Tebrik dersleri

Tebrik dersleri

Neleri tebrike şâyan görüyoruz? Tebriklerimiz dünyamız ve ahiretimiz hakkında bize neler söyler? Mağlubiyetler, musibetler, hastalıklar, vefatlar tebrikin konusu olabilecek meseleler midir bizim için? Bu soruların penceresinden Bediüzzaman’ın tebriklerine baktığımızda dünyevîleşmiş nazarlarımıza tuhaf gelecek tebriklerle karşılaşırız.

İlk olarak tebrik meselesinin dünyama açılmasına vesile olan bir mağlubiyet örneğini ele alalım. Emirdağ Lahikası’nda geçen bir mektuptan[1] bir kısım Nur talebelerinin Risale-i Nura faydası dokunan eski bir adalet bakanı ve Tahsin Tola’nın seçimlerdeki mağlubiyetinden dolayı çok müteessir olduklarını öğreniyoruz. Üstadlarına teessürlerini ifade ettiklerinde ise belki de hiç beklemedikleri çok kıymetli bir tebrik dersi alıyorlar:

Müteessir olmayınız. Ben de sizinle beraber olarak onları tebrik etmeliyiz. Çünkü iki sene zarfında elli sene kadar hükûmete, vatana, millete, dine, asayişe hizmet ettiklerine delil-i kat’î, kerametkârane Üstadımızın ona müracaatı olmadan Rehber’in kurtulmasını arzu ettiği aynı dakikada müsadere edilen iki yüz Rehber’in bize iadesine emir vermesiyle iki yüz bin adam Rehber’den istifade etmesiyle ona duacı olması ve Tahsin Tola’nın ehemmiyetli çalışmasıyla Sözler mecmuası resmen Ankara’da tabedilmesiyle hem asayişe hem Demokrat’a hem bu vatan ve millete yüz sene mebusluk etmek kadar faydası oldu. Şimdi bu kadar manevî, hakiki, hususan bâki ve uhrevî kâr onlara yeter. Bir iki sene memuriyet ve mebusluğa çalışmakla o bâki elmas gibi hizmetlerini, kırılacak fâni şişeye âlet yapmamak gerektir. Onun için ben onları tebrik ediyorum. Siz de onları tebrik ediniz, dua ediniz. Hattâ ben Tahsin Tola’nın tekrar mebus olmasını istedim tâ Nurlara hizmet etsin fakat onun evvelki hizmeti kâfi geliyor. Kapıyı açmış, daha ihtiyaç kalmadı.

Bu mektubu “Eğer inanmış kimselerseniz Allah’ın size bıraktığı kâr daha hayırlıdır” (Hûd, 11:86) ayetinden alınan bir iman dersinin meyvesi olarak da okuyabiliriz.

Tarihsel olaylara ve siyasete bakışa dair pek çok hikmetli bakış açıları kazandıran başka bir mektupta ise “bin üç yüz seneden beri âlem-i İslâmı ağlatan” bir musibetin tebrike nasıl konu olabileceğinin dersi de saklıdır:

Madem Ehl-i Beyte zulmedenler şimdi ahirette cezasını öyle bir tarzda görüyorlar ki bizim onlara hücumla yardımımıza bir ihtiyaç kalmıyor. Ve mazlum Ehl-i Beyt, muvakkat bir azap ve zahmet mukabilinde o derece yüksek bir mükâfat görmüşler ki aklımız ihata etmiyor. Değil şimdi onlara acımak, belki onları o hadsiz rahmete mazhariyetleri noktasında binler tebrik etmek gerektir ki birkaç sene zahmetle, milyonlar mertebeler ve bâki saadetler ahirette kazandıkları gibi, dünyada da kaldıkları zamanda, ehemmiyetsiz, dünyanın fâni saltanatı ve muvakkat hâkimiyeti ve karışık siyasetine bedel manevî birer sultan ve hakikat âleminde birer şâh, birer manevî padişah makamını kazandılar. Valiler yerine, evliyalar, aktablara kumandan oldular. Kazançları bire bin değil milyonlardır.

Tebrikle birlikte anılması zor gözüken bir diğer konu ise kuşkusuz ki vefatlardır. Bizim dünyamızda vefat dediğimizde akla ilk gelen kavram taziyedir. Bediüzzaman’ın nuranî dünyasında ise bazı vefatlar taziyeyle birlikte tebrikin de konusu olabilir. Talebesi Hasan Feyzi’nin vefatını “onun şahsı itibarıyla” tebrik etmesi; Denizli, Nur talebeleri ve memleket için ise taziye etmesi bunun güzel bir misalidir:

Ben, merhum Hasan Feyzi’nin vefatını onun şahsı itibarıyla tebrik ediyorum ve Denizli’yi ve Nur dairesini ve bu memleketi cidden taziye ediyorum. Bu çeşit zülcenaheyn ve hakiki mü’min ve müdakkik bir âlim ve yüksek bir edib muallim ve tesirli bir vaiz ve müderrisi kaybettiği için büyük bir musibettir. Cenab-ı Hak, inşaallah Denizli gibi kahramanlar ocağından çok Hasan Feyzi ruhunda Nurlara sahip ve nâşir çıkaracak. Bir tane toprak altına girer, vefat eder fakat yüz tane sümbülünde meydana geldiği gibi; rahmet-i İlahiyeden ümitvarız ki Hasan Feyzi de öyle kudsî bir sümbül verecek.[2]

Yeğeni Fuad ve kız kardeşi Hânım’ın vefatlarında da her insan gibi kalbi hüzünlenip gözlerinden yaş aktıysa da iman nuruyla gördükleri hüznünü sevince dönüştürebiliyor ve en zor durumlarda dahi tebrik edilesi cihetler görmesine vesile oluyordu:

Bu iki akrabamın ölümleri, İhtiyar Risalesi’nde yazılan merhum Abdurrahman’ın vefatı gibi beni ağlatırken; imanın nuruyla o masum Fuad, o saliha Hanım, insanlar yerinde meleklere, hurilere arkadaş olduklarını ve bu dünyanın tehlike ve günahlarından kurtulduklarını manen, kalben gördüm. O şiddetli hüzün yerinde büyük bir sevinç hissedip hem onları hem Fuad’ın pederi kardeşim Abdülmecid’i hem kendimi tebrik ederek Erhamü’r-Râhimîn’e şükrettim.[3]

Bu mektupta dikkatimi çeken bir husus da Bediüzzaman’ın kendini de tebrik etmesidir. Öyle ise aşırıya kaçmamak ve doğru anlamak şartıyla, şükre götüren öz tebrikin dünyamız ve ahiretimiz için faydalı olduğu dersini alabiliriz.

Çocuk vefatları gibi sabır sınırlarını zorlayan durumlarda da Bediüzzaman’ın taziyeyle birlikte tebriklerini de ifade etmesi hem yüksek bir imanın alâmeti hem de hakiki bir teselli vesilesidir:

Isparta’da Risale-i Nur’un ders ve neşrine iki köşkünü bir zaman tahsis eden kardeşimiz Şükrü Efendi’nin iki genç evladının vefatı beni müteessir etti. Çünkü beş altı yaşında iken masume kerîmesi yanıma geldikçe her defa “Adın nedir?” soruyordum. Masumane, kemal-i fahirle “Hayrünnisa” derdi, beni şefkatle güldürüyordu. Cenab-ı Hak o mübarek masumeyi birden cennetine aldı, şu dünya cehenneminden kurtardı. Ve merhum mahdumu Hayati ise hastalık inşaallah onu da Hayrünnisa gibi günahsız, masum yaptı. Beraber cennet tarafına gittiler. Bu nokta-i nazardan ben o iki çocuğu tebrik ediyorum. Ve peder ve validelerini de hem taziye hem manen tebrik ediyorum ki o iki evlatları وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ sırrına mazhar oldular. Ben o ikisini Risale-i Nur’un vefat eden şakirdleri içinde dualarımıza dâhil ettik.[4]

İman nuruyla bakıldığında hastalıkların da tebrikin konusu olabileceğini öğreniyoruz. Belki de “geçmiş olsun, Allah şifa versin” gibi dualarla birlikte hikmetli tebrik cümlelerine de dillerimizi alıştırmamız gerekiyor:

Hatta bir ahiret kardeşim, Muhacir Hâfız Ahmed isminde bir zatın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim. Kalbime ihtar edildi: “Onu tebrik et. Her bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor.” Zaten o zat sabır içinde şükrediyordu.[5]

Hapishaneye düşmenin de tebrikle karşılanabilmesi, bize musibet gibi gelen durumlarda tebrike layık cihetleri arayıp bulmamız gerektiği dersi vardır:

Bugün birden hatıra geldi ki mesele-i Nuriye münasebetiyle bu medreseye kader-i İlahî ve kısmetin sevkiyle gelenleri taziye yerine tebrik eyle. Çünkü ekseriyetin her biri yirmi, otuz, belki yüz, belki bin masum kardeşlerimize bedel gelip onları bir derece zahmetten kurtarıyor.[6]

Bediüzzaman’ın tebriklerinden anlıyoruz ki tebrik ciddi bir meseledir. Tebriklerimiz hayat görüşümüze dair esaslı ipuçlarıdır. Neyi neden tebrik ettiğimiz ve edebildiğimiz imanımızın keyfiyetine dair önemli şeyler söylediği gibi dünyevileşip dünyevileşmediğimizin de kritik göstergelerindendir.


[1] Bu mektup hakkında kıymetli bir sohbet için bkz. “Bediüzzaman’dan Mektup Var – Baki Elmasları Fani Camlara Alet Etmemek Gerektir | 72. Bölüm”, YouTube, https://www.youtube.com/watch?v=Gc9bYfQglh8

[2] Emirdağ Lahikası I

[3] Şuâlar

[4] Kastamonu Lâhikası

[5] Lem’alar

[6] Şuâlar

Share

One thought on “Tebrik dersleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.