TV kanalizasyonu

Kış

Adliyede yine her zamanki gibi yoğun ve koşuşturmalı bir gündü. Penceremin önüne iki martının konduğunu fark ettim. Martılardan biri geçenlerde içmeleri için pencere önüne koyduğum su dolu kaptan su yudumluyor, arada da cama gagası ile vuruyordu.

Martıları seyrederken sonbaharın artık yerini kışa bırakmak üzere olduğunu fark ettim. Ağaçlar yapraklarını dökmüş, gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış ve hava iyice soğumaya başlamıştı. Bu kış çetin geçeceğe benziyordu. Oda kapısının çalmasıyla daldığım düşüncelerden bir an için uzaklaştım…

Gelen, 14 yaşlarında bir kız çocuğu ve ona refakat eden sivil çocuk polisiydi.

Görüşmeye başlamadan önce “Şöyle oturabilirsin” dememle, çocuğun aceleci bir tavırla “Ne kadar sürer bu görüşme” diye sorması bir oldu.

Onun bu acelesinin, başlamak üzere olan TV programının yeni bölümünü kaçırmak istememesinden dolayı olduğunu öğrenince merakla hangi program olduğunu sordum. Çocuk, programın adını söylediğinde, içeriğini tahmin etmek çok da zor olmadı.

Sormaya devam ettim:

– Orada gördüğün insanlar gibi giyinmeye özeniyor musun?

Çocuk cevap verdi:

– Elbette ancak biraz bütçemi aşıyor.

Tekrar sordum:

– Peki bütçeni aşan kısmını nasıl hallediyorsun?

Çocuk:

– Boş verin hallediyoruz bir şekilde…

Sonra susarak başını öne eğdi.

Bu sırada beklemekte olan polis memurunun dikkatimi çekmesiyle bir an için boş bulunup:

– “Memur Bey siz de izliyor musunuz?” diye sordum.

Polis memurunun büyük bir özgüvenle:

– “Hayır tabii ki.”

Bu cevap beni bir nebze rahatlamıştı ki polis memuru konuşmasını sürdürdü:

– Bu aralar (…) programını izliyorum da, bu akşam yok.

Bu cevap benim için bardağı taşıran son damla oldu. Çocuk ile yaptığımız mesleki görüşmenin sona ermesiyle, zaten dikkatimi de çeken bir konu olduğu için “TV ve zararları” hakkında düşünüp, biraz araştırma yaparak, yazmaya ve okurlarımızla paylaşmaya karar verdim.

Tehlike

Evde farkında olmadan kıymetli vaktimizi hediye ettiğimiz ve çoğumuzun salonunda başköşede yer alan, sinsi bir tehlike var: “Televizyon!”

Konuyla ilgili, RTÜK’ün verileri de beni haklı çıkarıyor: RTÜK’ün, 2006 yılının Ocak ayında Türkiye genelini temsilen tam 14 ilde, 15 ve daha üzeri yaştaki toplam 4.606 kişi ile yaptığı araştırmaya göre; bir insan hafta içi ortalama 5,09, hafta sonu 5,15 saat TV izlemektedir. Yani bu hesaba göre 70 yıl yaşayan birinin hayatının ortalama olarak 15 yılını ekran karşısında geçirmekte olduğu belirtiliyor.

Televizyonun Zararları

Televizyonun olumsuz etkileri saymakla bitmez…

Televizyon ve şiddet konusunda bir araştırma yapan Yale Üniversitesi Aile Televizyon Araştırma ve Danışma Merkezi Yöneticisi Psikolog Prof. Dr. Jerom Singer ise televizyon ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

Evinize geldiğinizde yabancı biriyle karşılaşıyorsunuz. Bu kişi çocuklarınıza kavga etmeyi, dayak atmayı, dövüşmeyi, cinselliği öğretiyor. Siz bu insana ne yaparsınız? Onu biraz da şiddet kullanarak evden atmaz mısınız? Fakat bütün bunları her gün her saat yapan televizyonu başköşenize yerleştiriyorsunuz.

Televizyon, çocuklarımızın okuma ve yazma alışkanlığını ortadan kaldırmakta, konuşma ve davranış bozukluklarına yol açmakta, eve bağımlı hale getirerek sosyalleşmesine hatta bazen okuluna gitme konusunda çekingen davranmasına sebep olmaktadır.

Özellikle yabancı yapımları izleyen çocukların toplumun suç kabul ettiği davranışları gayet rahatlıkla yaparak suça karışma oranları artmakta, olay adli boyuta ulaşarak çocuk mahkemelerinde taşınmaktadır. Bu durum birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de suç potansiyelinin yükseldiği 14 yaş grubu çocuklarda tekrar eder hale gelmektedir.

Örnekler

Dünyada en çok izlenenlerden olması, çocuklara yönelik olması gibi sebeplerden dolayı mevcut bir çizgi film yapımı hakkında;

  • Yapımcısının siyasi ve toplumsal görüşlerinden dolayı senaryoda, sosyalizme dair bir takım düşünce ve inancı dayatması,
  • Paranın kullanılmaması, herkesin ihtiyacı olan şeyleri bedava edinmesi,
  • Tembel olanın da diğerleriyle aynı standartlarda yaşaması; meyve tarlalarında, yalnızca birinin değil herkesin bu tarlada hak sahibi olması,
  • Uzun siyah papaz cübbesi giyimli büyücünün dini sembolize etmesi, altın ve para düşkünü olması ve köyde yaşayan canlıları yakalayıp yemek istemesinin misyonerlik tarzında olması,
  • Tek bayan olan karakterin feminizmi; süslü olanın eşcinselliği; güçlü olanın maço erkeği temsil etmesi… vb. konularını içerdiği iddia edilmektedir.

