“Cemaat”leşmenin hakikati ve “hakikat merkezli cemaat”in mümkünlüğü hakkında

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Muhakkik rehber ihtiyacımız FETÖ merkezli 15 Temmuz darbe girişimiyle tekrar alevlenen dini grupların varlığının sorunsallaştırılması iki yıldır gündemlerden düşemedi. Bu alevlenmenin verdiği hararetle hemen herkesin cemaat/tarikatler hakkında menfi ve müspet fikirler beyan etmesi gayet normal fakat ontolojik fakirliğimizden dolayı ayakları yere basan pek az yorum yapılıyor. Belki de bu yüzden hadisenin üzerinden iki seneden fazla zaman geçmesine ve ilk gerilimler gevşemesine  rağmen hâlâ dini gruplara … Okumaya devam et “Cemaat”leşmenin hakikati ve “hakikat merkezli cemaat”in mümkünlüğü hakkında

Geriye insan kalır

Mehmet Kaplan

Süleyman Demirel Üniversitesi / Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü - Din Sosyolojisi
Mehmet Kaplan

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)

Dünya tarihinin en önemli imparatorluklarından birisi olan Osmanlı İmparatorluğu kuruluş aşamasındayken Şeyh Edebali, hem damadı hem de devletin kurucusu olan Osman Gazi’ye nasihatinin bir bölümünde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyordu. Bu felsefeye ne kadar riayet edildi o ayrı bir konu olmakla beraber çok temel ve değerli bir hakikate dikkat çekiyordu. Zira cemaat, devlet ve imparatorluk bir şahs-ı manevidir. Bu şahs-ı maneviyi oluşturan fertler ve … Okumaya devam et Geriye insan kalır

Nerede durulmalı?

İsmail Kartal

Latest posts by İsmail Kartal (see all)

Cenab-ı Hakkın rızasını gaye-i maksat ederek din-i Mübin-i İslam’a hizmeti gaye edinen fertler ve bu gaye istikametinde bir araya gelen fertlerden müteşekkil cemaat ve tarikatlerin hepsinden Allah razı olsun. Vahidiyet hakikati çerçevesinde bir araya gelen bu dini grupların fertlerinde ve grup olarak tümünde ayrı ayrı ehadiyet hakikati tezahür etmekte. Yani yaratılış itibarıyla her fert Ehad isimine mazhar ve farklı esmalara ayinedir. Dolayısıyla farklı meşreplerin olması … Okumaya devam et Nerede durulmalı?

Risale-i Nur’un mana dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-4: Hakikat bazen detaylardan göz kırpar

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Birincisi bir müzakere ortamında ikincisi de bir şahsi okuma esnasında fark ettiğim iki detay, Risaleleri satır satır hatta kelime kelime okuma ve tefekkür etme noktasında benim için bir hayli uyarıcı oldu. Ben de bu iki nüansı müstakil bir yazı altında toplayıp paylaşmak istedim. 1) Sorudaki sır İlk nüans Yirmi Dördüncü Söz’ün İkinci Dal’ında yer alıyor. İki soruyla başlayan İkinci Dal tabiri caizse tam bir demir … Okumaya devam et Risale-i Nur’un mana dünyasına “olduğu gibi” girebilmek-4: Hakikat bazen detaylardan göz kırpar

Çatışma

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Hayatını ifrat ve tefrit derelerinde savrulmakla geçirenler daima vasat ehliyle çatışma halinde olurlar. Tahkir etmek, aşağılamak, çatışmak zamanımızın olmazsa olmazları haline geldi. Öyle bir söz düellosu içine girmişiz ki ne dediğimizin farkında bile değiliz. Artık düellolar silahlarla yapılmıyor, kelimelerle yapılıyor. Ama kelimelerle yapılanın hasarı daha da ağır oluyor. Kimse ne söylediğinin farkında değil ama sürekli başkalarını ne söylediğini bilmemekle itham ediyor. Ve bir kardeşinin yarasına … Okumaya devam et Çatışma

Eşya ve Esma

Ali Bayar

Latest posts by Ali Bayar (see all)

Bazen insanın aklına bir anda bir hatıra gelir. Yıllar öncesi yaşadığı bir olay, o anki duyguları ile canlanır gözünün önünde. Her şeyi hissedersin. Bazen olur ki anlık da olsa zaman ve mekân mevhumunu bile yitirirsin. İşte böyle anlarda oturur düşünürüm. Sorarım kendime, “Ne oldu da böyle düşünür, hisseder oldun” diye. İnsan, fıtratı gereği geçmişiyle de geleceği ile de hüzünlenip, efkârlanıp, neşelenebilen bir varlık olması hasebiyle; … Okumaya devam et Eşya ve Esma