Kafile ekibi ve Kırmızı Asa serisine dair

YOUTUBE, FACEBOOK VE TWİTTER gibi sosyal mecraların klasik kullanımının en büyük amacı dikkat çekmektir. Bu dalgaya kapılınca daha fazla takipçi, daha fazla beğeni, daha fazla şöhret, daha fazla… derken asıl amacın ne olduğu genelde arka plana atılır, bazen de tamamen unutulur. Zaten sosyal medya insanın beğenilme, konuşulma, dikkat çekme gibi nefsanî zaafları üzerine kurulu olduğu için bu kadar ilgi görüyor kanaatindeyim. Mecranın tabiatı çok samimi … Okumaya devam et Kafile ekibi ve Kırmızı Asa serisine dair

Kendini seviyorsan O’nu sevmelisin

UNUTMA EY NEFSİM! Manevi kalbini yaratan, bâtın denilen en iç kısmını kendi tecelli ve nazargâhı olarak ayırdı. Orayla başka şeyleri seversen işin yaş. O’ndan başka kime kalbinin içini verirsen parça parça edip sana geri verecek. Emin ol. Ferrari ile köy yolunda gidilmez. Allah’ı sevmek için yaratılan bir kalple üç günlük dünyanın beş kuruşluk mahlûkatı sevilmez. Onun mecrası farklı. Mecrasını şaşırırsan çok sıkıntı çekersin. Hayat senin … Okumaya devam et Kendini seviyorsan O’nu sevmelisin

Mealci modernist akıma ılımlı bakılabilir mi?

Modernist tahribat ÖNCE İSLAM MUKTESEBÂTINA, sonra hadis-i şeriflere, son zamanlarda da yavaş yavaş Kur’ân’ın lafızlarına ilişme cüreti bulan modernist akım… Hâlâ daha birçoğumuzun mahiyetinin cahili olduğu tahrip edici sel… Müntesiplerinin etki alanı ilâhiyat kürsüleri gibi mekânlarla sınırlı kalmadı, ne yazık ki halk tabakasında da hayli yankı uyandırdılar. Ekranlarda ve sosyal mecralarda sık sık kurtarıcı rolünde boy göstermeleri, “Yok efendim bütün hadisleri inkâr etmiyoruz” tarzı lütufkâr … Okumaya devam et Mealci modernist akıma ılımlı bakılabilir mi?

Varoluş muammâmızın kilidi: ene

VAROLUŞUMUZUN KİLİDİNİ BULMADAN, hayatımızda karşılaştığımız ve karşılaşacağımız hiçbir muammanın kapısını açamayız. Ya kapıyı görmezden gelerek kendimizi kandırır ya da kapıyı tekmelemek suretiyle açmaya çalışarak kendimize yazık ederiz. Bunun için insanın kendi benliğiyle olan münasebeti çok mühim. Onunla kuracağı ilişki hem kendi varoluşu hem hayat hem kâinat hem diğer insanlar hem de Rabbiyle kuracağı ilişkinin mahiyetini tayin ediyor. Sınır tanımayan bir enenin kendi menfaati adına bunların … Okumaya devam et Varoluş muammâmızın kilidi: ene

Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-7: “Bilimsel ispat” esaretinden “doğru muhakeme” özgürlüğüne geçiş

Ey kendini insan bilen insan. Kendini oku! Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var. İLK GENÇLİK YILLARIMDA Risaleleri okurken “İki kere iki dört eder derecesinde kat’i ispat edilmiştir” gibi ifadelere rastladığımda çok garipserdim. “İspat” benim dünyamda elle tutulup gözle görebileceğim nesneler üzerinde ve yalnızca laboratuvar ortamında yapılabilecek bir şeydi. Allah’ın varlığı ve birliği, haşir, melekler gibi “soyut” konular nasıl ispat edilebilirdi ki? Hem … Okumaya devam et Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-7: “Bilimsel ispat” esaretinden “doğru muhakeme” özgürlüğüne geçiş

Tefekkür-i müteferrika

Tek dünyalık yaşamdaki akıl tutulması Ahiretin mevcudiyetinin ispatı meselesini şimdilik bir kenara koyarak şunu çok net bir şekilde tespit etmeliyiz ki, ölümden sonra bir hayatın varlığı hakkında emin olunamasa dahi, yüzde yüz yokmuş gibi yaşamak, ister Müslüman ister ateist, ister Türk ister İsveçli olsun tam bir aklın iptali halini (divanelik) işaretliyor. Nasıl? Süleyman Ragıp Yazıcılar’ın İnsan Mesafedir kitabında geçen güzel bir örnek vardı. Tanımadığımız bir … Okumaya devam et Tefekkür-i müteferrika