İfade-i meram
Herhalde Müslümanlar olarak tarihin en acı “âciz kalma” durumunu yaşıyoruz. Eski zamanlarda da Müslümanların ciğerini yakan pek çok hadise olmuştu. Kerbela fitnesi, Cengiz belası, Osmanlı’nın yıkılışı gibi nice elim olaylara tanıklık edilmişti. Ancak Gazze olayının bir farkı var. Zira artık iletişim vasıtaları çok ilerlediği için, Gazze’de olan pek çok şeyden anında haberdar oluyoruz. Belki Gazzelilerin bile hepsine tanık olmadığı pek çok zulme biz farklı farklı haberler üzerinden habire tanık oluyoruz. Kalp ve vicdanımızın kaldıramayacağı görüntüleri anbean seyrediyoruz. Bu seyircilik çok tehlikeli. İki ucu keskin bir bıçak. Eğer gereği yapılmazsa, maddi-manevi olarak kardeşlerimize dua ve yardım edilmezse, onların halleri umursanmazsa eğer, insanı insanlığından eder.
Dünya insanları için bu bir insanlık sınavıyken Müslümanlar için aynı zamanda iman sınavı veriliyor. Çünkü Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyurmuş:
Mü’minin mü’mine karşı durumu bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.
Buhari, Salât, 88
Gazzeli mü’min kardeşlerimiz bu haldeyken yani “mü’minler binası”nın bir kısmı ciddi bir şekilde tahrip edilirken binanın diğer sakinleri olan mü’minlerin buna kayıtsız kalması elbette mümkün değildir. Dolayısıyla kayıtsız kalmak, o binada oturulmadığına delil olabilir. Bu noktada çok hassas olmalıyız.
Ben de kayıtsız kalmadığımı belgelemek adına bu kayıtları alıyorum. Gazze/Filistin/Kudüs meselesiyle doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan notlarımı birleştirmeyi arzu ediyorum. Biliyorum ki bu yazılarla ne Gazze kurtulur ne de dünya düzelir. Ama ne kadar yetersiz de olsa bu konudaki fiilî duamı yapmış olmak istiyorum. Çünkü Üstadım vesilesiyle şu hakikati biliyorum:
Evet, kudret, insanı çok daireler ile alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten Arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi yalnız duadır.
Mesnevî-i Nuriye
1) Üstad hazretleri bundan tam 116 sene önce söylemişti bu sözleri: “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır.”
Bu cümlenin ne kadar hayatî bir hakikati ifade ettiğine defalarca şahitlik edildi. Ama herhalde hiçbir zaman Gazze meselesinde olduğu kadar derinden anlaşılmadı. Din kardeşlerimiz uzun bir süredir acımasızca katledilirken fiilî hiçbir meydan okumada bulunamamak…
Buna binaen derim ki bu vakitten sonra İslâm’ın birliğine, Müslümanların kardeşliğine, aramızdaki dayanışmanın sağlamlığına zarar veren herkes ya haindir ya da cahil. İslâm’ın parça parça olmasına sebep olan her hareket, her gıybet, her kötü zan vs. Gazze’nin hukukuna yapılmış bir tecavüzdür.
Kendi kardeşlerimizle aramızdaki muhabbetten başlayarak bütün ümmete yayılacak olan birlik ve beraberlik ruhu için dua edilmeli.
10 Nisan 2025
2) Gazze’deki semavatı ağlatan bu kadar zulme rağmen kimileri hâlâ nasıl hiçbir şey yokmuş gibi davranabiliyor, bile bile İsrail malları alabiliyor, Türk-Arap ayrımı üzerinden meseleyi ele alabiliyor?.. Bu ve benzeri soruların cevaplarını bir türlü veremiyordum ama Üstadım sağ olsun bunun nasıl olduğunu da bana öğretti:
İnsan, insaniyet cihetiyle gayrın elemiyle müteellim olduğundan hadsiz bir eleme giriftar oluyor. Halbuki vicdan bu derece teellüme tahammül edemediğinden o yolda giden, iki şeyden birisine mecbur olur. Ya insaniyetten tecerrüd edip ve nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki kendi selâmetiyle beraber umumun helâketi onu müteessir etmesin veyahut kalp ve aklın muktezasını iptal etsin.
Lem’alar
Yorum yok…
25 Haziran 2024
3) Bu akşamki derste İshak Özgel Hoca çok enteresan bir noktaya değindi. Uhuvvet Risalesi’ni Gazze meselesine bağladı. Şöyle ki: Bediüzzaman hazretlerinin ilk dönemlerindeki ittihad-ı İslam vurgusu, yeni döneminde uhuvvet vurgusuna dönüşüyor. Yani geniş daireden dar daireye işi getiriyor. Devletler arası ittihattan önce mü’minler arası uhuvvet meselesini daha öncelikli görüyor.
Hakikaten düşünelim: Kendi mü’min kardeşleriyle, konu-komşu-akrabasıyla iyi anlaşamayan bir Müslüman “Bu İslâm devletleri neden anlaşamıyor” dese ne anlamı var? Samimiyet ve ihlâstan sınıfta kalır. O yüzden Bediüzzaman hazretleri hikmetli davranarak önce bu alana el atıyor. Ne mutlu uhuvvet düsturlarıyla yaşayan ve yaşatanlara! Onlar bütün ümmetin kurtuluş ümitlerini canlı tutuyor…
6 Kasım 2023
4) “İsrail’e karşı ne yapılabilir ki? Hele arkasında Amerika varken…” diye düşünenler için yakın tarihten çok net bir örnek:
1973’te Mısır ve Suriye ile İsrail arasında yaşanan savaşta ABD ve Batılı devletler yine İsrail’i destekledi. Bunun üzerine başta Suudi Arabistan ve Faysal önderliğindeki Arap ülkeleri, Batı ülkelerine petrol ambargosu başlattılar. Batı’yı zora sokan büyük bir petrol krizi patlak verdi.
Dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger krizi çözmek için Suudi Arabistan’a bir ziyaret yaptı. Amacı Faysal’ı ikna etmekti ama başarılı olamadı. Kissinger esprili bir dille Faysal’a “Uçağımın yakıtı bitti, deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazırız” deyince kral gülümsemedi ve başını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde şu cevabı verdi: “Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksa’da iki rekat namaz kılmaktır. Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?”
Görüşmede Faysal “İsrail’e destek olmaktan vazgeçerseniz ambargo biter” deyince Kissinger petrol kuyularını bombalama tehdidinde bulundu. Faysal ise bunun üzerine Kissinger’a tarihe geçecek şu cevabı verdi: “Tabiî ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Fakat unutmayın ki biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak siz artık petrolsüz yaşayamazsınız.”
Kaynak: Ömer Aymalı, “Kral Faysal’ın Amerika’ya Petrol Resti”, Dünya Bülteni, 4 Eylül 2012 http://www.dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/225166/kral-faysalin-amerikaya-petrol-resti
23 Ekim 2023
5) Müslüman kardeşimize küsmekle İsrail’e yardım ettiğimizin farkında mıyız?
(…) İhtilafın İslâmiyet’e ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalaletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshil ettiğini düşünüp (…)
Lem’alar
İhtilaf yani birbirimizin hilafına hareket etmek yani Müslümanların birbirine muhalefet etmesi, ayrışması, soğuması, dedikodusu vs…
Bu hal Bediüzzaman hazretlerinin tespitine göre kâfirlerin Müslümanlara galip gelmesini kolaylaştıran en büyük etkenlerin başında geliyor. Belki de bu sebepten Eski Said’in ittihad-ı İslam vurgusu, Yeni Said’de yerini uhuvvet vurgusuna bırakıyor. Çünkü kardeşlik hakikati yerleşmeden İslam birliğinin imkansızlığı ortaya çıkıyor.
“İki milyar Müslüman neden bir şey yapamıyor” sorusunun cevabı bu noktadan çok açık: Müslümanlar olarak pek çoğumuz kardeşlik konusunda sınıfta kalıyoruz. Aile, akraba, komşu, cemaat gibi bizi birbirimize bağlayan pek çok rabıtamız var. Fakat çoğunluk olarak bunların hakkını veremiyoruz.
Samimi olarak hakkın ve İslam’ın yeryüzünde hâkim olmasını isteyen bir Müslüman isek altı boş büyük laflar etmeyi bırakıp kendi küçük dairemize yoğunlaşmalıyız. Uhuvvet, samimiyet, kardeşlik ilişkilerimizi kuvvetlendirmek için duacı olmalıyız.
Bu oran artarsa Cenab-ı Hak da bunu küllî bir dua olarak kabul edip âlem-i İslâm’a fetihler nasip edecektir ümidini taşıyabiliriz. Çünkü
Sultan-ı kâinat birdir. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir. Her şey onun emriyle halledilir.
Mektubat
15 Mart 2024
6) Çocuklara ve gençlere İsrail mallarını almamamız gerektiğini güzelce izah etseniz hemen meseleyi anlayıp ellerini sürmüyorlar. Hatta alanları da çok yadırgıyorlar. Büyükler ise çoğunlukla tam tersi, ne desen bir kılıf uyduruyorlar. Yerleşmiş çıkarlarından azıcık olsun feragat edemiyorlar.
Sadece bu olay bile Efendimiz aleyhissalatü vesselamın ilk sahabilerinin neden ekseriyet olarak gençlerden oluştuğunu açıklamaya yetiyor.
Henüz bozulmamış gençlerde saf bir bakış, temiz bir dünya görüşü, duru bir kalp var. Dünyaya kendini kaptırmış büyüklerde ise tam tersine bir hal hüküm sürüyor…
8 Ekim 2024
7) Efendimiz aleyhissalatü vesselamın Mekkeli müşriklerle yaptığı onyıllık Hudeybiye barışı, barışın daha ikinci senesinde müşrikler tarafından ihlal edilir. Kureyşli bazı müşriklerce desteklenen Benî Bekr kabilesi, Huzâa kabilesine mensup 23 Müslüman’ı katleder.
Bunun üzerine Hz. Aişe annemiz (r.a): “Yâ Resulullah! Müşrikler senden korkarken anlaşmayı bozarlar mı?” diye sorunca Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam zavallı müşrikler üzerinden değil şaşmaz olan kader planı üzerinden bir hikmet okuması yapar: “Onlar, Allah’ın dilediği bir iş için (Mekke’nin bir an önce fethedilmesi için) bu anlaşmayı bozdular.”
Cenab-ı Hakk’ın iş görme şekli olan âdetullahın değişmediğini düşünecek olursak, bu tecelliyi çok geçmeden İsrail’in kendi sonunu hazırlaması için de bekleyebiliriz. Ama Rabbimiz bu bekleyişi tembelce eylemesin, gayretle taçlandırsın. Bu konuda hem maddî hem de manevî imkânlara sahip insanların sayısını çoğaltsın. Sonuçtan değil süreçten hesaba çekileceğiz.
17 Mayıs 2021
8) Kâinatın dizginleri Allah’ın elindedir. Sebepleri yaratmış ama hakiki tesir vermemiştir. Zerreden şemse kadar her şeyin kontrolü O’nda olduğu gibi, bütün kalpleri dilediği gibi çekip çevirebilen de O’dur. Hiç umulmadık insanlara hiç umulmadık kararlar aldırabilir.
Sovyetlerin dağılması nasıl âniden olduysa İsrail için de aynı hızlı son pekâlâ olabilir. Bu nedenle biz bir yandan sebepler dairesinde yaşadığımızın idrak ve edebiyle çalışmalı bir yandan da böyle bir Rabbimiz olduğunun şuuruyla ümitvâr olmalıyız.
Ümitsizlik bize değil kâfirlere çok yakışır.
11 Mayıs 2021
9) Bugünlerde çokça okumamız gereken Fetih sûresinde, hem de iki defa geçen bir âyet, üzerinde çokça düşünülmeyi hak ediyor: “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.” (4. ve 7. âyetler)
Özellikle maddî güç ve dünyevî iktidar dışında hiçbir hesap yapamayan zihinler için oldukça ezber bozucu bir âyet-i kerime…
11 Ekim 2023
10) Yazmak istemezdim ama yazmak da lazım. Halk arasında meşhur bir tabir vardır: “Dini imanı para olmuş” diye…
Bu kadar büyük zulümlere rağmen cirosunda herhangi bir düşüşe bile tahammül edemeyerek ısrarla boykot mallarını satmaya devam eden market ve dükkânlar, maalesef bu tabiri büyük bir çapta anlamamıza sebep oldular. Üstelik her ürünün bu kadar alternatifi varken…
Allah “kapitalizm dini”nin şerrinden tüm mü’minleri muhafaza eylesin. Âmin.
8 Şubat 2024
11) Bahanelerle yaşıyorum!
Dün girdiğim bir pastanede mâlum kola ve içecek markalarını görünce “Abi artık şunları satmasanız, o kadar da alternatif var” diye bir serzenişte bulundum. Abimiz “Ben de istemiyorum ama…” diye başlayıp uzun bir nutka girişti. Yok şu videoyu izledin mi, şu adamı duydun mu vs. vs. Ben her ne kadar “Abi Allah bizi şahsî gayretimizden sorguya çekecek. Bu dediklerin hakkında yapabileceğimiz pek bir şey yok” desem de dinletemedim. Hatta en son 2. Abdülhamid dönemini tahlile başlamıştı ki alacağım şeyi göstererek konuşmayı bitirdim.
Bu durum pastaneci abiye has değil. Maalesef çoğumuz bunu yapıyoruz. Kendi şahsî gayretimizden emin olmadığımız için topu taca atıyoruz. Büyük olayları, meşhur videoları, popüler insanları sürekli öne sürerek kendi irademizi gölgelemeye çalışıyoruz. Böylece hesap vermekten yırtacağımız hissine kapılıyoruz. Hâlbuki bu geçici ve aldatıcı bir histir. Üstelik kabir kapısında söner, beş para etmez.
Rabbimiz şu Ramazan-ı Şerif’in hürmetine aklımızı başımıza almak nasip eylesin. Âmin.
25 Mayıs 2024
12) İki yüz yıldır dünya hâkimiyeti noktasında Batı neden başarılı oluyor? Müslümanlarsa niye böylesine aciz halde? İşte basit bir alandan küçük bir örnek:
Avrupa’da top koşturan Müslüman futbolcular, Filistin’i destekleyen bir paylaşım yaptıkları an kadro dışı bırakılıyor. Özür dileyene kadar da geri alınmıyor.
Bizde ise durum bilakis. Mesela bir Anadolu takımında oynayan iki İsrailli futbolcu, maçtan önce Filistin için saygı duruşu yapılacağından dolayı maça çıkmak istememiş. Kulüp de bu duruma saygı duyarak futbolculara izin vermiş. (Belki tatil paralarını bile vermişlerdir. Bilemiyorum!)
Hikmet-i ilahî gereği, bu dünyada samimi olarak gayret edenler muzaffer olur. İşte o toplumun şerdeki samimiyeti. İşte bu toplumun haktaki samimiyetsizliği.
Allah cümle Müslümanlara imanî ve İslamî şuur nasip eylesin.
15 Kasım 2023
13) Fetih suresi çok ama çok mühim.
Kendi âlemimizde, sevdiğimiz ama İslâm’a ısındıramadığımız kişilerin kalbinin hidayetle fetholunmasından tutalım da geniş âlemde arzuladığımız Kudüs’ün fethine kadar çok fetihleri kapsayan bir mânâsı var. Çünkü Kur’an böyle konuşur. Her şeyin Rabbi elbette en cüz’iden en küllîye kadar her şeyi kastederek konuşur.
Hem çokça okumak hem de meal ve tefsir yardımıyla idrakine daha çok varmamız gerekiyor. Allah bizleri bu yolda muvaffak eylesin. Âmin.
4 Ocak 2024
14) Müslüman kardeşimizle olan irtibatımızı “yaşanmışlık” üzerinden değil “yaratılmışlık” üzerinden kurmalıyız. Yoksa dargınlıklar, küslükler, soğumalar bitmez.
Yani daha önce yaşanmış ve aramızda soğumaya sebep olmuş olaylara değil aramızda yaratılmış olan birlik ve beraberlik noktalarına odaklanmalıyız.
Şuradan bakalım:
Mesela her ikinizin Hâlık’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir bine kadar bir bir… Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir… Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir…
Mektubat
Burada Bediüzzaman hazretleri sadece ama sadece aramızda var edilmiş, yaratılmış ortak noktaları nazara veriyor. Bu kadar çok birlik noktalarımız bize kaderin bir mesajı yani: Birleşin!
Herkesle aynı yolun yolcusu olmamız gerekmez. Kader herkese ayrı bir yol çizmiş. Ama küslük, gıybet, iftira gibi çirkin meyveler veren Müslümanlar arası ayrılıklar, sadece bizim yaşam sevincimizi emiyor ve İsrail gibi kâfirlerin ekmeğine yağ sürüyor.
Muhabbet ve samimiyetle aklımızı başımıza almak nasip olur inşallah.
19 Mayıs 2025
15) Gazze tek başına ahiretin ispatıdır!
Bakınız: Delil-i adlî (Adalet delili)
Evet görüyoruz ki ale’l-ekser gaddar, fâcir zalimler; lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki masum, mütedeyyin, fakir mazlumlar; zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar.
Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlahiye zulümden pâk ve münezzehtirler.
Öyle ise adalet-i İlahiyenin tam manasıyla tecelli etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.
İşârâtü’l İ’caz
11 Şubat 2024
- Derdimiz Gazze - 28 Mayıs 2025
- Kâfir kâinatın mızıkçısıdır - 15 Nisan 2025
- Bediüzzaman’ın siyaset mesleğinden iman mesleğine geçişine dair - 23 Kasım 2024
