Başörtüsü ve siyasi parti düzleminde kırılan kalpler ve kaybolan zamanlar

Başörtüsü ve siyasi parti düzleminde kırılan kalpler ve kaybolan zamanlar

Hemen yazının başında belirtmek isterim ki, niyetim kimsenin tavuğuna kışt deme amacı taşımıyor ve eski yaraları açma gayreti içerisinde değilim. Başlıkta da dikkat çekmek istediğim üzere yazıda iki konu üzerinde gel-gitler yaşanacaktır.

Başörtüsü; örtünmeyi sağlayan araç, amaca giden yol, namus, ar, “bez parçası” gibi anlamlar yüklenilen bir olgu. Kimse de başörtüsünün tesettür hakikatinde bir kutsiyeti olduğunu yadsıyamaz.  Haddi de değil zaten… Yalnızca sulandırabilir, yıpratabilir, amaca giden yolu “araç” olmaktan çıkarıp amaç haline getirebilir. Ki öyle de oluyor zaten…

Bu aşamada yazının başına tekrar bir atıfta bulunursak “derin eski yaraları açmayacağım”.

Başörtüsü adına ortaya çıkan “ucubelere” hiç laf etmeyeceğim. Bir büyüğümüzün tabiri ile o başka bir fasıl; başlarsak başlı başına bir konferans… Nazar-ı dikkati çekeceğim bir nokta var elbette.  O da şudur ki, “Müslüman toplumun” tesettürü “başörtüsü” olarak kanıksamaya başlaması. Efendim ilk önceler böyle başlar, sonra düzelir; taktiğinin bu meselede işlemeyeceğine hal-i âlem şahit. Birileri, toplum enstitüleri, “siyonistler” vs. siz hangisini kullanırsanız kullanın ben onlara ehl-i dalalet diyorum. Alt başlıkları da olabilir- ehl-i zındıka, ehl-i dünya vs. Bizim bu ve bunun gibi ve buna benzer mevzularda nasıl düşünmemizi, ne gibi esaslar üzerine etik kurallar manzumesi bina edeceğimizi ve başka başka tercihlerimizin ikamelerinin tevdiini; bizden hiç de uzak olmayan yerlerde dizayn etmektedirler.

Tesettür hakikatine devam edersek! Tesettür konusunda diğer vecibelerin de var olduğunu, tesettürün “ilgi çekicilik”, “suretperestlik” ve sair ontolojik yalpalanmalara yaşam hakkı vermediğini kavrama gayreti ya yıkılmış ya da es geçilmiş olarak görünüyor.

Meselenin iman hakikatleri ile alakalı olduğunu, siyasetle inşanın mümkün olmadığını, birileri ile yan yana görünmeniz aynı amaçta olduğunuz anlamına gelmediği gibi nevi şahsına münhasır hallerin yazının sonunda yerlerini alacaklarını belirtmek isterim.

Başörtüsü süreç içerisinde nasıl bir hal aldığını ve ne durumda olduğu malumunuz…

Birinci basamakta anlatılmak istenen sanırım yavaş yavaş zihinlerinizde şekillenmeye başladı.

Başörtüsü ile aynı kaderi paylaşan bir başka konu; bireylerin, toplumların, cemaat veya camia veya cemiyetlerin siyasi parti tercihleri aynı bağlamda düşünülmese bile aynı düzlemde yerlerini alacaklarından eminim.

Süreç içerisinde mi yâ da hep olagelen bir hadise mi bilinmez. Yukarıda zikredilen seçmenlerin, parti seçimlerinde aslında aynı yaşam tarzını tercih ettikleri açıktır. Geniş kitleler bu gerçeğin farkında olmasa bile kanaat önderleri veyahut lider şahıslar ya da aydın kesimlerin bu farkındalıkta oldukları kesin. Yanlış yerlere odaklanma mevzusunda da; iyi bir hayat standardı, insan hakları, hürriyet, sosyal devlet gibi şartlarına haiz bir parti arayışı içerisinde parti kutsallaştırılması net bir şekilde görülmektedir.

“Mesele sadece parti tercihi değil” cümlesi çok iddialı olabilir. Beraberinde mesele hakikat boyutunda gerçekten parti tercihinde değil. Sosyal hayata bir bakış açısı yakalamaktır aslolan; olaylar ve kimlikler değiştiğinde değişmeyen bir yol haritası bulmak arzusu. Somut örnekler üzerinden gidilirse, iki dindar cenahın kavgası, Müslüman bir ülkedeki kaosun çözüm yolları, zulme taraf olmanın da zulüm olduğu gerçeği, bir kişinin hakkı umum insanlığın hakkı hakikati, kimse kimsenin günahını yüklenmez meselesi… Bu ve benzeri meseleler siyasi parti tercihi olarak lanse edilen hayat tercihi ya da cemaati terim ile meslek ve meşrebin ne derece var olması gerektiğinin açık bir göstergesidir. Somut örnekler ile paralel olaraktan bireylerin hür ve sorgulayıcı yetiştirilmesini de konumuzdan bigâne düşünmemek elzem.

