Terk edilmiş bir mesele: evrim

Evrim meselesi Müslümanlar olarak terk ettiğimiz, “metruk” bir mesele. Adeta mayınlı sanılan bir siperi düşmana terk eden bir ordu gibi, ehl-i sünnet olarak bu meseleyi terk etmeyi seçiyoruz. Oysa yapmamız gereken şey önce bu meselede gerçekten tuzaklar var mı, varsa nelerdir diye bakmak ve tuzakları imhaya çalışmaktır. Eğer gerçekten tuzaklı ve umutsuz bir meseleyse terk edilebilir lakin kaçmanın savaşarak kaybetmekten daha büyük bir yenilgi olduğunu unutmamalıyız. Bu yazıda evrim meselesinin kendisini değil, bu meseleyi neden konuşmadığımızı ve terk ettiğimizi tartışmak istiyorum.

En genel anlamda evrimi konuşmamıza engel olan, doğruluğunu peşinen kabul etmiş olduğumuz, doğruluğuna inandırıldığımız veya doğru olma ihtimalinden korktuğumuz üç önerme var: Bunlardan birincisi Evrim teorisi Allah’ın varlığını inkâr eden bir teoridir. İkincisi Evrim teorisi ispatlanmamış, spekülatif veya uydurma bir teoridir. Üçüncüsü de bu meseleyi konuşmamızın bizlere hiçbir faydası yoktur. Evrim meselesini oturup konuşabilmemiz için bu üç önerme hakkındaki kabullerimizi yeniden değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Yeniden değerlendirme süreci için sırayla üç önermenin ne anlama geldiğini ve doğru kabul edildiği takdirde hangi sonuçlara ulaşıldığını inceleyelim.

İlk önerme “Evrim teorisi Allah’ın varlığını inkâr eden bir teoridir” diyerek meseleyi itikadî düzleme taşıyan düşüncelerin özetidir. Bu önermenin doğal iki sonucu vardır: Allah’ın yokluğunu (hâşâ) ispat etmek için evrimin varlığını ispata çalışmak. Diğeri ise Allah’ın varlığını savunmak için evrim teorisini çürütmeye çalışmak. Ancak eğer önerme yanlışsa bu iki sonuç da yanlış olacaktır. Bu önermenin gerçekten doğru olup olmadığını gözden geçirmeliyiz. Öncelikle evrim teorisi bilimsel bir teori olarak ortaya atılmış ve öyle değerlendirilmiş bir teoridir. Bilim ve bilimsel yöntem ise bir düşünce sistemi değil (bazı düşünce sistemlerinden etkilenmiş olsa bile) bir bilgi üretme metodu/aracıdır. Gözümüz ile aklımız nasıl farklıysa yani birisi yalnızca yazıyı okumak için bir araç, diğeri ise yazıyı anlayan ve değerlendiren asıl merci ise bilim ve düşünce sistemleri arasındaki ilişki de böyledir. Bilim yalnızca bilgiyi üreten bir araçtır. Kâinatın metafiziksel kısmıyla ilgilenmeyen, yalnızca fiziksel kısmını inceleyen bir araç. Bu yönüyle bilim, incelemediği bir alanda herhangi bir bilgi üretemez. Gözlerimiz sesleri duyamaz ancak bu seslerin olmadığının ispatı olmadığı gibi, gözlerimizin sesleri duyamadığını söylemek de seslerin olmadığının bir iddiası değildir. Bu örnekte olduğu gibi, metafiziği incelemek üzere dizayn edilmemiş olan bilimsel yöntem metafizik alanla ilgili herhangi bir yargıda bulunamaz. Metafizik kavramları inceleme alanı dışında tutması, onları inkâr ettiği veya olmadığını ispat ettiği anlamına da gelmez. Bu noktada şöyle bir yanılgı oluşmaktadır: Bilimin kendisi ile bilim insanlarının düşünceleri karıştırılmaktadır. Bilim bir düşünce sistemi değildir ve bir düşünceye sahip değildir ancak bilim insanları düşünce sistemlerine sahiptir. Bu ikisi karıştırıldığı takdirde bilim insanlarının metafiziksel görüşlerini ve yargılarını, bilimin metafiziksel verileri veya yargıları olarak anlamaya başlarız. Oysa gerçekte olan; bilim insanının, bilimin üretmiş olduğu fiziksel veriyi kendi metafiziksel görüşleriyle birleştirerek kurmuş olduğu düşünce sistemidir. Bu sistemin bilgisi artık bilimsel bilgi değildir; çünkü bilim herhangi bir metafiziksel yargıyı içerebilecek yapıya sahip değildir, gözün sesleri duyamaması gibi (Bilimin mahiyeti hakkında daha ayrıntılı bir inceleme için bakınız: http://vukufiyet.com/bilime-bilimsel-bir-bakis.html).

Bahsettiğimiz ilk önermeyi yeniden ele alacak olursak (“Evrim teorisi Allah’ın varlığını inkâr eden bir teoridir” önermesi) bilimsel bir teori olan evrim teorisinin metafiziksel bir kavram olan “tanrı” kavramı hakkında herhangi bir yargı içeremeyeceği sonucuna ulaşırız. Eğer böyle bir yargıyı içerdiğini iddia eden insanlar varsa ya kendi metafiziksel yargılarını “bilim” adı altında sunmaya çalışıyorlar demektir ya da evrim teorisi bilimsel bir teori değildir ve bilim çevreleri tarafından incelenemez demektir. Bilimsel bir teori olarak kabul edildiğini gördüğümüz bu teori, metafiziksel yargılar içermez, içeremez. Toparlayacak olursak; evrim teorisi Allah’ın varlığını inkâr etmez, edemez.

İkinci önermemiz “Evrim teorisi ispatlanmamış, spekülatif veya uydurma bir teoridir” diyerek evrim teorisinin bilgisini kabul etmeyen/doğru bulmayan düşüncelerin bir özetidir. Bu düşüncenin iki temel kaynağı olabilir: Birincisi meselemizdeki ilk önermenin doğru kabul edilmesiyle meseleyi itikadî düzlemde ele alarak yapılan itirazdır. Metafizik yargılar kâinat tasavvuru için daha temel ve genel önermeler oluşturduğundan metafizik yargılarımızla çelişen fikirleri en baştan doğru kabul etmeyiz. O meseleyi kendi bilgisi bağlamında değerlendirmeyi bile düşünmeyiz çünkü daha genel ilkelerle çelişen bir bilgi büyük resme göre değerlendirdiğimizde doğru olamaz. İlk önermeyi incelerken meseleyi itikadî düzlemden çıkardığımız ve evrim teorisinin metafizik yargılar içeremeyeceğini belirttiğimiz için bu yöntemle yapılan bir itiraz bizi evrim teorisinin hakiki mahiyetini anlamaktan uzaklaştıracaktır. İkincisi evrim teorisine bilimsel perspektiften ve günümüz insanının bilgisi bağlamında yapılan itirazdır. Nitekim bilimsel teorilerin kabulü de reddi de bilimsel yöntem doğrultusunda yapılmalıdır. Bir alanda üretilecek bilgi için otorite o alanın âlimleridir. Bir insan dünyanın en âlim zatı dahi olsa bilgisi olmayan veyahut otorite olmaya yetecek kadar bilgisinin olmadığı bir alandaki sözüne itibar edilmez. Özellikle teknik meselelerde bu konu daha da önemli bir haldedir. Kimse dünyanın en iyi doktoruna arabasını tamir ettirmeye gitmez. Kimse çok iyi bir kalp cerrahına beyin ameliyatı için bile gitmez. O halde evrim teorisinin bilgisinin ispatlanıp ispatlanmadığını, uydurma olup olmadığını değerlendirme yapma hakkı ve sorumluluğu bu alanın otoritelerine aittir. Bu konuda bilimsel anlamda geçerli olarak neler söylenmiş bakmamız gerekmektedir. Bu yöntemle yapılacak bir itiraz evrim teorisinin iddialarına dair eleştirel ve bilimsel bir sorgulama olacaktır. Bu yöntemin içindeki “bilim”e yapılacak bir itiraz ise doğrudan evrim meselesiyle ilişkili olmayan bir itiraz yöntemidir. Bu mesele doğrudan konumuzu ilgilendirmediği için çok kısa değineceğim. Bilime yapılan itirazın/eleştirinin de iki veçhesi olabilir: Birincisi bilimin temel ilkeleri ve yöntemine doğrudan ve tümden yapılan bir eleştiri. İkincisi itikadî kaygılar güderek bilimin bazı alanlarını sorgulamadan kabul etmek (uçağa sorgulamadan binmek gibi) bazı alanlarını ise reddetmek yoluyla yapılan eleştiridir. Bilime tümden ve tutarlı olarak yapılacak bir eleştiri bu yöntemle üretilen bilgilerin doğruluk derecelerine dair eleştirel bir sorgulamadır; ancak ikinci yöntem tutarlı ve eleştirel olmaktan uzak bir yöntemdir.

İkinci önermenin yeniden değerlendirilmesinde ulaştığımız sonuç, itikadî düzlemin dışında değerlendirildiği takdirde evrim teorisinin doğru olup olmadığına karar vermek kolektif bir otorite olan biyoloji biliminin hakkı ve sorumluluğudur. Yapılacak olan itirazlar veya ispatlar bilimin yöntemine ve biyolojinin ilkelerine uygun olmalıdır. Bize düşen de biyolojinin metafiziksel yargılarda bulunmadan bu alanda neler söylediğine kulak vermektir.

Üçüncü önermemiz “Bu meseleyi konuşmanın bizlere hiçbir faydası yoktur” şeklinde özetlediğimiz –ilk iki önermeyi yeniden değerlendirmeyi kabul etse bile– evrim meselesiyle doğrudan ilgilenmeyen, itikadî olarak ciddi problemler yaşamayan Müslümanların bu meseleyi konuşmamak için yapmış oldukları itirazdır. Elbette ki herkes ilgi alanına göre tefekkür dünyasına giren meseleleri konuşup tartışmakta özgürdür. Herkes bu meseleyi konuşsun demiyoruz. Ancak özgürlüğün, evrim meselesini konuşmak isteyenlere de tanınması gerekmektedir. Eğer ki bu itiraz evrim meselesini kimse konuşmasın diye yapılıyorsa “faydası yoktur” diye yapılan bu itirazın kendisi zarar vermeye başlar. “Dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır, ilim ve fenden gelirse izalesi zordur” diyor Bediüzzaman Said Nursi. Evrim meselesini Müslümanlar olarak konuşmuyor olmamız, özellikle de meseleye itikadî olarak yaklaşıp (daha doğrusu yaklaşamayıp) terk etmiş olmamız, ateistlerin evrim meselesini dalaletleri için meşru bir delil olarak kullanmalarına fırsat vermektedir (meşru bir delil olmamasına rağmen). Oysa birinci önermeyi incelerken bahsettiğimiz gibi bilimsel teoriler metafiziksel yargılar içeremez. Herhangi bir metafiziksel yargı içeren kâinat tasavvurunu da ne doğrulayabilir ne de çürütebilirler. Ancak bizim bu meseleyi konuşmak istemeyen yaklaşımımız meydanı ateistlere bırakıyor. Ve evrim meselesini ele alıp değerlendirmek isteyen gençleri yanıltıyor. Şöyle ki Müslümanlardan “Evrim olamaz çünkü Allah var” yaklaşımını duyan genç, ateistlerden de “Allah yok çünkü evrim var” önermesini duyuyor. Bizim bu yaklaşımımız ateistin önermesinin tam tersi olduğu için ortada bir paradoks olmuyor, bu önermelerden bir tanesinin doğru, bir tanesinin yanlış olacağı bir durum oluyor. Oysa biz evrim teorisini itikadî düzlemden çıkarıp konuşabiliyor olsak ateistlerin önermesinin meşru olmadığı aşikâr bir şekilde ortaya çıkacak. Bilimsel bilginin en geçerli bilgi olduğu bir toplumda yaşadığımız için genç arkadaşımız olaya “Evrim teorisinin ispatları var mıdır?” diye yaklaşıyor. “Allah’ın varlığının ispatları var mıdır?” diye de yaklaşabilir ancak Allah’ın varlığının ispatlarıyla bilimsel teorilerin ispatlarının mahiyetleri farklıdır. Modern toplum yapısında ise bilimin ispatları daha değerli var sayılmaktadır. Ve bu gencimiz de böyle bir toplum içerisinde bu varsayımı ister istemez benimsemektedir. Bu alanda otorite olan biyolojiye baktığı zaman ise evrim teorisinin doğruluğu konusunda yeterince tatmin olan gencin hakikat arayışı, kendisini en büyük hakikatten mahrum bırakan bir metafiziksel yargıyla son bulur: “Evrim olamaz çünkü Allah var, diyorlardı. Evrimin var olduğunu görüyorum. O halde Allah yoktur!”.

Günümüz toplumunda bu arayış öyküsüne birçok yerde ve kişide rastlayabilirsiniz. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz toplumsal durum çok yerleşik. Bu meseleyi terk etme sebebimiz siperin mayınlı olması ise o mayınlar imha edilebilir mi edilemez mi diye düşünmemiz gerek. Yoksa savaşmadığımız ve siperi terk ettiğimiz (meşru bir delil olmamasına rağmen ateistlerin bu meseleyi dalaletlerini temellendirmek için kullanmalarına izin verdiğimiz) için nice canlar bu siperde hayatını kaybediyor. Yalnızca bu durum bile evrim meselesine dair olan kabullerimizi, fikirlerimizi yeniden değerlendirmek, bu meseleyi konuşup tartışmak için yeterlidir.

Evrimi uzun uzun konuşabilmek duasıyla… Kâinatı daha iyi okuyabilmek için…

Ali Osman Çetin

Ali Osman Çetin

Hekim olabilmek için okuyan, hikmet arayan bir yolcu.
Ali Osman Çetin

Latest posts by Ali Osman Çetin (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım