmaktadır.

Bediüzzaman bir ifadesinde şeytan için Sofestâî benzetmesi yapar. “Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan Sofestâî, hevâ da Bektâşîdir.” Şeytanın Sofestâî’ye benzetilmesi manidardır. Batı felsefe tarihi Antik Yunan ile başlar. Antik Yunan felsefesini kronolojik bir tasnif olmasa da kabaca üç dönemde ele alınabilmektedir; “Sokrates öncesi, Sokrates ve Sokrates sonrası.” Sokrates öncesi ve Sokrates döneminde doğa incelemesi yerine ilk defa “insan” üzerine odaklanan (Bediüzzaman’ın Sofestâî olarak söylediği) Antik Yunan’daki grubun adı Sofistlerdir.

Sofistlerin gayesi, becerikli iyi yurttaşlar yetiştirmektir. Bu gaye hem etiği hem siyaseti hem de toplumu ilgilendirmektedir. Sofistler öğrencilerine hitabet sanatını, gramerin esaslarını, dili etkili kullanma yolunu öğretmekte idiler. Bu yönleriyle onları bir hoca bir öğretmen olarak tanımlayabiliriz.

Sokrates öncesi dönemde doğa filozofları olarak adlandırılan filozoflar “Evrende ve doğada gerçek veya hakikat nedir?” sorusunun cevabını aramaktaydılar. Sofistlere göre ise herkesin kabul edebileceği genelgeçer bir bilgi yoktur, onun için hakikati aramak yerine insana, şahsa yararlı olan aranmalıdır. Bu düşünce bilgi kuramındaki bir değişikliğe işaret etmektedir. Genelgeçer bir bilgi olmadığı düşünüldüğü için Sofist filozof Protogoros “İnsan her şeyin ölçüsüdür” demiştir.

Atina şehrinde doğrudan demokrasi uygulanmış ve Sokrates’in idam edilmesinde Sofistlerin büyük etkisi olmuştur. Sofistler, iddiaları ve suçları anlatmaya başladıkları bir vakitte Sokrates “Öyle konuştular ki az kalsın kendimi suçlu sanacaktım” der. Sofistlerin en önemli özelliklerinin dili etkili ve güzel kullanarak hitabet sanatıyla topluluğu etkilemek olduğu görülür.

Güzel ve etkili konuşma, dilin imkânlarını en geniş anlamda kullanmak, ölçü olarak kendini kabul etmek ve ortada herkesin kabul edeceği bir gerçekliği bırakmamaktadır. O halde ben nasıl düşünüyorsam, onu süsleyerek anlatırsam bir şey yapmama, çaba sarf etmeme gerek olmadan konuşarak, cerbeze yaparak “habbeyi kubbe, kubbeyi habbe” gösterebilirim. Hakikatin anlaşılmasını engeller ve gerçeğin çıplaklığına rağmen gözlere perdeler çekebilirim.

Sofestâî/Sofist düşüncesine sahip olmak, belli bir sınır ve mihenkte durmamak, kendini merkeze koymak ve durduğu yerden her şeyi görmek, propagandaya alet olarak hüküm vermek şeytanın arkadaşları olmayı netice verecektir. Dinlediğimiz bir söze, okuduğumuz bir yazıya, baktığımız bir tabloya dikkat etmediğimizde gelen haberi tahkik edip insanların hislerinden soyutlamadığımızda şeytana arkadaş olmakla karşı karşıyayızdır. Onun için şeytanın arkadaşları çoktur…

Mehmet Kaplan
Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: