Yalan nedir?

Bediüzzaman Hazretleri İşaratü’l İ’caz adlı eserinde  “Söylemiş oldukları yalanlar sebebiyle… Bakara 2/10” ayetini tefsir ederken “Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır” gibi bir açıklamaya başvurur. Bu güzide açıklama beni yalanın mahiyeti hakkında tekrar düşünmeye sevk etti.

Neden Bediüzzaman, kizb (yalan) için, insanları aldatmak ve İslam’ın kesinlikle yasakladığı bir davranış olduğundan hakikate ve sair insanlara bir cinayettir demek yerine, kudret-i İlahiyyeye bir iftiradır diyordu?

Risale-i Nur’u dikkatli okuyan biri Bediüzzaman’ın bir çok hakikati çözümlerken kainatta tecelli eden Esmaü’l Hüsna ile irtibat kurduğunu bilir. Yukarıdaki ayetin izahında kudret-i İlahiye ile iftira arasında kurulan ilişki de elbette Esmaü’l Hüsna ilişkisinin dışında olmayacaktır. Şöyle ki: Öncelikle, yalan söyleyen insan, yalan söylediği cihetle dürüst değildir. Fakat yalanı sair insanlar tarafından bilinmediğinden dolayı, kendisini dürüst bir insan olarak vasıflandırır. Yani aslında o insan vaadinden asla dönmeyen bir Rabbin güzel isimlerini üzerinde tecelli ettiren bir kul olarak gözükse de aslında öyle değildir. Bu cihetle kudret-i İlahiyeye bir iftira atmaktadır. Yani Allah-ı Zülcelal’in kudretini tecelli ettirmediği bir işte, fiili bir yalancılık yapan insan, o işte kudreti çalıştırmış gibi göstererek Allah’ın kudretine iftira atıyordur. Bu olayı tersinden de okumak mümkündür. Yani kudret-i İlahiye bir işte kudretini çalıştırdığı halde, kudretini çalıştırmamış gibi göstermek de kudret-i İlahiyeye bir başka iftiradır. Mesela kainatı yaratan ve her an yaratmaya devam eden Allah-ı Zülcelaldir. Allah’ın bu kainatı yaratmadığını iddia etmek ise inkardır, küfürdür. Mahiyeti itibariyle küfür bir şeyi örtmek ve perdelemektir. Kainatı Allah’ın yaratmadığını iddia eden kişi hakikati örter ve bu yüzden de küfre düşer. Bu sebepten kizb, küfrün esasıdır.

Öte yandan, Bediüzzaman Hazretlerine göre kizb hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Kainatta vücudi olan “ekseriyet-i mutlaka” ile hayırdır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri “Halk-ı şer şer değildir, kesb-i şer şerdir” der. Yani ateş yaratılış itibari ile (halk-ı şer) hayırdır, ama bir evi yakmak için (kesb-i şer) kullanıldığında şerdir. İmdi yalan, yaratılan bir şeyi ademi, yaratılması irade edilmeyen bir şeyi vücudi gösterdiği cihetle hikmet-i Rabbaniyeye zıttır.

İman sarayının yıldızları olan Sahabeleri tarif eden Hz. Aişe (RA), onlar için “Ashab-ı Kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktu. Çünkü onlar, yalanla imanın bir arada bulunamayacağını bilirlerdi” der. Evet iman, hayır ve vücudidir. Yalan ise yaratılan hayrı gizlemek ve setretmektir; yani vücudi olanı ademi göstermeye niyetlenmektir. Bu sebepten dolayı iman ile yalan bir arada bulunamaz. Evet yalan söylemek belki insanı dinin dışına çıkarmaz, fakat konuştuğu zaman yalan söylemek münafıkların vasfı olduğundan ve hikmet-i İlahiyeye zıt, kudret-i İlahiyeye iftira olacağından bu azim hataya düşmemeye  için çok büyük bir dikkat gösterilmelidir.

Sözlerimi Münazarat’ta geçen bir bölümle nihayete erdirmek istiyorum:

S : Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir?
C: Doğruluk.
S: Daha?
C: Yalan söylememek.
S: Sonra?
C: Sıdk, ihlâs, sadakat, sebat, tesanüt.
S: Yalnız? (bunlar mı?)
C: Evet!
S: Neden?
C: Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kâfi değil midir ki, hayatımızın bekası imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.

Enes Ergöktaş
Enes Ergöktaş

Latest posts by Enes Ergöktaş (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım