Bir an gelir

Bir an gelir

BİR AN gelir her şey altüst olur. Küçük dediklerimiz büyük, büyük dediklerimiz küçük. Beyaz dediklerimiz siyah, siyah dediklerimiz beyaz. Güzel dediklerimiz çirkin, çirkin dediklerimiz güzel. Doğru dediklerimiz yanlış, yanlış dediklerimiz doğru ve hakeza. Listeyi uzatmak mümkün… Ve bir an gelir bütün ayak bastığımız, kendimizi rahat hissettiğimiz, düşünce ürettiğimiz zeminimiz kaybolur, bir kaos içerisinde kendimizi buluruz.

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren kendimizi kurulu ve inşa edilmiş bir sistem içinde bulduk. Bu hazır sistemi ilk defa ailemizden, yakın çevremizden öğrendik. Süreç içerisinde eğitim hayatı ve okumalarla öğrenmeye devam ettik, ediyoruz. Bazı zaman yeni öğrendiklerimiz önceden bize öğretilenlerle çatıştı, krizler yaşadık, bunaldık, yorulduk ama hala düşünüyor, okuyor ve yazıyorsak yıkılmadık ayaktayız. Ama bir an gelir yıkılırız, bir an gelir tekrar kalkar devam ederiz.

İnsanlar ilk çağlardan bugüne gelene kadar içerisine gönderildikleri dünyayı anlamlandırma ve bir sistem ve düzen içerisinde olup biteni anlamaya çalıştılar. Bazıları dünyaya bakınca bir kaos bazısı da bir kozmos gördü. Bazıları ise etrafındaki olayları açıklama gayreti içerisine girmedi, mevcut açıklama ve anlamlandırma sisteminden birine taklidi olarak dâhil oldu. Dini gelenekler açısından peygamberler vahiy vasıtası ile dünyayı, etrafta olup bitenleri açıklayıp düzen ve sistemi ortaya koydular. Felsefi gelenekler ise kendi akıllarıyla açıklama ve anlamlandırmada bulundular. İnsanlık tarihi bu bağlamda bakıldığında çok farklı dünya görüşleri ile dolu.

Biz de içinde yaşadığımız zaman diliminde bu dünya görüşlerinden birini benimsedik ve o şekilde hayata baktık. Bazen olduğu gibi kabul ettik bazen sorguladık. Bazen taklit ettik bazen tahkik için bize verilmiş cihazatımızı kullandık. Mesele bir hakikat arama yolculuğu ve o hakikatten nasiplenmekti. Merhum Hüsamettin Arslan hoca şöyle söylemişti: “Hakikat bizim sahiplendiğimiz bir şey değil nasiplendiğimiz bir şeydir.” Ama biz etrafımızda hakikati sahiplenenleri ve hakikatin kendi buldukları olduğunu söyleyenleri gördük… Hakikat budur diye kendi görüşünü dayatanları gördük… Ferd ve grup bazında hakikati bulduğunu ve kendilerine biat edilmesi gerektiğini söyleyenler var etrafta…

İnsanlık tarihi boyunca hakikate dair ortaya konulan dünya görüşleri bugün de farklı sayıda insan ve grup, farklı şekillerde benimsemiş hayatına devam ediyor. Bazı zaman bu dünya görüşlerinden birisi galebe eder ve dünya üzerindeki sistem, yapılanma ve sosyal hayat ona göre şekillenir. Biz de eğer o dünyanın içinde belli bir süre kriz olmadan, kaos olmadan kalır ve alışırsak sanki hakikat buymuş gibi o sistemi sabit kabul edip mevcut sosyal gerçekliği hakikat zannedebiliriz. Hâlbuki sosyal gerçeklik inşa edilmiş bir şeydir, hakikat değildir. Bir an gelir zıddına inkılap eder. “Hakikat ise zıddına inkılap etmeyen şeydir.”

Bir an gelir bizim dediklerimizin bizim olmadığını, hür olarak istediğimiz gibi kullanabileceğimizi düşündüğümüz dünyayı sınırsızca kullanamayacağımızı, hırs, faiz ve tüketim üzerine kurulu bir ekonominin, hız ve haz üzerine kurulu bir sistemin tıkandığını görebiliriz. Bir an gelir hırs ile dünyaya saldırırken dünyanın tokatlarına muhatap olduğumuzu görürüz. Bir an gelir statik ve rutin sandığımız şeylerin ne kadar dinamik ve değişken olduğunu görürüz.

Bu kadar dönüşümün ve değişimin, ters yüz oluşların olduğu dünyada geçici olan gerçekliklere çok takılıp kalmadan, mevcut sosyolojik kaygılar ve gerçeklikler kadar ontolojik kaygı ve arayışlarımız devam etmeli. Dünya şartlarında sosyal gerçeklik, mevcut sosyoloji galip gelse de bir an gelir hakikatin peşinde olduğumuzdan pişman olmayız. Mesele hakikatin peşinde olmaktır. Bütün insanlar sosyolojik gerçekliğin peşinde olsa da hakikatin peşinde olanlar kaybetmez. Ve bir an gelir yeni sorgulamalarla devam edilir…

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.