Zaman olgunlaştırıyor insanoğlunu

Zaman olgunlaştırıyor insanoğlunu

Beşer vakit geçtikçe uyanıyor, aydınlanıyor derin ve deliksiz gaflet uykusundan. Bu uyanışa sebep kâh bir insanoğlu, kâh yaşadığı mühim bir menkıbe, kâh bir hazin ebediyete geçiş.

Beşer uyanıyor ve idrak ediyor, bulanık vaziyetteki iç dünyası berraklaşıyor. Ruhunun derinliklerinde volta atıyor sükûnet. Özüne, yaradılışına, varoluş gayesine, istikametine geri dönüşümünü gerçekleştiriyor. Sessiz çığlıkları, figan ve feryatları, yüreğini dağlayan sayısız ızdıraplarını süpürüyor gönlünün kirlenmiş sokaklarından. İzleri silinmiyor, kalıyor daima, kapanmayan derin bir yara…

Süreç içinde hatalar silsilesi yaşıyor insanoğlu. Bir zincir misali ardı arkası kesilmiyor. Her şey o ilk hata ile başlıyor ilk boşlukla, ilk zayıf anla. Gerisi çorap söküğü gibi vasıflı bir beşeri vasıfsız boyuta taşıyor hızlıca, bir iplik yumağına dönüşüyor. Bozulan, anlamını yitiren, kullanılamaz hale gelen o yumakla yalnızlıklarını yaşıyor beşer karşılıklı. Yapılan hata ve kaybedilen şuur tek taraflı mı oluyor acaba? Şairin dizelerde mırıldandığı gibi: “Sen kibrit oldun ben kav. Çakıştık, yanan ben oldum.”

Artık önemli olan vaziyet elindeki iplik yumağını tekrar çorap haline getirebilmekti. Rahat yüzü görmek mi acaba yegâne amaç? Aslında insanı mutluluğa sevk edecek en değerli yol rahat yüzü görmek mi? Bu klişe ve sıradan deyim mi bizleri arzuladığımız boyutlara taşıyacak sihirli sözcükler?

Etrafımıza ve yaşanmışlıklara hiç göz atmıyoruz. Fiili tecrübeleri ne derece göz ardı ediyoruz, bu deyimi sıkça kullandığımızdan belli. Hangi peygamber, veli, sıddık, dost, kul sıkıntıların en sıkıntısını yaşamadı. Hangi akıl ve şuur sahibi içinde bulunduğumuz aleme büyük çaplı şeyler katan beşerler yaptıkları işi “rahat yüzü görerek” yaptı? Bu sorular ve akıllarda uyanan ve bilinen tek cevap. Belki de bizlere öğretilen tek cevap. Feleğin bin bir cevrine şahit olmak kâinatta… Sevinç, üzüntü, keder, aşk, ızdırap, hoşlantı, mutluluk, heyecan… Yumruk kadar iki yumuşak ve hassas şeye sahip insanoğlu: Beyin ve kalp. Kalbim ayrı, aklım ayrı diyor cümlesi ne kadar mübah ve nankörce bir asılsız itham yaratıcıya, yaratılışa.

Akıl düşünür, idrak eder; kalp ise bunu tasdik eder, onaylar. Bu ikisi arasında kalınan meseleler daima yıkıcı, yıpratıcı, her daim özden ve benlikten bir şeyler alır, götürür küçük ya da büyük. Götürecek de tabi ki insanoğlu var oldukça bu kaçınılmaz engel olamayız. O zaman yine şaire dönüp dizelere teslim oluruz: “Feleğin her cevrine tahammül gerek. Değil mi cefayla sefa müşterek.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.