Hiçbir şey vera gibi olamaz

ALLAH’I TANIMAK ve sevmek itaati gerektirir. İtaat ise O’nun emirlerini yapmak ve yasaklarını da terk etme sorumluluğuyla gerçekleşir. Bu sorumluluğun (ef’al-i mükellefinin) bir kanadında farz, vacib, sünnet, müstehaplar diğer kanadında da haram, mekruh ve müfsidler yer alır. Bir de ortada mubah ya da meşru olarak isimlendirilen ne emredilmiş ne de yasaklanmış fiiller vardır. Ancak mubah/meşru fiiller dairesi nefs-i emmarenin emir ve yasaklar dairesinin sorumluluklarından uzaklaşıp … Okumaya devam et Hiçbir şey vera gibi olamaz

Komplo teorileriyle imtihanımız

YILLAR ÖNCE Avrupa’nın muhtelif ülkelerinden Nur talebelerinin iştirak ettiği bir etkinliğe katılmıştım. Amaç kaynaşmak, tanışmak ve farklı hizmet tecrübelerini dinleyip istifade etmekti. Katılımcılar hizmetlerine dair olan sunumlarına geçmeden önce söz hakkı organizasyona ev sahipliği yapan kişilerdeydi. Bir hoca akademik unvanının da getirdiği cesaret ve öz güvenle ben dahil misafirlerin tamamını heyecanlandıran bir coşkuyla kullanmıştı söz hakkını. O konuşmayı o gün eleştiren veya sorgulayan kimseyi hatırlamıyorum. … Okumaya devam et Komplo teorileriyle imtihanımız

Risale-i Nur’un dönemi geçmedi mi?

BELKİ SİZ de denk gelmişsinizdir böyle düşünenlere. Böyle düşünmelerinin çeşitli sebepleri olabiliyor; kimi dilini beğenmez, kimi yeterince modern bulmaz vs. Ben kötü niyetlileri bir kenara bırakarak iyi niyetli mütehayyirler ve elbette başta kendi nefsim için bu konuda birkaç kelam söylemek istiyorum. Risale-i Nur’un dönemi geçti mi, hayır! Risale-i Nur Kur’ân-ı Hakîm’den aldığı metot sayesinde yanlışlanabilir bilimsel teoriler değil yanlışlanamayan kâinat gerçeklikleri üzerine hakikatlerini bina eder. … Okumaya devam et Risale-i Nur’un dönemi geçmedi mi?

Sessiz bir çığlık…

Savaşlardan yorgun ve bitkin çıkmış bir millet. Elinde sopası, yüreğinde imanından başka bir şeyi olmayan bir millet. Aşk ile “ya Hak” diye son kez ve yeniden ayağa kalkıp düşmanla göğüs göğüse çarpışan bir millet. Ezan için, bayrak için, namus için, vatan için yekvücut olup izn-i ilahi ile istiklal uğruna savaşan bir millet… Zalimlerin mazlum gibi muamele gördüğüne şahit oldular. Kahramanların hain gösterildiğine ağladılar. Uğruna öldükleri … Okumaya devam et Sessiz bir çığlık…

Zelzeleyi “lezzetli bir hayret” ile tefekkür

ADALET TESKİN EDİCİ, zulüm ise sarsıcıdır. Kâinat gibi insanın maddi ve manevi hayatı da adalet ve denge üzerine kuruludur. Zira Allah’ın celali ve cemali tecellileri hem insan-ı ekber hem de kâinat-ı asgarda sayısız dengeleri gerektirmektedir. Bu hakikatin çok büyük hassasiyet kazandığı bir alan olan vicdandaki yansıması ise havf-reca dengesi şeklinde ortaya çıkar. Havf yani korkunun ürpermekten dehşete kapılmaya varıncaya nice mertebeleri olduğu gibi recanın yani … Okumaya devam et Zelzeleyi “lezzetli bir hayret” ile tefekkür

Kelamda terapi: olumlamalar

Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz) kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. (İbrahim 14/24- 25) Bediüzzaman hazretlerinin Sözler isimli risalesinde “Beşer bir ümmettir, kelâm sıfatından gelen şeriat-ı İlahiyenin hameleleri, mümessilleri, mütemessilleridir” ifadesinden yola çıktığımızda kelamın insana ve kainata olan tesirlerinin ehemmiyetini görmemek … Okumaya devam et Kelamda terapi: olumlamalar