Siyâset-i nefsiyye veya küçük daire

Risale-i Nur’da siyasetle ilgili ortaya konan ve bugün önemi daha iyi kavranması gereken ölçülerden birisi siyasete hak ettiğinden fazla merak harcanmaması gerektiğidir. Vazife icabı siyasetle iştigal etmesi gerekenler müstesna, geniş kesimlerin siyasetle fazlaca ilgilenmesini birçok açıdan zararlı buluyor Bediüzzaman. Siyasî geniş dairelere aşırı bir odaklanma, dar dairedeki kalbî ve ruhî vazifelerin ihmaline yol açabilir.

Basit fikirli ve idare-i ruhiye ve diniyesine ve şahsiyesine ve beytiyesine ve karyesine ait lüzumlu vazifesini geri bıraktırmakla, onları meraklandırıp ruhlarını serseri, akıllarını geveze ve kalblerini de hakaik-i imaniye ve İslâmiyeye ait zevklerini, şevklerini kırıp havalandırmak ve o kalbleri serseri etmek ve manen öldürmek ile dinsizliğe yer ihzar etmek tarzında, kemal-i merak ile onlara göre malayani ve lüzumsuz mesail-i siyasiyeyi radyo ile ders verip dinlettirmek, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye öyle bir zarardır ki; ileride vereceği neticeleri düşündükçe tüyler ürperir.

İçtimaî hayatın hal-i hazırdaki durumu tüyler ürpertici neticelerin aşandığı günlerde olduğumuzu gösteriyor. Sosyal medya, radyo veya televizyondan duyduklarıyla ruhunu sersem, aklını geveze edenlerimiz hiç de azımsanmayacak miktarda. Söz gelimi “gerçek” Nurcu olmayı filan partiye oy verme kriterine bağlayanlar, yukarıda bahsedilen siyasete “kemal-i merak” ile bakmak hastalığına tutulmuş olmasınlar?

Burada geniş dairelerdeki vazifelerin inkarı söz konusu değildir. Merakın siyaset yolunda israf edilmesidir tehlikeli bulunan. Nitekim Asa-yı Musa’nın Dördüncü Meselesi’ndeki “mütedahil daireler” formülasyonuyla verilen mesaj yukarıda zikredilen kısımla aynı istikamettedir:

Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile –küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasib– vazifeler bulunabilir.

Siyasetle ilgili bu önemli izahlara benzer tespitlerin klasik ahlâk düşüncesinde de bulunduğunu öğrenmem Bediüzzaman’ın İslâm düşünce geleneğiyle bu konuda da sağlam bir irtibat içinde olduğunu görmeme vesile oldu. Fıkıh ve Siyaset isimli eserinde Asım Cüneyd Köksal siyaset teriminin klasik ahlâk kitaplarındaki karşılığına dair önemli bilgiler veriyor.[1] Bu bilgiler hem Risale-i Nur’un İslam düşünce geleneğiyle irtibat noktalarını göstermesi açısından hem de ders alınması gereken yönleri itibarıyla büyük önem arz ediyor. Meselenin ehlince daha nitelikli çalışmalara konu edilmesini temenni etmekle beraber dünyama açılan bazı hususlara işaret etmek istiyorum.

Müellif, siyasetin bir nesne üzerinde tesir icra etme anlamına geldiğini ifade ettikten sonra klasik ahlâk kitaplarında bu terimin ikiye ayrıldığını söylüyor: siyaset-i nefsiyye ve siyaset-i gayriyye. Siyaset-i nefsiyyenin tanımına baktığımızda Bediüzzaman’ın küçük dairede yapılması gereken vazifelerle büyük ölçüde örtüştüğünü görebiliriz: “İnsanın kendisini fena huylardan arındırıp iyi ahlakî hasletlerle süslemesi”. “Havas ve avam toplulukların kendilerine mahsus yöntemlerle idare edilmesi” olarak tarif edilen siyaset-i gayriyye ise Risale-i Nur’daki büyük dairelerdeki vazifelere tekabül ediyor denilebilir.

Bu açıdan baktığımızda küçük daire-büyük daire ayrımının köksüz bir tasnif olmadığını açık bir şekilde görüyoruz. Aynı eserde zikredilen Maverdî’nin hükümdarlarla ilgili düşüncesi ise bugün için de çok manidar dersler içeriyor: “Maverdî, toplumu yönetecek olan hükümdarların, iyi huyları kesbetmek suretiyle işe önce kendileri üzerinde siyaset icra ederek başlamaları, kendilerini ıslah ettikten sonra raiyyeyi siyaset etmeye (yönetmeye) geçmeleri gerektiğini söyler.” Bediüzzaman geniş kesimlerce büyük dairelere gösterilen aşırı merakın küçük dairelerdeki vazifelerin ihmaline yol açabileceğini söylemek suretiyle kitleleri siyasetin tehlikelerinden korurken Maverdî siyasîlere işe kendilerinden başlamaları gerektiğini söyleyerek toplumu siyasîlerin tehlikelerinden korumayı amaçlıyor. Neticede yöneten ve yönetilenlerin siyaset-i nefsiyyeyi öncelik olarak görmeleri gerekiyor.

Bu ölçülere bugün de çok muhtaç olduğumuz aşikar. Kifayetsiz siyasetçilerin siyaset-i nefsiyyeyi veya küçük dairedeki vazifelerini ihmal etmelerinin bedelini hep beraber ödemiyor muyuz? Veya geniş kesimlerin aşırı politize olmalarının yıkıcı sonuçlarını hep beraber görmüyor muyuz?


[1] Asım Cüneyd Köksal, Fıkıh ve Siyaset – Osmanlılarda Siyaset-i Şer’iyye, İstanbul, Klasik, s. 32.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım