Vukûfiyet, bir duruştur; belki bir duruluştur.
Vukûfiyet, hakkın, hakikatin ve ilmin önünde diz çöküp durmaktır.
Vukûfiyet, karşısına geçip cehalet ve ülfeti durdurmaktır.
Vukûfiyet, inceleyerek, araştırarak ve derinleşerek bilgilenmektir.
Vukûfiyet, vâkıf olmaktır. Vâkıf olanlarla dostluk, yoldaşlık, arkadaşlık ve kardeşliktir.
Vukûfiyet, hayatını, ruhunu, aklını, kalbini ve sırrını hakikate vakfediştir.
Vukûfiyet, –Arafat vakfesi şuuruyla– iman ve Kur’an hakikatlerinin ilim, hikmet ve irfanına vâkıf olma samimiyeti ve niyetidir.
Vukûfiyet, “Bütün vaktimi ve hayatımı hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeye hasr ve vakfetmişim” diye haykıran bir Aziz Üstad’ın izini sürmektir.
Vukûfiyet, hayata hatta dünya saltanatına bedel “Kur’ân-ı Hakîmin tek bir ayetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih” prensibine gönül veriştir.
Vukûfiyet’in hakiki üstadı başta Kur’an ve onun çağımızdaki parlak tefsiri olan Risale-i Nur’dur.
Vukûfiyet, insanı, hayatı ve kâinatı okumaktır. Başkasına değil öncelikle kendi nefsine sesleniştir. Her bir okuyucu da Vukûfiyet’in özel bir misafiridir. Misafir ise beğendiğini alır, beğenmediğiyle meşgul olmaz.
Vukûfiyet, dünya çölünde iman âb-ı hayatına muhtaç gönüllerin yazı diliyle niyazıdır. Bu hayatî ihtiyacın peşine düşüp “Bilfiil maddeten öyle fedakârlar lazım ki dünyanın en mühim meşgaleleri, belki büyük zararları onların hakaik-i imaniye ihtiyaçlarını susturmuyor” hakikatinden ilham almaktır.
Vukûfiyet’in gayesi Risale-i Nur’un iman ve Kur’an hakikatlerini şerh, izah ve tanzim manasına –cüz’i de olsa– bir hizmettir. Nur risalelerini bütüncül bir yaklaşımla tefekkür ederek iman hakikatlerine açılan yeni pencereler keşfetmektir. İmanî tefekkürleri –analiz ve sentezlerle– yazı süzgecinden geçirerek sistematize etmektir. Empati, insaf, ikna ve ispata dayanan yeni bir dil ve üslup arayışıdır.
“Lübbü bulamayan kışr ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen ifrat ve tefrite düşer” prensibince Vukûfiyet’in düşmanı yüzeysellik, mübalağa, ezbercilik ve ülfettir.
Hâsıl-ı kelam: Vukûfiyet sonsuz güzelliklerin vesilesi olan iman ve Kur’an hakikatlerine hayatını vakfetmektir.
Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki
Güneş’ten daha parlak ve
Cennet gibi güzel ve
saadet-i ebediye gibi şirindir.