Elhasıl, sorunlar amacı hatırlatan metaforların, olguların, soyut-somut bütün kavramların amacın yerini almasından kaynaklanmaktadır.

Putperestliğin bu kargaşadan meydana geldiğini dillendirenler acaba yanılıyorlar mı?

Gelelim birbirinden bağımsız gibi görünen, aslında temel yanılgı veyahut yanıltmalardan müteşekkil bu ve benzeri konuların temel parametrelerine. Efendim elbette diğer sosyo-psikolojik problemlerin kaynağında olduğu gibi bu kargaşanın kaynağı da hiç şüphesiz iman zaafiyeti…

Temelleri sarsılmış bir binanın duvarlarını boyamak ne ise bu ve benzeri karmakarışıklığın çözülemeyişi o sebepten işte. İman temellerini Risale-i Nurlara havale ediyoruz. O bizim yerimize söyleneni söylemiş…

Gel gelelim siyasi bir hareketin bu inşa hareketine katkılarına. İktidara gelmenin hizmet etme zaviyesine indiğini henüz kavramış değiliz anlaşılan. Ülke dinamiklerini elinde tutan zevatın “hizmetkar” olmaya geldik söylemleri eskilerde olduğu gibi teoride kaldığını görmekteyiz. İktidara gelenin hürriyet ve insan hakları noktasından hareketle insanlığın ortak paydalarında buluşma yetisine haiz olması yeterli olacak kanaatindeyim. Meydan-ı mücahedede kimse önde başlamasın anlayacağınız. Böylelikle kimsenin sınırsız haklara sahip olmadığı ve her fikrinde önyargısız dinlenilmeye değer olduğu anlaşılacaktır. Mesele tesettür, dindar bir nesil, başkasının hakkını gözeten bireyler, kendi hakkını savunan insanlar yetiştirmek ise eğer; insanlığın ortak paydalarında buluşan toplumlara hayat hakkı tanımaktır aslolan. Her ne ise bu hamur çok su götürür. İnsan haklarını, insanlığın ortak paydalarını bilenlerimiz fazla olmakla beraber dileyenler uluslar arası “hak kriterlerine” göz atabilirler.

Başörtüsü ve siyasi parti düzleminde kırılan kalpler ve kaybolan zamanlar meselemizin bir başka açıklığa kavuşturulması gereken faktörü ise hiç şüphesiz zaman ve mekanın değişiminde omuz omuza görünen toplumsal veyahut bireysel beraberlikler. Herkes aynı şeyleri düşünecek diye bir kaide yok. Zira bahsi geçen insan fıtratına da aykırı. Maksatta birlik esas. Zaman ve mekan veyahut iktisadi bir terimle konjonktürel durumlar dindarı ile dinsizi, antikemalisti ile kemalisti, sünnisi ile gayri sünnisini bir aradaymış gibi gösterebilir. İnsan ve insan topluluklarının yanıldıkları nokta da budur kanaatimce. Birileri ile yan yana görünüyorsunuz diye aynı amaca hizmet ediyorsunuz anlamına gelmez. Daha anlaşılır ya da yanlış anlaşılmasına namüsait bir ifade ile doğruda birleştik diye amacımızın farklı olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Hâsıl-ı kelam zaman ilerliyor. Kaybolan zamana mı yanarsınız, kırılan kalpler neticesinde tükenen beyin gücüne mi? Buyurun siz düşünün. Başörtüsünün tesettür hakikati ile ayrı düşünülemeyecek kadar girift olduğunu ya da siyasi parti tercihlerinin aslında bir yaşam tarzı alternatifleri olduğunu unutmadan. Beraberinde siyasetin bu gibi sosyolojik problemlerin çözümünde bir alan imkanı sunan araç olduğunu, meselenin iman temelleri üzerine kurulu bir medeniyet tasavvuru ile mümkün kılınabileceğini unutmadan. Ha bir de şunu söylemeden edemeyeceğim: Çok uzaklardan omuz omuza görünüyoruz diye kimse kendine pay çıkarmasın…

Latest posts by Ersin Acar (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.