Namaz vakitlerinin hikmetlerini düşünmek

Namaz vakitlerinin hikmetlerini düşünmek

Şüphesiz namaz müminler için belirli vakitler için farz olarak yazılmıştır.

Nisa 4/103

Namazın neden beş vakit olduğunu düşünürüz bazen. Bazen de “Allah’a sayıyla ibadet mi olur”, “Herkes istediği zaman Allah’ı zikredebilir” gibi maneviyat ile süslenmeye çalışılan cümleler duymuşuzdur. Peki nedir bu çoğu insanın bilmediği hikmet ki namaz beş vakit olarak emredilmiş? Veya bunu söyleyen insanların gaflet ettiği hikmet nedir ki bundan dolayı müminlerin aklına bulantı vermeye çalışıyorlar?

Kâinatta binlerce yıllık, asırlık ve yıllık değişim ve inkılaplar olduğu gibi yeryüzünde günlük değişimler de var ve bu günlük değişimlerin içinde de beş vakit inkılaplar gerçekleşiyor. İşte namazın beş vakte ayrılmasının hikmeti bu beş değişimin başı olduğu içindir. Mesela sabah namazı mühim bir değişimin başıdır. Gecenin karanlığı gidiyor ve yerini gündüzün aydınlığına bırakıyor. Bu esasen çok büyük bir inkılaptır. Bu değişimin olabilmesi için azim bir ilahi tasarruf icra edilmektedir. Ve bu bizim için çok büyük bir nimettir. Bu açıdan baktığımızda bu nimetlere karşı Cenab-ı Hakka azim bir borcumuz var ve bu borç her an artarak devam ediyor.

Mesela günlük hayattan düşünelim, “Bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır” deriz veya birisi bize yemek ısmarlasa biz ona hem teşekkür ederiz hem de ilk fırsatta bizde aynıyla karşılık vermek isteriz. Dünyevi küçücük bir meselede bile durum böyleyken bizi her an yaratan, mümin-kâfir demeden rızkımızı her an veren, günlük 8 bin 800 litre hava ihtiyacımızı gideren, yaşayabilmemiz için dünyayı 1.670 kilometre hızla döndürüp bize hissettirmeyen güneşi milimi milimine yerleştirip zararlı ışınların bize gelmemesi için gökyüzünü korunmuş bir tavan yapan Allah’a karşı nasıl borcumuz olmasın.

Tüm bu rahmet hediyeleri dünyada yedi milyar insan değil sadece ben olsam bile böyledir. Yani sadece benim yaşamam için bile az önce saydığım tüm şartlar gereklidir.

Bize her an verilen rahmet hazineleri ile zihnimizi tazeledikten sonra kâinattaki inkılaplara tekrardan dönelim. Kâinatta gördüğümüz büyük inkılapların belki de ilki olan sabah namazından bahsedecek olursam sabah namazı büyük bir inkılabın ilk adımıdır. Gecenin karanlığı gidiyor ve yerine hayat sahiplerinin yaşaması için gerekli olan gündüzün aydınlığına bırakıyor. Bu değişimin olması için azim bir ilahi tasarruf icra ediliyor. Koca dünya 1.670 kilometre hızla kendi etrafında döndürülmekte, gecenin başlamasından itibaren saatlerce süren bir dönüşle aydınlığa ulaşmaktadır. Depremde bir şehrin bütün binalarıyla sallanmasını hayretle gören ve düşünen insanların koca dünyanın dönmesi gibi azim bir tasarrufu görmezlikten gelmeleri ne kadar da hayret vericidir.

İşte gafletle çoğu zaman geçiştirilen ve ülfetle göz ardı edilen bu büyük tasarrufu hayretle seyretmemiz ve tefekkür etmemiz ve dolayısıyla bu hayret ve tefekkür sonucu secdeye gitmemiz için o inkılap vaktini gaflet vakti olan uykuyla geçirmememiz için namaz emredilmiştir.

Dokuzuncu Söz’ün Dördüncü Nükte’sinde sabah namazının vaktinin baharın evveline, insanın ana rahmine düşmesine benzediğini nazara veren Bediüzzaman bunların her birinin büyük bir inkılap, azim bir tasarruf ve büyük bir ihsan olduğuna dikkat çekmektedir.

Bu tasarrufat ve ihsanatın bir de insana, insanın hususi ihtiyaçlarına bakan veçhesi var. Ve Cenab-ı Hakkın insanın ihtiyacatı için bütün kâinatı insana musahhar etmesi var. Öyleyse O’na karşı insana özel bir vazife terettüp ediyor. Özel bir vazife omzuna yüklenmiş oluyor. O tasarrufat içinden akıp gelen ve insanın ihtiyaçlarına bakan ihsanlara ve nimetlere karşı iki vakit ortasında toplanmış nimetlerin tamamına şükür ve hamd ile mukabele etmek gerekiyor.

Her mahlûk Allah’ı kendine mahsus lisanlarla tespih eder. Bu tespih çok yönlüdür. Bunlardan birisi Allah’ın kendine ihsan ettiği nimetleri ilan etmesidir. Meselâ mahlûkata verilen nimetlere bakacak olursak ilki yokluktan kurtulup varlık âlemine gelmesidir. Ve bu nimetlerin bizim için en ileri olanı ise Müslüman olmamızdır.

Bu özel vazifeye gelecek olursak: İşte bu en büyük rahmete mazhar olmuş bulunan mümin bir insan namazda bütün mahlûkatın manevî tahiyyelerini de nazara alarak kendi namına Allah’a takdim eder. Yani biz iyyake nabüdü derken Allah’ın emri dairesinde O’nun kendisine yüklediği görevleri eksiksiz yapmakla Rabbimize ibadet etmiş olan ve Rabbinin kendine ihsan etmiş olduğu rahmet hazinelerine karşı şükür eden bütün mahlûkatı arkamıza alıp onların bütün ibadetlerini Cenab-ı Hakka takdim etmiş oluruz.

Bu hatırlatmadan sonra geriye dönecek olursak: Cenabı Hakkın yaratma levhasında büyük inkılaplar, büyük tasarrufat ve büyük ihsanlarda bulunduğunu belirtmiştim. Daire-i ulûhiyet bu surette tecelli edince karşısına açtığı ubudiyet ve dolayısıyla tefekkür ve istihsan levhası (dairesi) ise tesbih, tazim, şükür ve hamd vazifesini yerine getirmekle yükümlü olacaktır.

İşte bu beş vakit namaz beş mühim inkılabın başı olduğu gibi, Allah’ın bizim yaşamamız için yarattığı milyonlarca nimeti ve rahmetinin hediyelerini bize hatırlatıyor.

Biz de Cenab-ı Hakkın rahmet hediyelerine ve bize ihsan edilen nimetlere yaratılış vazifemiz olan ve kulluğun esası olan namaz ile mukabele etmeliyiz. Ve Cenab-ı Hakkın bu kadar hediyelerine ve rahmet hazinelerine karşı namaz kılmanın insan için hem borç hem de bir ihtiyaç olduğunu her an düşünerek bu niyetle ve bu düşünceyle namaz kılmalıyız.

Cenab-ı Hakkın esmasının sayısız cilveleri dolayısıyla Hakîm isminin de sayısız cilveleri olduğu için namazın beş vakte tahsisinin hikmeti elbette bununla sınırlı değildir. Araştırılması, keşfedilmesi ve düşünülmesi gereken birçok hikmeti vardır.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.