Sıradaki örneğimiz ise yetişkinlere yönelik olan ve yine birçok ülkede reyting rekorları kıran bir yarışma hakkında:

  • Yapımın, yukarıdaki örneğin karşıtı sayılabilecek ve yine birçok ülkeyi etkisi altına almayı başarmış bir düşünce akımı olan kapitalizmi savunması,
  • Issız ve ilkel bir yerde kişilerin yaşam mücadelesi vermesi,
  • Yarışmacıların elenerek yok olması, kalanların iyi geçindiği kişilere bile arkasından diş bilemesi,
  • Hayatta kalmanın tek şartı olarak kazanmak isteyenin; her şeyi yapması, herkesi harcayabilmesi, güçlü olanın öbürlerini yok etmesi ve yok ettikten sonra üzüleceği yerde bunu zafer olarak görüp sevinmesi gerektiğine inanması,
  • Yarışmada oyunun kazananı gibi gözüken yarışmacıya, biraz para ve biraz ekran şöhreti sağlanırken, maddiyat ve şöhret anlamında asıl kazananın program yapımcılarının ve pazarlayan yerel şirketlerin olduğu; kaybedenin ise bu ve benzeri yapımların, yoksulluktan çıkmak için iradelerini felç ederek ekran başına kilitlediği seyircilerin olması… vb. konularını içerdiği iddia edilmektedir.

Bu ve benzeri örnekler artırılabilir… Söz konusu bilgiler şu an için iddia boyutundalar, ancak çocuklarımızın geleceği söz konusuysa hâlâ daha bu ve benzeri tehlikeleri göz ardı etmeye değer mi?

Bu yazıyı okuduğunda kimileri, “Çocuk ne anlar bundan? Ben bile daha yeni fark ediyorum” veya “Benim için sakınca yok. Bunlar o kadar da kötü şeyler değil” diyerek itiraz edebilir, önemsemeyebilir.

Ancak onlara da cevaben diyorum ki önemli olan bu yapımların sizce pozitif ya da negatif olması değil,  sizin filtrenizden geçerek çocuğa ulaşması gerektiğidir.

Kendi haline bıraktığınız çocuğunuza tesadüfen bugün onayladığınız düşünceler empoze edilmiş olabilir, ancak yarın onaylamayacağınız bir düşüncenin empoze edilmeyeceğinin garantisini verebilir misiniz? Bu tarz yapımlardaki gizli mesajlar, özellikle çocuklar olmak üzere herkesin bilinçaltına yerleşerek iç dünyasında normalleşiyor ve geleceğe taşınıyor.

İşte o yapımcıların istediği de bu!

Olması Gerekenler

Sizden ricam, bu zafiyetin fazlasıyla farkında olan kötü niyetli kişilerce, çocuklar için hazırlanan TV yapımlarının perde arkalarının araştırılması, en azından sanıldığı kadar masum olmadıklarının farkında olmanız ve aşağıdaki maddeleri elinizden geldiği kadarını uygulamanızdır:

  • Çocuk TV karşısında yalnız bırakılmamalı, izlemek istediği programların vermek istediği mesajlar hızlıca araştırılıp eğer olumlu ise ve çocuğun yaşına da uygun bulduysak izlemesine izin vermeli,
  • Çocuklara bir yaşından önce asla TV seyrettirilmemeli,
  • Ergenlik çağı bitimine kadar çocuğun TV seyrettiği zaman dilimi günde bir saati geçmemeli,
  • Eğer mümkünse ailenin bir arada olduğu zamanlarda en az 1 saat kitap okunmalı, hatta okunan kitabın etkileyici bölümleri aile fertleri arasında paylaşılmalı ve beyin fırtınası yapılmalı, özellikle aile ve çocuk gelişimine katkı sağlayan kitaplar okunmalı, spor ve sosyal etkinlikler artırılmalı…
  • Fark edilen zararlı yapımlar yetkili (Alo RTÜK 178) kuruma bildirmeli.

Son Olarak

Unutmayalım ki çocuğumuz bizim tarafımızdan;

Kabul ve onay görmüşse kendini sevmeyi, alay edilip aşağılanmışsa sıkılıp utanmayı öğrenecek,

Kin ortamı görmüşse kavga etmeyi, hakkına saygı göstererek büyütülmüşse adil olmayı öğrenecek,

Sürekli eleştirilmişse kınama ve ayıplamayı, utanç duygusuyla eğitilmişse kendini suçlamayı öğrenecek,

Güven ortamı içinde büyütülmüşse inançlı olmayı, övülmüş ve beğenilmişse takdir etmeyi öğrenecek,

Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse bu dünyada mutlu olmayı öğrenecektir.

Gördüğünüz gibi çocuklarımız bizim tutumlarımızdan sanıldığından daha fazla etkileniyorlar.

Hal böyle iken bize düşen; bizden duyduklarını değil, gördüklerini yapan çocuklarımızın geleceğini TV kanalizasyonuna düşürmemek için televizyonu evimizin baş köşesinden kaldırıp yerine ailemizi oturtmak; elimizdeki kumandayı bırakıp zaten bize uzanmış bekleyen ancak TV dalgınlığından fark etmediğimiz çocuğumuzun elinden tutmaktır.

Acele edin yoksa başka eller tutacak!

Hamza Bağ

Hamza Bağ

181806 Çocuk Mahkemesi Sosyal Hizmet Uzmanı
Hamza Bağ

Latest posts by Hamza Bağ (see all)

Bir düşünce üzerine “TV kanalizasyonu

  1. Geri İzleme: TV Kanalizasyonu | sonerbuyuk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım