Yalnızlığı isteme benden…

Yalnızlığı isteme benden…

Yalnızlık…

Herkesin istese de istemese de bir gün mutlaka başına gelecek bir vakıa. “Her nefis ölümü tadacak” ayeti var ya hani; işte bu tecrübe de ferdin (daha önce hiç yaşamamış ya da yaşamamak için elindeki hislerini iptal edecek araçların hepsini kullanmışsa tabi) ayeti iliklerine kadar yaşadıktan sonra elinde kalan hazırlıksızsa eğer -ki parantez içindeki iptal-i hissi kabul ettik- endişeli bekleyişin ta kendisidir.

Hislerini iptal etmeyen ve merdane her türlü tecrübeye hazırlıklı olan insan için maddi anlamda bir kimsesizlik düşünülebilirken; işin metafizik olarak adlandırılan manevi boyutunda bunun hiç de öyle olmadığı aşikârdır. Hislerini iptal edenler için ise manevi âlemde yalnızlık vehmin ötesine geçmediği halde esaretin kurban seçtiği âlem bu cenah olsa gerek. Mazlumiyet atfettiğimiz anlaşılmasın!

Kimseden ırak olma hali diye tanımlayabileceğimiz yalnızlık; aslında gerçekle yüz yüze kalma halidir. Zira bu hal benliğini inceleme safhasının ilk ve en öncelikli şartıdır. Farkındalığın arttığı bu aşamada; insan, gün yüzüne çıkmamış kabiliyetlerinin farkına varır. Fiziksel olarak bir gelişimin içinde ontolojik olarak nerede olduğunu kavrar. Duygu, hayal, hafıza, akıl, latife, his ve sır gibi araçların sınırlarını işte bu safhada zorlamaya başlar. Yaşanılan duygu ve düşünce itibariyle bu durum olması gereken ve yaşanıldığı takdirde güzel neticeler veren bir gerçektir.

Peki, yaşanıldığı takdirde güzel olan ve taravettar semereler veren yalnızlık; acaba bilhassa günümüzde istenilen bir netice midir? Korkuların esiri olmuş bireylerin talep ettikleri en nihai hal olan yalnızlık hak ettiği yerde midir?  İnsanların bu zayıf damarından tutulup onlarla oynanıyor mu? Bu konuda istimal edilen silahlar neler? Bu benzeri sorular üzerinde kafa yorulması gerektiği aşikar.

Asla rücu itibari ile yalnızlık, yani maddesel olarak kimseden uzak olma hali insan için gereklidir.  Önceden de açıklamasını yaptığımız üzere insan kendini tanıması açısından bu türlü bir hale muhtaçtır. Fakat bu asırda insanı duygu ve latife itibariyle bir paçavra gibi savuran kesimin bunu istemediği ortada. Korkularının esiri olan insanların yalnız olma halini (maddesel yalnızlığı kastettiğimiz göz ardı edilmemeli) sefahat ve dalaleti temsil eden şahs-ı manevi bir türlü içine sindiremediğindendir ki insanı kimsesiz bırakmayarak en aşağı derekeye düşürmek istemektedir. Kaçırılmaması gereken bir nokta da; bu durumun menfi manada istimal edilmesi ve yalnız olmayan ya da maddi anlamda yalnızlığı başaramayan insanoğlu grup psikolojisiyle her türlü hataya düşmektedir. En ufak bir iyiliği yapma konusunda bin dereden su getiren zevatın binlerce insanı statlara bir sloganla doldurması önemli bir gerçeği gözler önüne sermektedir.

İnsanların en zayıf damarı diye adlandırabileceğimiz (bulunduğumuz zaman ve zemin şartlarına istinat ederek) yalnızlık, bulunup sıkıldığında bireyi en acıklı hallere giriftar eden hassas damarlar gibi. Menfi propaganda ile evhamlı bir insanı damda korkuta korkuta kenara itip düşürmeye çalışan alçakları hiç aratmamaktadır.

Manevi ve maddi olarak ikiye ayırabileceğimiz ve manevi olarak evhamdan öteye gitmez diyebileceğimiz yalnızlık insanı kendinden uzaklaştırmanın yanında öze dönüşü de içinde barındırdığını ifade etmemiz gerekli. Maddesel uzaklaşmada kendine gelen değerler, evhamlı bir uzaklaşmada ise kendini kaybetmektedir. Korkulan ikinci yalnızlık olmasının yanında mahiyeti de anlaşılamayan maddesel uzaklaşma olduğu dikkate değerdir.

İletişim araçlarının alabildiğine hızlandığı asrımızda istimal edilen silahların da ne kadar güçlü olduğu gözden ırak değil. Uzak olmak isteseniz bile başka bir şeye yaklaşmamanız ihtimal dahilinde değil. Nihayetinde yalnız kalmak istese de bunu başaramayan insan; hislerinin iptalini fırsat bilmektedir. Eskiden TV’den dem vururken; şimdi neye çatacağımızı şaşırmış durumdayız. Sosyal olmayan “asosyali” bir tuşla -bir ergenin dediği gibi; âlemlere akıtan- postmodern medya insanlığın mahiyetini toprak altına gömmektedir; bundan hiç şüphemiz olmasın. “Biz, insanların postmodern medya ile zamanlarını daha hızlı ve eğlenceli vakit geçirmeleri için çaba harcıyoruz” diyen junior patrona bir siyasinin “hadi ordan” lafını armağan ediyoruz. Neyse saded harici oldu kusura bakılmasın.

Kendisini sorgulamaya başladığında ve benliğine sorular sormaya başladığında bir şeylerin ters gittiği anlayacak ve ona göre hareket edecektir insan. Bu aşamaları yerine getirebilmesi için zaman ve zeminin müsait olması gerekir. Bunun farkında olanlar “neden?” ekseriyet menfi tarafta muhasebesini yapacaktır, o da işin ayrı bir boyutu.

Sonuç itibari ile yalnızlık vehmi olmamak şartıyla taşları yerinden oynatacaktır. Bunun farkında olan kesimler yalnızlık isteyen benlikleri kalabalıklar arasında eritmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bu bağımlılıktan kurtulmanın yegâne çaresi hiç şüphesiz öze dönüş yolculuğunu gerçekleştirip kendisine malum sualleri sormasında gizlidir. Tek başına halledemediği kanaatinde ise bir cemaat ve topluluğa mutlaka başvurma gayreti meselenin bir başka çözüm noktası olabilir. Kimse mükemmel değildir. Mükemmeli istemek muhal olmakla birlikte insan öncelikle kendine temiz bir sahife açmalı ve karaladığı yerleri silmekle başlamalı…

Latest posts by Ersin Acar (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.