İki siyer üslubu ve yenik düşen anlatımımız

Arif Semih Sulubulut

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Arif Semih Sulubulut

Latest posts by Arif Semih Sulubulut (see all)

ÜSLUP TERCİHİ mi yoksa uyarlama mı demeliyiz? Bir yazarın bir eserinin iki farklı versiyonu üzerinden siyer, sahabe hayatı gibi tevatüre dayanan yazımlardan başlayıp; menkıbelerin, ehl-i tarîk seyr-i süluklarının nispeten kurgusal anlatımına yönelen ama oralarda kalan; güncel bir karakterin hepimizin hayatına değinen, zamanın hızlı akışı içinde kimi vakit es geçtiğimiz kimi vakit hissedemeyeceğimiz ufak esintilerden ibaret ve Risale-i Nur müellifinin hadisatın tazyikleri ifadesiyle, her ferde göre … Okumaya devam et İki siyer üslubu ve yenik düşen anlatımımız

Komplo teorileriyle imtihanımız

YILLAR ÖNCE Avrupa’nın muhtelif ülkelerinden Nur talebelerinin iştirak ettiği bir etkinliğe katılmıştım. Amaç kaynaşmak, tanışmak ve farklı hizmet tecrübelerini dinleyip istifade etmekti. Katılımcılar hizmetlerine dair olan sunumlarına geçmeden önce söz hakkı organizasyona ev sahipliği yapan kişilerdeydi. Bir hoca akademik unvanının da getirdiği cesaret ve öz güvenle ben dahil misafirlerin tamamını heyecanlandıran bir coşkuyla kullanmıştı söz hakkını. O konuşmayı o gün eleştiren veya sorgulayan kimseyi hatırlamıyorum. … Okumaya devam et Komplo teorileriyle imtihanımız

Kafile ekibi ve Kırmızı Asa serisine dair

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

YOUTUBE, FACEBOOK VE TWİTTER gibi sosyal mecraların klasik kullanımının en büyük amacı dikkat çekmektir. Bu dalgaya kapılınca daha fazla takipçi, daha fazla beğeni, daha fazla şöhret, daha fazla… derken asıl amacın ne olduğu genelde arka plana atılır, bazen de tamamen unutulur. Zaten sosyal medya insanın beğenilme, konuşulma, dikkat çekme gibi nefsanî zaafları üzerine kurulu olduğu için bu kadar ilgi görüyor kanaatindeyim. Mecranın tabiatı çok samimi … Okumaya devam et Kafile ekibi ve Kırmızı Asa serisine dair

Harika insanlar!

Yeni Zelanda’da olan durum herkesin malumu. Elli insan Türk oldukları (Müslüman) için şehit edildi. İçlerindeki kini hem görsel hem de yazılı olarak da kustular ve gururla yakalandılar. Olayda Hristiyan teröristlerin kaçacak, kıvıracak en ufak bir durumları yoktu ve bu sebeple durum farklı şekilde toparlandı. Günlerdir şehit olan insanların niçin şehit oldukları konuşulacağı yerde Yeni Zelanda halkının aslında ne kadar mükemmel olduklarıyla ilgili konuşmalar, haberler dinlemekteyiz. … Okumaya devam et Harika insanlar!

Hilal ile hilalin savaşı

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

BAŞLIK KULAĞIMIZIN ALIŞTIĞINDAN biraz farklı gelmiş olabilir. Biz hep “Haç ile hilalin savaşı” diye duymaya alıştık. Aslında şimdi de Yeni Zelanda’daki iki camiye yapılan insanlık dışı, vahşi saldırı sonucu yine kulağımızın alıştığı haliyle kullanılmaya devam ediliyor. Bense bunun hiç de söylendiği gibi olmadığını savunuyorum. Bana göre uzun süredir hilal ile hilalin savaşı yaşanıyor. Yazımın asıl amacı “Hristiyan terörist” olarak önümüze konan bir caninin Cuma namazı … Okumaya devam et Hilal ile hilalin savaşı

Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-7: “Bilimsel ispat” esaretinden “doğru muhakeme” özgürlüğüne geçiş

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Ey kendini insan bilen insan. Kendini oku! Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var. İLK GENÇLİK YILLARIMDA Risaleleri okurken “İki kere iki dört eder derecesinde kat’i ispat edilmiştir” gibi ifadelere rastladığımda çok garipserdim. “İspat” benim dünyamda elle tutulup gözle görebileceğim nesneler üzerinde ve yalnızca laboratuvar ortamında yapılabilecek bir şeydi. Allah’ın varlığı ve birliği, haşir, melekler gibi “soyut” konular nasıl ispat edilebilirdi ki? Hem … Okumaya devam et Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-7: “Bilimsel ispat” esaretinden “doğru muhakeme” özgürlüğüne geçiş