Sistemin çöküşü

Zamanında evine ikinci katı çıkan bir Sahabeye çıkma kat için yüksek binalar kıyamet alametidir deyip yıktıran bir peygamberden bahsetmek istiyorum.

Dikkat ettiniz mi hiç bilmiyorum ama şu an komşuluk bağı denilen unsur neredeyse hiç kalmadı. Buna nereden mi kanaat getirdim. Kesinlikle buzdolabı reklamlarından. Şu an izlediğimiz buzdolabı reklamlarının hemen hemen hepsi dolabın büyük olmasına vurgu yapıyor. Neden diye düşündüm. Neden daha çok soğutuyor veya daha az yer kaplıyor veya içinde bir buz oluşturuyor inanamazsınız demiyorlar da; işte beş çekmeceli ankastre dolap, içi o kadar geniş ki vezir parmağını vezirle beraber muhafaza edebiliyorsunuz gibi reklamlar türedi. Sebebi kesinlikle komşuluk bağının kopmasından kaynaklanıyor. Komşumuz olsa ve biz ona hakikaten komşu olarak bakabilirsek bizim dolaba koyacağımız fazladan bir yiyeceğimiz olmayacaktır. Çünkü komşumuz aç iken bizlerin dolabı ağzına kadar dolu olamaz.

Büyüyen binalar kıyamet alameti olarak komşuluk bağını koparmış ve insanoğlu yanındaki ya da alt katındaki insanı tanımaz olmuştur. Bu işin daha da öncesi var elbette mesela rızkımızı kazanmak için gerekenden fazla çalışarak komşularımızın yüzünü dahi görememek gibi ama şu an o konumuzu çok detaylandıracağı için daha sonraya bırakmak doğru olur.

Anlaşıldığı üzere bir hadisin gereğini yapmak ne kadar çok şey değiştiriyor.

Sistemin çöküşü bununla birlikte daha birçok unsura bağlı elbette. Bizim burada sayamayacağımız kadar fazla durumlar var.

Misal olarak boyu küçük olan bir Sahabeyi cihada götürmüyor Efendimiz (ASM). O Sahabe de soruyor, “Ya Resulullah (ASM) şu sahabeyi aldınız, beni niye almıyorsunuz? Ben onu güreşte yeniyorum.” Efendimiz (ASM) hemen güreş tutturuyor oracıkta ve itirazını haklı bulduğu Sahabeyi de cihada dahil ediyor. Bakınız ne hassas ve hakkaniyetli bir adalet.

Bizler şu zamanda eşitlik kavramının üzerinde gereğinden fazla durarak sanki adaleti küstürmüşüz. Sonuçta ne adalet kalmış elimizde ne de eşitlik. Bizler eşitlik adı altında haklıya da haksıza da eşit pay vermişiz. Oysa ki bunun çok yanlış olduğunu şu sıralar tüm ahali farkına varıyor. Adaletli olarak bir adalet görevlisi yetiştirememişiz. Hakimlerimiz karar mercii olarak vicdanlarını değil makamlarını, avukatlar da savunduklarının haklarını değil kimler ve hangi mevkilerde olduğunu düşünür olmuş.

Adaletin olmadığı yerde ise kimse özgürlük ve hürriyetten bahsedemez.

Bir başka durum da eğitimde var.

Dakika başı değişen eğitim sistemini de takip etmede çok zorlanıyoruz, bizleri çok geri bıraktı. Bu sistemin çöküşü gayet zahir olduğundan dolayı fazla konuşmayı fuzuli buluyorum.

Bir devlette veya bir toplumda ya da onun en küçük yapı birimi olan aile ve bireyde; eğitim ve adalet sistemi çökmüşse eğer o zaman kendi enkazımızdan çıkmayacağımıza ant içmişiz demektir.

Bu işin çözümü de her zamanki gibi bizim her daim yol göstericimiz olan Peygamber Efendimiz’in (ASM) sözlerine kulak vermekten geçecektir. Vesselam…

Mehmed Solmaz

Mehmed Solmaz

Deribey.com da çalıştı..
Kamu yönetimi 4.sınıf öğrencisi..
Mehmed Solmaz

Latest posts by Mehmed Solmaz (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım