ƒ(acz, fakr, şefkat, tefekkür)

Üstad hazretlerinin “tarikat değil şeriattır” dediği dört temel esas vardır. Peki, bu dört esasın dördünün de aynı anda bir kişide bulunması gerekli midir? Bu dört esasın beraber bulunmasından çıkan sonuçla birisinin eksikliği ya da zayıflığında çıkan sonuç arasında bir fark var mıdır? “Şüphesiz olmalı” cevabını duyar gibiyim. O zaman soruyu şöyle değiştirelim: Herhangi birindeki eksiklik sonuçta kabul edilebilir bir farklılığa mı yol açar?

Aynı problem farklı boyutlarda mühendislik uygulamalarında da karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda bir problemin çözümü için çeşitli metodlar geliştirilmiştir. Bizim asıl sorumuza olan bakışımızı biraz değiştirirsek halihazırdaki bu metodları kendi sorumuzun çözümü için de kullanabiliriz.

Acz, fakr, şefkat ve tefekkür parametrelerini Risale-i Nur mesleği sonucunu veren bir fonksiyonun değişkenleri olarak düşünebilir ve her birini tek tek denklemimizden çıkararak bu değişkenlerin sonuca ne kadar etki yaptıklarını ve değişkenlerimizin birbirinden bağımsız mı yoksa birbirlerine bağımlı değişkenler mi olduklarını tespit edebiliriz. Bağımlı değişkeni, herhangi bir değişken sonucu etkilerken aynı zamanda diğer bir değişkeni de etkilemesi olarak düşünebiliriz. Birazdan konumuza girdiğimizde somut örneklerle konuda ihtisas sahibi olmayan okuyucular için de daha anlaşılır açıklamalar yapacağım ümidindeyim.

O halde acz parametresini denklemden çıkararak başlayalım. Yani özetle kişi fakr, şefkat ve tefekkür duygularına sahip ancak kendini aciz görmüyor. Durumlar en ekstrem şartlar için kurulup parametrenin etkisinin net bir şekilde görülmek istendiği için acz duygusunun hiç olmadığı varsayımı yapıldı. Buradan yola çıkarak eksikliğinde sonuca olan etkisi hakkında yorum yapılabilir. Dolayısıyla acz fıtri bir duygudur; uç örnekler haricinde az-çok herkeste bulunur. Burada hiç olmadığı durum gerçek dışıdır diye çözüm sistemi tenkit edilmemelidir. Bu durumda kişi fakr duygusu sebebiyle kendinde isteyip de elde edemediği şeylerin olduğunun farkında, aynı zamanda şefkat duygusuyla etrafındaki olup biten menfi olaylardan sürekli ızdırap çekiyor ve düşünerek bu duruma bir çözüm yolu bulmaya çalışıyor. Buradan tefekkür parametresinin doğrudan acz parametresiyle bağlantılı olduğunu çıkarmak mümkündür. Yani tefekkür değişkeni acz değişkenine bağımlı bir değişkendir. Çünkü kişi kendini aciz bildiği durumda bu tefekkürün sonucu “Ben acizim ama bana ve bu etrafımdakilere yardım edebilecek kudretli ve merhametli biri var” diyerek istenilen sonuç olan Allah’a gerçek manada kul olma sonucuna varırken; acz parametresi çıkarıldığında “Etrafımda bu kadar olaylar var ve benim de gücüm kuvvetim var (aciz değilim) o halde ben bu kişilere ve kendime yardım edebilirim” diyerek “Karunane” bir duruma düşüyor ki bu durum istenilen sonucun tam zıttı bir sonuçtur. Buradan acz parametresinin, denklemin genelini ve tefekkür parametresini doğrudan etkilediği çıkarımını yaparak kişideki acz oranı arttığı ölçüde doğru tefekkürleri yaparak Allah’ı doğru tanıma sonucuna ulaşıldığını görebiliriz.

İkinci durum olarak fakr parametresini çıkaralım. Kişi acz, tefekkür ve şefkat duygularına sahip ancak istediği her şeyin elinde olduğunu düşünüyor. İlk durumdaki ekstrem durum açıklaması burada ve diğer durumlarda da geçerliliğini korumaktadır. Kişinin duygu dünyasına bakıldığında yine etrafındaki olaylardan şefkat sebebiyle muzdarip ve bu sefer kendinde onlara yardım etme imkânlarının olduğunu düşünüyor ama yardım etme gücünü ya da yetisini kendisinde bulamıyor. Bu durumda tefekkür parametresinde bir şeylerin yine ters gitmesi beklenen bir durum ve öyle de oluyor. Kişi kendisindeki bu acziyeti kudretli ve merhametli bir Zat’ın giderebileceği sonucundan ziyade elinde olanların giderebileceği sonucuna varıyor. Başka bir değişle elinde olan imkânların aciz olduğundan dolayı ortaya çıkan eksiklikleri giderebileceğini düşünüyor ve o imkânlara yani çeşitli vesilelere sırtını dayıyor. İçine düştüğü durum bir Kadir-i Mutlak ve Erhamürrahimin olan zata istimdat etmek yerine aksi olan vesilelere bel bağlamak ve onlardan yardım dilemek oluyor ki burada fakr parametresinin de sonucu doğrudan etkileyen bir parametre olduğunu ve kişi ne kadar fakrının farkına varırsa o derecede doğru kişiye perestiş edeceği sonucu ortaya çıkıyor.

Tefekkür parametresinin çıkarıldığı durumla devam edelim. Kişi acz, fakr ve şefkat duygularına sahip ancak tefekkür yetisine sahip değil; yalnız burada durumu zekâ eksikliği olarak değil aciz ve fakir olduğunun farkında olmasına rağmen bir türlü bu tariki kullanarak Allah’a ulaşamama yani doğru düşünememe olarak algılamak daha doğru olacaktır. Duygu dünyasına baktığımızda kişi aciz ve fakir olduğunun farkında ve şefkat duygusundan ötürü etrafındaki olaylardan da olumsuz etkilenmekte, ancak tefekkür duygusundaki çarpıklıktan dolayı hem onu bu durumdan kurtaracak bir Zat’ı bulamıyor hem de acz ve fakrından dolayı geçen durumlardan farklı olarak kendinde ve elindeki imkânlarda da bir çıkış yolu bulamıyor. Bu durumun sonucu olarak kendi acz ve fakrını ve etrafındakilerin durumunu unutmaktan başka çıkar yolu kalmadığının farkına varıp kendini çeşitli aletlerle uyuşturuyor ve sarhoş ediyor, hayvancasına bir hayat geçiriyor, insanlıktan çıkıyor. Zaten insanı insaniyet mertesine çıkaran tefekkür etme duygusu insandan çıkarıldığı zaman bu sonucun doğması beklenilir bir durumdur. Sonuç olarak tefekkür de denklemimizin doğru sonuç verebilmesi için olmazsa olmaz bir parametre olarak karşımıza çıkıyor.

Son olarak şefkat parametresi çıkarıldığında kişi acz, fakr ve tefekkür duygularına sahip olduğundan belki kendi dünyası için kabul edilebilir bir sonuca varıyor ancak şefkat duygusundan yoksun olduğundan Allah’ın Rahim ismi gibi bazı isimlerini tam manasıyla idrak edemiyor. Ancak şefkat parametresinin bu denklemin Risale-i Nur mesleği sonucu verebilmesi için önemli parametre olduğu eksikliğinde ortaya çıkıyor. Kişi acz, fakr ve tefekkürüyle kendisinin bir yaratanı olduğunu ve onun marziyatı dairesinde hareket etmesi gerektiğinin farkına vardığı sırada şefkat faktörü de işin içine dahil olduğunda bu fark ediş artık sadece kendisi için olmakla kalmayıp etrafındakileri de içine alıyor. Bu durumda kişi sadece kendisinin değil etrafındaki kişilerin de ebedi azaptan kurtulmaları yolunda çaba sarf etmek durumunda kalıyor ki biz buna hizmet adını veriyor ve Risale-i Nur mesleği diyoruz.

Yukarıda yaptığımız analiz doğrultusunda Risale-i Nur mesleğinin temeli olan bu dört esasın dördünün de doğru sonuca ulaşabilmek adına olmazsa olmaz ve birbirine bağımlı değişkenler olduğu sonucuna vardık. Dördünün arasında birbirlerini tamamlayıcı bir bağ olduğunu tespit ettik. Dolayısıyla herhangi birisindeki menfi ya da müspet herhangi bir hareketlilik sonucunda ortaya çıkan Risale-i Nur mesleğinde büyük değişikliklere yol açacaktır.

Bu duyguların kemal mertebede anlaşılması ve hayata tatbiki duasıyla …

Serhad Aytaç

Serhad Aytaç

İstanbul Teknik Üniversitesi, Gemi İnşaatı ve Gemi Makinaları Mühendisliğinde yüksek lisans yapıyor.
Serhad Aytaç

Latest posts by Serhad Aytaç (see all)

3 üzerine düşünceler “ƒ(acz, fakr, şefkat, tefekkür)

  1. Abdülhamid KaragiyimAbdülhamid Karagiyim

    dilin biraz daha durulaşır inşallah :)) biraz zorlandım okurken
    konu gayet orjinal olmuş ama..tebrik ettim

    1. Serhad AytaçSerhad Aytaç Yazının Yazarı

      Allah razı olsun… ya ben okurken uğraşınca daha bi zevkle okuduğumdan yazılarda öyle çıkıyor genelde. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım