Sosyal değişim ve Bediüzzaman

Toplum, değişik grupları ve kültür ögelerini içerisinde barındıran geniş bir kültürel sistem ve ilişkiler ağıdır. Hayatın temelinde birlikte yaşama şuuru vardır. Zira insanlar farklı ihtiyaçlarını karşılayabilmek için diğer insanlarla teşrik-i mesai etmeye mecburdur.  Bu nedenle toplumda farklılık kadar bütünlük ve birliktelik de önemlidir.

Toplum, bu tanımlama ile zıtlıkları içerisinde barındıran bir bütündür. Hem ferdi farklılıkları hem de kültürel farklılıkları içinde barındırır. Ferdin topluma etkisi ve toplumun ferd üzerinde kontrolü söz konusudur. Belli bir yapı içerisinde düzenli ve dengeli giden toplum hayatı bazen de kaos ve ihtilallere sahne olur.

En genel tanımlama ile tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçişteki kaotik ortamda ortaya çıkan sosyoloji ve sosyolojideki her bir kuram toplumsal düzenin ne olduğuna dair temel bir varsayıma sahiptir. Yöntemsel yaklaşımlar temel bir toplum anlayışından hareket ederler. Her yöntem farklı bir güç ve otorite kabul eder.

Her bir kuram kendine göre, toplum hakkında bir açıklamada bulunmuştur. Bazıları sistem ve yapıya vurgu yaparak “toplum sistemli ve dengeli bir yapıdır” demişler. Bazıları ekonomik çıkarları nazara alıp insanlığın tarihini sınıf çatışması olarak ele almışlar ve çatışmayı ön plana çıkarmışlar. Bazıları da insanların karşılıklı etkileşimini ele alıp bir takım sembollere dayanarak toplumu açıklamışlardır… Her kuramın hem güçlü hem de zayıf tarafları söz konusudur. Aslında her birisinin yaklaşımı hakikatin bir veçhesidir. Ancak hakikatin bütünü değildir.

Sosyolojinin üzerinde durduğu en önemli kavramlardan birisi değişimdir. Değişim ile ilgilenen kuramlar bütün insanlık tarihini ele alıp açıklama iddiasındadırlar. Bundan dolayı da büyük boy kuram olarak tanımlanırlar. Evrimci, çatışma kuramı vb.

Evrimci kuramın önemli temsilcilerinden ve sosyolojinin isim babası olan Auguste Comte, yapmış olduğu çalışmalarında;

Düzen içinde ilerleyen bir cemiyetin kanunlarını bulmaya çalıştı. Sosyolojinin dinamik ve statik olmak üzere iki kısmını inşa etti. Ona göre sosyal değişmeler, insanın fikri gelişme ve ilerlemesinin sonucudur. Comte üç hâl yasası ile insan zihnindeki gelişmeye tekabül eden üç ayrı cemiyet tipine işaret etmektedir. Teolojik, metafizik, pozitif aşama. Bu üç aşama toplumdaki evrimi göstermektedir.

Teolojik aşama; dinsel ve askeri dönemlerdir. Metafizik aşama; fizik ötesi ve yasal dönemdir. Pozitif aşama; bilim ve endüstri, bütün kuramsal kavramlaştırmalar pozitif bir nitelik kazanmıştır. Comte’un iddiasına göre pozitif aşamada din ortadan kalkacaktır veya kendisinin kurmaya çalıştığı, “insanlık dini” diye adlandırdığı ve ilmihalini yazdığı din dünyaya hâkim olacaktır.

Çatışma kuramının önemli temsilcilerinden olan Karl Marx da çalışmalarını bütün insanlık tarihini ele alarak yapar. Ona göre insanlığın tarihi, sınıf çatışması tarihidir. İlerleme ve değişim çatışmalar sonucunda meydana gelmektedir.

Toplumsal aşamaları; ilkel-kominal, feodal, sanayi ve komünizm olmak üzere sınıflandırır. Yaşadığı devirde sanayi toplumu hükümfermadır. Onun tezine göre proleterya devrim yapacak, komünist aşama başlayıp sınıfsız topluma geçilecektir.

Bediüzzaman da, yukarıda bahsedilen benzer aşama ve devirleri beşerin geçirdiğini kabul eder.

Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki hayat-ı içtimaiye-i siyasiye itibariyle beşer birkaç devri geçirmiş.

Birinci devri vahşet ve bedevîlik devri, ikinci devri memlûkiyet devri, üçüncü devri esir devri, dördüncüsü ecir devri, beşincisi mâlikiyet ve serbestiyet devridir.

Vahşet devri dinlerle, hükümetlerle tebdil edilmiş, nim-medeniyet devri açılmış. Fakat, nev-i beşerin zekileri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memluk ittihaz edip hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memluklar dahi bir intibaha düşüp gayrete gelerek o devri esir devrine çevirmişler; yani, memlukiyetten kurtulup fakat ‘el-hükmü li’l-gâlib’ olan zalim düsturuyla yine insanların kavîleri zayıflarına esir muamelesi yapmışlar. Sonra, İhtilal-i Kebir gibi çok inkılaplarla, o devir de ecir devrine inkılap etmiş. Yani, zenginler olan havas tabakası, avamı ve fukarayı ücret mukabilinde hizmetkar ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri ehl-i sa’yi ve ameleyi küçük bir ücrete mukabil istihdam etmeleridir.

Bediüzzamanın buradaki sınıflamasının diğer kuram ve yaklaşımlardan önemli bir farkı vardır. Auguste Comte’da pozitif aşamaya denk gelen sanayi toplumu, Bediüzzaman’da  “ecirlik” devri olarak söylenmiş ve bu aşamada kalınmayacağı ifade edilmiştir.

Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı. Şimdi ecir olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor. Beşerin başı ihtiyar; edvar-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlukiyet, esaret, şimdi dahi ecirdir, başlamıştır, geçiyor.

Yine başka bir bölümde, “beşer esir olmak istemediği gibi ecir de olmak istemez.” der.

Karl Marx ise sanayi toplumunda emeğin suistimali sebebi ile devrim olacağı ve komünist toplum ortaya çıkacağını söylemiştir. Başta Rusya olmak üzere dünyanın belli ülkelerinde komünist sisteme geçilmiş, ancak dünyanın geldiği sistem içerisinde iflas etmiştir.

Bediüzzaman da sanayi toplumundaki emek israfına dikkat çekmiş, “ecirlik” dediği bu devri şu şekilde tarif etmiştir:

Bu devirde su-i istimalât o dereceye vardı ki, bir sermayedar, kendi yerinde oturup bankalar vasıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde; bir biçare amele sabahtan akşama kadar, tahte’l-arz madenlerde çalışıp kut-u lâyemût derecesinde on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hâl müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avam tabakası havassa ilan-ı isyan etti. Şu asrın tabiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik suretinde, evvel Rusya’yı zirüzeber edip geçen Harb-i Umumiden istifade ederek her yerde kök saldılar.

Sonuç olarak Bediüüzzaman Said Nursi ne pozitif aşamada kalacak bir toplum, ne de sınıfın olmadığı komünist bir toplum modelini kabul etmiştir. “Nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıttır.” diyerek, mutlak eşitlikten bahsetmenin insanlığın fıtratına uygun olmadığını söylemiştir.

Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler muvazeneleriyle rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise havas tabakasında merhamet ve şefkat, aşağısında hürmet ve itaattir.

Tabakalar arasında dengenin kurulması ile toplum hayatında, saadet ve selamet ortaya çıkacaktır. Dengenin esası olan, merhamet, şefkat, hürmet ve itaat ise; ancak Kur’ân’ın, “vücub-u zekât” ve “hurmet-i ribâ” düsturları ile mümkündür.

Mehmet Kaplan

Süleyman Demirel Üniversitesi / Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü - Din Sosyolojisi
Mehmet Kaplan

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)

Sosyal değişim ve Bediüzzaman” üzerine bir yorum

  1. Çok kısa ve öz bir çalışma olmuş. Allah razı olsun. Ben bu konu hakkında tam 296 sayfa yazı yazdım hala da güzel olmadığını düşünüyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.