Yaratıcıyı inkar edenlerin en önemli dayanağı: Kötülük problemi

Tanrının varlığı ya da yokluğu şüphesiz en önemli tartışma konusudur. Çünkü eğer Tanrı varsa ve bu Tanrı deizm’in iddiasındaki gibi umursamaz ve evrene müdahele eden bir Tanrı değilse, bu inanç insanlar için köklü değişikliklere sebep olacaktır. Teizm’de olduğu gibi dinlerin anlattığı Tanrılara inanan insanlar, inandıkları Tanrının isteklerine göre yaşamak sorumluluğuyla yüzleşecek ve bir takım arzularından vazgeçmek zorunda kalacaklardır. Veya Tanrı yoksa, inançları istikametinde yaşayan insanların hayatlarında temel değişiklikler gerçekleşecek, ahlaki normlar yeniden oluşturulmak durumunda olacaktır. Ayrıca teist düşünceye sahip insanlar sair insanların daha iyi ve daha ahlaklı yaşama sahip olmaları ve bazı teist inançlara göre Tanrıya inanmayanların yaşayacağı sıkıntılarla karşılaşmamaları adına onları Tanrıya inandırmak için çaba sarfetmekle yükümlüdür. Bunun karşısındaki düşünceye göre ise Tanrı yoktur ve bu sebeple Tanrının varlığına inanan insanlar büyük bir yanılgı içindedirler. Onların bu durumu toplumu ve dolayısı ile kendilerini etkilemekte, içtimai ve siyasi bir çok olayın yönünü değiştirmektedir. Ayrıca tanrıya inanmayanların –ahiret gibi- teistik iddiaların var olma ihtimalinin verdiği vicdani rahatsızlıktan kurtulmaları mantıki açıdan gereklidir. İşte bunlar gibi bir takım sebeplerle teist olanları Tanrının yok olduğuna dair ikna etmeyi bir ihtiyaç olarak görmektedirler. İşte bu tarz sebeplerdendir ki Tanrının varlığı insanoğlunun en önemli problemlerinden biridir.

Tanrı ve bütün manevi ve ruhsal varlıkları reddeden bu görüşe ateizm denir. Ateizm’e dair ilk örnekler Hindistanda ortaya çıkmıştır. Antik Yunan düşünürlerinden Anaksimenes, Demokritos, Epikür gibi isimler önemli ateist temsilcilerdendir. Ateizm düşüncesinin en büyük sebeplerinden birisi dünyada görünen kötülüklerdir.

Evrendeki kötülüklerin iyi bir tanrı ile bağdaşmadığı iddiası tarihsel açıdan çok eskilere gitmektedir. Kötülük, bir problem olarak ilk defa Antik Yunan düşünürlerinden Epikür tarafından ele alınmıştır. Bu konu o zamandan itibaren birçok filozof ve mütekellim tarafından tartışılmıştır. İlk çağda Eflatun, orta çağda İbn-i Sina, Gazali gibi önemli isimler ve modern dönemde Hume, Spinoza gibi birçok filozof bu kötülük problemi üzerine felsefe yapmışlardır.

Ateizmin en önemli savı olan bu problem basitçe şöyle ifade edilebilir: Tanrı (eğer varsa) en mükemmel özellikleri üzerinde barındırandır. Bu mükemmel özelliklerden üç tanesi; her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve sonsuz merhametli olmasıdır. Şu anda yeryüzünde olmak üzere olan bir kötülüğü düşünelim. Tanrı eğer herşeyi biliyorsa, şu an gerçekleşmek üzere olan bu kötülüğü de biliyordur. Herşeye gücü yetiyorsa gerçekleşecek olan bu kötülüğü engelleyebilir. Eğer sonsuz merhametli (iyi) ise engelleyecektir. Ama şu an dünyada bir yerde bir kötülük oldu. Öyleyse -haşa- Tanrı yoktur.

Tanrının var olmadığına dair geliştirilen argümanların en kuvvetlisi yukarıda ifade ettiğimiz bu problem, yani kötülük problemidir. Bu mantık silsilesine göre Tanrı olmamalıdır. Peki hakikaten böyle midir? Bu önermeler zinciri J. L. Mackie’nin iddia ettiği gibi bizi Tanrının var olmadığı sonucuna götürür mü? Yoksa Hume’un dediği gibi “Tanrı kötülükleri önlemek istiyor da önleyemiyorsa güçsüzdür; gücü yetiyor da önlemiyorsa iyi niyetli değildir” sonucuna mı götürür?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki bu akıl yürütme işleminde bir takım problemler bulunmaktadır. Mesela Tanrının varlığı ve özellikleri itibariyle Kadir, Alim, mutlak iyi oluşu “eğer varsa” gibi sadece bir önkabulle kabul edilirse, yeryüzündeki kötülüklerden ötürü bir Tanrının olamayacağı sonucu ortaya çıkar. Çünkü zaten bu Tanrı hayali olarak oluşturulmuştur. Akabinde Tanrının varlığıyla zahiren çeliştiği düşünülen bir durum ortaya çıktığında bu fikirden hemen vazgeçilmiştir. Ne de olsa sonsuz iyi bir Tanrı kötülüğe izin vermiyor olmalıdır. Dünyanın her yanında kötülükler de bulunduğuna göre bu apaçık Tanrının yokluğunu ispat edecek bir delil olacaktır.

Ancak önermelerin doğruluk değerleri kesinleştirilerek gidilirse akıl yürütme farklı bir sonuç vererek neticelenecektir. Şayet evreni inceleyerek Tanrının sonsuz kudret ve sonsuz ilmine şahit olunur ve buradan hareketle Tanrının Kadir-i Mutlak ve Alim-i Mutlak olduğu sonucuna ulaşılırsa, akıl yürütmeden elde edilen sonuç farklı olacaktır. Buna göre yeni akıl yürütme şöyledir:

Tanrı herşeyi bilen ve herşeye gücü yetendir. Sonsuz ilmi olduğuna göre, olmak üzere olan bir şer varsa, Tanrı onu bilir. Sonsuz kudreti olduğuna göre şerri engelleyebilir. (Yukarıdaki özelliklerine ilaveten) Eğer sonsuz iyiyse engellemesi gerekir. Şerler vardır. Öyleyse ya sonsuz iyi değildir. Veya gerçekleşen hadiseler Tanrının nazarında şer değildir. Veya bu olanlar şerdir ancak bu şerlere mühlet tanıyordur. Tanrı tanımı itibariyle mükemmeldir. Sonsuz iyi olmayan bir Tanrı mükemmel olamaz. En mükemmel olan bir Tanrının iyi olmaması düşünülemez. Öyleyse ya gerçekleşen olaylar Tanrının nazarında kötülük değildir. Veya bu kötülüklerin gerçekleşmesine belirli bir süreliğine müsaade ediyordur. Kötülükler zalimlerin başına geliyorsa bu zaten Tanrının nazarında adaleti sağlar. Ancak gerçekleşen kötülükler masum kişilerin başına geliyorsa bunun kötülük olduğunu sıradan bir insan bile farkeder. Öyleyse Tanrının bu durumun kötü olduğunu teslim etmemesi mümkün olamaz. Öyleyse başlarına kötülük gelen masum insanlara hakkını vermek ve bu dünyadan yaptıkları kötülüklerle gidecek insanlara ceza vermek üzere büyük bir mahkemenin kurulması zaruri olmaktadır.

Yukarıdaki akıl yürütmenin ilk önermesi olan her şeyi bilen ve her şeye kudreti yeten vasıfları delillerle ispat edilerek Tanrıya isnad edildikten sonra kötülüklerin varlığı Tanrının yokluğunu iddia etmeye delil gösterilemez. Çünkü zaten Tanrının varlığı, sonsuz kudret ve ilme sahip olduğu delillerle izah edilmiştir. Böyle bir izahtan sonra kötülüklerin varlığı Tanrının yokluğuna değil, herkesin hakkını alacağı bir ahiretin varlığına işaret eder.

Bu şekilde geliştirilen argümanın zayıf tarafı muhakkak bir surette Tanrının Kadir ve Alim olduğunun ispat edilip edilemeyeceğinin muğlak olmasıdır. Yani zaten Tanrının mutlak Kadir ve Alim olduğu ispat edilse, yokluğuna dair argüman geliştirme ihtiyacı kalmaz. Ne var ki ispat edilemese de teistik yaklaşımlardan birisi olan durumu en iyi açıklayıcı argüman olarak Tanrının varlığı rahatlıkla ağır basabilir. Ya da sadece kesin bir önkabulle yaklaşılsa bile sistem kendi içerisinde işler ve mantıklı çıktılar verebilir.

Bu argümanın eleştiriye açık bir başka yanı Tanrının varlığı ile kötülüklerin çeliştiğini Tanrının Alim-i Mutlak, Kadir-i Mutlak ve Hayr-ı mutlak olması özelliğine bağlamasıdır. Sonsuz iyi bir Tanrı kötülüğe izin vermez, kötülüğü engeller demektedir. Peki bu düşünceyi savunan bir zihin neden bu yaklaşımı yalnızca bir isim üzerinden gerçekleştirir. Ya da şöyle diyelim: Biz bu isimler üzerinden aynı mantık istikametinde bir takım akıl yürütmeler yapacak olsak, kötülük problemi argümanını kabul eden bir zihin bu akıl yürütmeleri de mantıklı bulacak mıdır?

Mesela kötülük argümanında bir şerri ilmiyle bilen, kudretiyle engelleme potansiyeline sahip olan ve iyiliğiyle engelleyen olarak tarif ediliyordu. O zaman şöyle bir argüman geliştirsek: Tanrı sonsuz kudretlidir. Yeryüzünde acizlik vardır. Tanrı sonsuz kudretli ve sonsuz iyi olduğu için acizliğe izin vermez. Öyleyse Tanrı yoktur. Ya da Tanrı sonsuz alimdir. Yeryüzünde cehalet vardır. Sonsuz ilim sahibi ve sonsuz iyi bir Tanrı cehalete izin vermez. Öyleyse Tanrı yoktur. Bu tarz argümanlar gösteriyor ki sonsuz özelliklere sahip olan bir Tanrının yarattığı bir evreni illa kendisi gibi kusursuz yaratması aklen zaruri değildir. Sonsuz kudretli olması acizlikleri yaratmasına, sonsuz alim olması cehaleti yaratmasına engel değildir. Zaten Alvin Plantinga’nın da ifade ettiği gibi Tanrı bu dünyayı iyilik ve kötülük içerisinde serbest bırakmıştır. Tanrının sonsuz kudretli olması cüz’i iradeye (free will) sahip mahlukların bulunduğu bir evrende kötülüksüz bir alem yaratmasını mümkün kılmaz.

Zaten kötülüksüz bir alemin yaratılması iyi değildir. Kötülüğün yaratılmış olması kötü değildir. Kötülüğün işlenmesi kötüdür. Çünkü yaratma fiili gerçekleştirilirken sistemin bütünü dikkate alınmalıdır. Bazı ferdlerin yaratılan bir şeyi kendi aleyhlerinde su-i istimal etmeleri onun yaratılmasının kötü olduğunu göstermez. Mesela Tanrı ateşi yaratmıştır. Ateşin yaratılmasının bireyler ve toplumlar için binlerce faydası vardır. Hatta medeniyetin temelini oluşturan başlıca unsurlardan birisi ateştir. Şimdi birisi çıkıp ateşi kendi aleyhine kötü kullansa, mesela elini ateşe soksa ve elini yaksa ateşin yaratılması kötüdür denilebilir mi? Bütün insanlığın her daim kullandığı böyle bir unsur bazı hususi hatalarla ferdlerin aleyhine geçtiğinde yaratılmasını kötü eyler mi? Ya da böyle bir durumda ateşin yaratılmaması binlerce hayrın gerçekleşmesini engelleyeceği için daha büyük bir şer olmaz mı? Eflatun Yasalar eserinde bu durumu güzel özetlemiştir:

Her hekim, her usta el sanatçısı her şeyi bütünü göz önüne alarak yapar; en üstün ortak amaca yönelen parçayı bütün için gerçekleştirir, bütünü parça için değil. … İşte sen bunu bilmediğin için kızıyorsun.

Kötülükler iki kategori halinde sınıflandırılabilir. Bunlardan ilki doğal (tabii) kötülükler, ikincisi ise ahlaki kötülüklerdir. Doğal kötülükler insanın başına gelen felaket, musibet gibi hadiselerdir. Ahlaki kötülükler ise insanların eliyle başka canlılar üzerinde gerçekleştirdiği kötülüklere verilen isimlerdir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi şerlerin yaratılması kötü değildir. Şerrin işlenmesi kötüdür. Şerrin yaratılması tam aksine iyidir. Çünkü eşya zıddıyla bilinir, farkedilir. Şayet cüz’i şer olmasa hayırların dereceleri oluşamayacak, böylelikle güzelliklerin farklı veçheleri görülemeyecektir. Çünkü güzelliğin farklı dereceleri, içine çirkinliğin dahil olmasıyla oluşur. Sıcağın mertebeleri soğukla irtibatına bağlıdır. Nasıl ki sonsuz bir ışığa bir sınır çizilmeden farketmek mümkün olmaz. Ya hakiki veya vehmi bir karanlık konulmalıdır ki ışık farkedilebilsin. Aynı bu şekilde evrende de zıtlar iç içe karıştırılmıştır ki farklı şeyler, farklı mertebelerde oluşabilsin. Zira Eflatunun dediği gibi “Kötülük ortadan kalkmaz Theodoros, zira daima iyiliğe karşılık bir şey bulunmalıdır. Kötü zannedilen şeyler tek başına düşünülmesi sonucu öyle görünür”. Halbuki ona göre parça bütün içindir, bütünde anlamlı ve güzeldir. Bunun gibi Tanrının sonsuz iyiliğinin farkedilebilmesi için bir takım kötülüklerin yaratılması da gayet mantıklıdır.

Ahlaki kötülükler kısmını çözüme kavuşturan yaklaşım Alvin Plantinga’nın geliştirdiği yaklaşımdır. Tanrı bu dünyada seçme hakkı olan, iyiyi veya kötüyü tercih edebilir varlıkları yaratmıştır. Bu tercih hakkı verdiği varlıklar iyilik veya kötülük yaptıklarında karışmıyorsa – ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olduğunu kesin olarak varsaymıştık- bunun tek bir izahı olabilir. O da yarattıklarının iyi ve kötü olanlarını seyrediyor ve değerlendiriyor olmasıdır. Sonsuz kudretli ve sonsuz iyi olduğuna göre sistemin bütününde kudret ve iyiliğinin tam anlamıyla gerçekleşmesi için iyilik ve kötülüklerin karşılık bulacağı bir ortam zaruri görünmektedir. Zira adalet bu dünyada tahakkuk etmemektedir. Bu sebeple ölüm sonrası bir hayatın varolması mecburdur.

Görüldüğü gibi kötülük problemi Yaratıcı gücün yokluğundan ziyade, bu yaratıcı gücün adaletini tahakkuk ettireceği bir zeminin var olması gerektiğine dair bir delil olarak karşımızda bulunmaktadır. Bununla birlikte tek bir yaratıcı fikrine sahip olanlar, ateizmin felsefesinin temeli ittihaz ettikleri bu argümanı birçok farklı açıdan incelemeli ve yeni yaklaşımlar geliştirmelidirler.

Bir düşünce üzerine “Yaratıcıyı inkar edenlerin en önemli dayanağı: Kötülük problemi

  1. Tevfik Ertem

    “…cüz’i şer olmasa hayırların dereceleri oluşamayacak, böylelikle güzelliklerin farklı veçheleri görülemeyecektir…” çoğu zaman benimde atladığım bir nokta. Bazı küçük veya büyük felaketler/sıkıntılar/kötülükler başımıza geliyor ki, Rabbi hatırlayıp dua edelim veya imanımız tembelleşmesin ve hep taze kalsın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım