Bediüzzaman’ın bir tecrübesi ve insanın manevi derinliği

Bediüzzaman, üstadı olan Kur’an-ı Hakîm’den aldığı derse binaen risalelerinde öyle ifadeler kullanır ki bırakın bir risaleden veya bir sahifeden, bir cümleden hatta bazen bir tek kelimeden dahi sizi mühim hakikatlere götürebilecek ipuçları elde edersiniz. Ben bu durumu metodoloji açısından “reşha mesleği”nin bir icabı olarak okuyorum. Her bir şeyiyle ona ayna olma, zâtında perde olabilecek hiçbir tortu bırakmama ve bu sebeple kelimeleri dahi o hassasiyetle seçme… … Okumaya devam et Bediüzzaman’ın bir tecrübesi ve insanın manevi derinliği

“Risale-i Nur’dan başka kitap okunmaz mı?” meselesinde iki gelenek ve bir örnek

Hakikat karşısında iki farklı duruş Risale-i Nur’un insana kazandırdığı bana göre en önemli hususiyetlerden birisi hakikatin tek olmakla birlikte çok yönlü olduğu ve kuşatılamayacağı gerçeğini kavratmasıdır. Öyle ki hakikati bulma çabasında bulunan herkesin doğrusunun aslında “kendince” bir doğru olduğunu yani hakikat deryasından o şahsın kabına kabiliyeti miktarınca damlayanlar olduğunu anlarsınız. Çoğu zaman ve çoğu mekanda göz ardı edilen bu husus insan için öylesine kritik ve … Okumaya devam et “Risale-i Nur’dan başka kitap okunmaz mı?” meselesinde iki gelenek ve bir örnek

Bir Mi’rac’dan geriye kalanlar

Üstad’ımın Mi’rac risalesinde sunduğu o külli perspektifi layığınca anlamaya ve anlatmaya ne tâkatim ne de kabiliyetim var. Ama o okyanusun yalnızca giriş ve birinci esas bölümlerinden kendi kabıma damlayanları paylaşmak da bir hayırlı başlangıç sayılır inşallah. “Mi’rac meselesi erkân-ı îmâniyenin usulünden sonra terettüp eden bir neticedir. Ve erkân-ı îmâniyenin nurlarından medet alan bir nurdur.” Buradan anlıyorum ki imanın esasları iç dünyamda derinleştikçe ve kökleştikçe mi’rac … Okumaya devam et Bir Mi’rac’dan geriye kalanlar

Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-5: Anlamadan okusak olur mu?

İki yıl kadar önceydi. Kardeşimin “Abi şu mesaja bir bak!” diyerek gönderdiği mesajı okuyordum. Dediğine göre bu mesaj o sırada çok sayıda Nurcu tarafından da cepten cebe aktarılarak hayranlıkla okunuyor ve okutuluyordu. Kelimesi kelimesine hatırlamasam da içeriğini hiç unutmamıştım. Unutamazdım da… Zira öyle unutulacak cinsten bir mesele değildi. Hatırımda kaldığına göre bir abimiz trafik kazası geçiriyor ve günlerce komada kalıyor. Günler sonra uyanmak nasip oluyor … Okumaya devam et Risale-i Nur’un mânâ dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-5: Anlamadan okusak olur mu?

Şamlı Hafız Tevfik’in düşündürdükleri

Şamlı Hafız Tevfik abi (Allah ondan ebeden razı olsun) diyor ki: Üstadımın en mühim bir düsturu olan kanaate riayet etmediğimden fakr-ı hale maruzum. Tevfik abi böyle diyerek neyi gösteriyordu? Devamında da söyleyecekti zaten… Bu hizmet-i Kur’aniyenin öyle bir kudsiyeti vardı ki “üstadın sağ kolu” olmanız dahi hiçbir şeyi garanti etmiyordu: Üstadımın –hem de 8 senedir– hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde 8 ay … Okumaya devam et Şamlı Hafız Tevfik’in düşündürdükleri

Tatmin arayışımız

“Kalbim Sende huzuru bulana dek endişe içinde kalacak.” St. Augustinus “Tatmin” köken itibariyle Kur’ani bir kavram. İnsanın hayat yolculuğunu özetleyen de bir kavram bana göre. Zira Fâtır-ı Hakîmce fıtrata derç edilen bir özellik sebebiyle insan hayatı bir “tatmin mercii” arayışıyla geçer. Bu sebeple kendisini tatmin eden işlere, insanlara, kitaplara, ortamlara vs. etmeyenlere nisbeten çok daha yoğun bir teveccühte bulunur. İnsan melekten yukarı çıkabilecek, hayvandan aşağı … Okumaya devam et Tatmin arayışımız