Ene üzerine-3: insanın emaneti suistimali

BEDİÜZZAMAN İNSANDAKİ ENENİN vazifesini anlatırken “Sâni-i Hakim, insanın eline emanet olarak Rububiyetinin sıfat ve şuûnâtı hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak, işârat ve nümuneleri cami’ bir ene vermiştir”[1] şeklinde bir izah getirmiştir. Evet, ene bir “ölçü aleti” olması vasfıyla Rububi­yetin niteliklerini ve uluhiyetin fiillerini bilmeyi sağlayan yüksek özelliklere haizdir. Ancak bu değişmez ölçünün, varlığının olmasına gerek yoktur. Yani tıpkı geometrideki farazî hatlar gibi bir ölçü oluşturabilir. “Rububi­yet-i mevhume”, … Okumaya devam et Ene üzerine-3: insanın emaneti suistimali

Ene üzerine-2: insana verilen emanet

EMANETİN LÜGAT MANASI, geri almak üzere bırakılan şey, bir eşyanın belli bir süre için bırakıldığı güvenli yer, saklanıp korunmak üzere insana, maddi veya manevi bir hakkı verme, can şeklindedir. Emanetin ayette zikredilen manası hakkında ise değişik görüşler mevcuttur. Emanet hakkındaki bu görüşlerden bazıları ise şöyledir: Kur’an, dini tekliflerin tamamı, İslam’ın emirleri, farzlar, Allah’ın emirlerine hakkıyla itaat, yasaklanan şeylerden sakınmak, ibadetler, insana ihsan edilen her nimet, … Okumaya devam et Ene üzerine-2: insana verilen emanet

Ene üzerine-1: ene kavramı ve eneye ontolojik yaklaşım

ENE, ARAPÇADA BİRİNCİ tekil şahıs zamiri olan “ben” anlamına gelmektedir. Enaniyet ise “benlik” manasındadır. Ene kavramının enânet, enâniyyet, enâiyyet ve enniyyet şeklinde masdar yapılarak farklı anlamlar yüklenip kullanıldığı görülmektedir. İslam âlimleri eneyi iki farklı mana ile tanımlamaktadır. İlk dönem zâhid ve sûfîleri ene ve enaniyeti; kibir, gurur, bencillik kavramıyla tanımlarken, daha sonraki dönemlerde mutasavvıflar “nefis ve nefsâniyet” anlamında kullanmışlar. Ayrıca biri kötülenen (âdi), diğeri ise … Okumaya devam et Ene üzerine-1: ene kavramı ve eneye ontolojik yaklaşım

Varoluşumdur ibadet

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

İBADET VAROLUŞUN BİR neticesidir. Belki ibadet varoluşun ta kendisidir. Öyle ki her şey istese de istemese de fıtri olarak ibadet eder. Gökyüzü, yeryüzü ve içindeki her şey yaratıcısını varlığıyla tesbih eder. Varlık ve özellikle de hayat fiili bir ibadettir. “Ol” emrine “oluvermek” ile mazhar olan bütün varlıkların varoluşsal ibadetleri söz konusudur. İnsan da –mümin olsun kafir olsun– varlığıyla ibadet eder lakin ondan iradi ve teklifi … Okumaya devam et Varoluşumdur ibadet

Bir Mi’rac’dan geriye kalanlar

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)

Üstad’ımın Mi’rac risalesinde sunduğu o külli perspektifi layığınca anlamaya ve anlatmaya ne tâkatim ne de kabiliyetim var. Ama o okyanusun yalnızca giriş ve birinci esas bölümlerinden kendi kabıma damlayanları paylaşmak da bir hayırlı başlangıç sayılır inşallah. “Mi’rac meselesi erkân-ı îmâniyenin usulünden sonra terettüp eden bir neticedir. Ve erkân-ı îmâniyenin nurlarından medet alan bir nurdur.” Buradan anlıyorum ki imanın esasları iç dünyamda derinleştikçe ve kökleştikçe mi’rac … Okumaya devam et Bir Mi’rac’dan geriye kalanlar

Mazhar mıyım, memerr mi?

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

HAYATI ANLAMLANDIRMA noktasında temsillerin kritik bir önemi vardır. Mesela hayatı bir “misafirlik” şeklinde görmek ile “ev sahibi” gibi davranmak arasında büyük bir fark mevcuttur. Ya da hayatı sonsuz bir geleceği belirleyen “ciddi sınav” olarak görmek ile sonu karanlık olan kısa bir “eğlenceli tiyatro” şeklinde yorumlamak arasında da büyük bir uçurum söz konusudur. Misaller, temsiller çoğaltılabilir… Benim şimdi hayatımın anlamı üzerine yeniden yoğunlaşarak düşündüğüm ve yorumlamaya … Okumaya devam et Mazhar mıyım, memerr mi?