Ubudiyet şuuru ve konfor

Ubudiyet şuuru ve konfor

İnsanın melek-i ilham vasıtasıyla anbean ilhama mazhar olduğunu biliyoruz. Birçoğumuz bunun farkındayız; her zaman bunun şuurunda olmasak bile bunun böyle olduğuna iman ediyoruz. En küçük şeylerde dahi yaşadığımız enfüsi çatışmaların kalp dairesindeki melek-şeytan çekişmesinden geldiğine inanıyoruz. Aniden aklımıza gelen müspet bir fikrin Allah’tan gelen bir ilham olduğuna kanaat edebiliriz bu manada. İşte ben de bir Cuma günü aklıma mülhem bir duruma binaen bu yazıyı kaleme almak istedim…

Nefis tembelliği sever. İnsanın kemale erme meylini en çok baltalayan özelliklerin başında gelir onun bu tembellik sevgisi. Fıtratın gereği çalışmak, bir amaca yönelik gayret sarf etmek iken; nefis ve şeytanın işbirliğiyle tezahür eden tembellik etmektir.

Tembellik, atalet ve faaliyetsizliğin esasen adem olduğu ve küfrü işmam ettiği sıkça vurgulanır. Dolayısıyla iman sahiplerinin tembellik ve türevlerinden uzak durmaları onların imanlarını muhafaza noktasında hayati önem taşır.

Tembellik kendini farklı suretlerde gösterebilir. Ama en tehlikelisi, kulun kendine emredilenleri yerine getirmekte tembellik etmesidir. Zira dünyevi işlerde tembelliğin (ilk etapta) dünyada zillete açılan bir kapı olmasına karşılık, ibadetler noktasında yapılacak tembellik belki de onun sonsuz saadete nail olmaktan uzaklaşıp nihayetsiz azaba müstahak olmasına sebep olabilir.

Burada bizim daha ziyade üzerinde duracağımız kavram ise konfor… Konfor, taşıdığı anlam ve çağrıştırdığı ameller itibariyle aslında tembelliğe çok yakın bir ifadedir. Rahatlık, yaptığını nefsin hoşuna gidecek şekilde yapma, mecburi olan şeyde bile nefse en az ağır geleni tercih etme gibi manaları ifade eder. Tembellik de “rahatlık” gibi durumları haiz bir kavram olduğundan bu iki kavram ortak bir noktada buluşur çoğu kez. Birçoğumuz tembellik ve konforu birbirinin yerine ya da birbiri peşi sıra sık kullanırız aslında. “Bizim filan tembelliği sever, rahatına pek düşkündür” gibi cümleler günümüzün “sık kullanılanlar”ı arasında yer almaktadır.

Nasıl insanlar tembellik konusunda ikaz edilmişlerse, aslında “rahatından ödün vermeme” noktasında da ikaz edilmişlerdir, diyebilir miyiz o zaman? Mesela geçmiş kavimlerin açlıkla, kıtlıkla imtihan edilmeleri ve “etleri demir taraklardan” geçirilen insanların telmihinde “kulluğun o kadar da kolay olmadığı” ifade edilirken, bize imtihan edilme hakikatinin bir nevi “konfor”dan uzaklaşmakla (belki de konforun tam aksi zahmet ve sıkıntı çekmekle) eşdeğer olduğu mu ifham ediliyor acaba? Genel bağlamda zorluklarla cidal halindeyken insanın yaratıcısına olan kurbiyeti ile onun, nefsi rahat ve ferah iken O’na olan kurbiyeti arasındaki fark konforun insanı yaratıcısından ve onun emirlerine uymaktan alıkoyduğunu mu anlatıyor?

Günlük hayatta bu konfor-severliğimizin ve onun ubudiyet düsturlarına menfi etkilerinin bir çok örneklerini görmek mümkün. Mesela arada bariz fark olmaksızın aynı yere giden aynı cins 30 ve 50 liralık iki vasıtadan –iktisada muhalif bir surette- 100 lira olanına binen bir insanın iktisadı konfor-severliğe kurban edebiliyor. Şehiriçi toplu taşıma araçlarında seyahat ederken zahirde oturmaya kendisinden daha fazla ihtiyaç duyan birine yer vermek için oturduğu yerden kalkmayan biri, nefsü’l emirde kendisinden daha fazla merhamete layık olan o ayaktaki kişi yerine kendi nefsine merhamet ederek nefsinin konfor arzusuna yenik düşüyor. Yine daha fazlasının maişetlerini temin edebilecek durumdayken ve diğer belli şartlar müsait iken konforundan ödün vermek istemeyen zevc ve zevce “Çoğalınız, ben ümmetimin çokluğuyla övüneceğim” hadisine muhalif olarak yalnızca bir çocukla yetinmek isteyebiliyor. Kendi rahat ve konforunu İslam ahlakı üzerine çocuklar yetiştirmenin faziletine tercih edebiliyor.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir: Üretmek insana zor gelir, konforuna ters düşer, ama o sürekli tüketmekten geri durmaz. Kitap okumak zor gelir mesela ve o güzelim kıymettar vaktini TV izlemekle heba eder. Yazı yazmak zor gelir, yazanı eleştirir. Çünkü üretmek zordur; gayret ister, fedakârlık ister. Tüketmek ise kolaydır; nefsin rahatıdır çünkü, konforudur.

En acısı ama ve belki de en tehlikelisi, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden olayda gizli. Öylesine önemli bir hakikat (demek ki) ki yerine getirilmesi için Hz. Ömer (RA) özel bir görevli tayin etmiş zamanında. Evet namazda safların sıkılaştırılması durumu… Onda bile konfor-severliğimizin kurbanı oluyoruz. En az 4-5 kişinin daha dâhil olabileceği safa “rahat bir şekilde ibadet etme” isteğimiz mani oluyor. Orada Hz. Ömer’in (RA) yakaladığı o büyük hakikatten, dolayısıyla cemaatle kılınacak olan öyle bir namazın feyzinden mahrum kalıyoruz.

Evet öyle görünüyor ki ubudiyet ile konforun bir arada olması pek de mümkün değil. Yani ubudiyet şuuru konforu öteliyor. Tabii bu arada “Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız… ila ahir” hadisini ileri sürenler olacaktır. Ancak burada dile getirmeye çalıştığımız konu zorlaştırmak ya da kolaylaştırmak değildir. Ubudiyeti “nefsin keyfini nazara alarak” yapmanın doğru bir şey olmadığıdır.

Son olarak; hepimiz derece derece tembellik ve konfor tehlikesiyle karşı karşıyayız. Hakikat namaz kılmaktır mesela, tembellik ve konfor kılmamayı gerektirir. Hakikat, namazı vaktin evvelinde kılmaktır; tembellik ve konfor onu dilediği vakte tehir eder. Hakikat, namazı cemaatle kılmaktır; tembellik ve konfor tek başına kılmayı dikte eder. Hakikat, namazda safları sık tutmaktır; tembellik ve konfor namazı yayıla yayıla kılmaya teşvik eder.

Latest posts by Faruk Erdem (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.