Büyük soru

Evet mi, hayır mı?

Son zamanlarda duyduğumuz en sık cümle sanırım budur.

Bu cümle üzerine birçok kesimden birçok insan kendi bakış açılarından çokça şeyler söyleyebilirler. Peki, bu soruyu sorduğumuz zamanki zihni altyapımızı hiç düşündük mü?

Bu soruyu soran bir insanın zihni durumunu anlamak adına içinde bulunduğumuz toplumsal tabakadaki genel söyleme ve onun motivasyonuna bakmak uygun olur sanırım.

Son zamanlarda ülke gündemini daha çok terör, cemaatler, hükümetin yaptıkları ve bunlara göre hangi tarafta olduğumuz oluşturuyor. Her kesim bu olaylar hakkında fıtri olarak bir şeyler diyor ve bir şekilde bir tarafa dahil oluyor veya meylediyor. Bu konuyu açıkçası çok uzatmak istemiyorum çünkü toplumsal seviyede söyleyeceğim şey az. Söylemek istediğim özetle şu ki toplum olarak genel gündemimizi siyaset ve bu siyasete göre nerede durduğumuz oluşturuyor.

Bu durum tabii ki bireysel hayatımızı da etkiliyor. İç dünyamızdaki düşüncelerimizin bir kısmı bu konu üzerine yoğunlaşıyor. İkili sohbetlerimizin –bazen büyük– bir kısmını siyasi olaylar hakkındaki yorumlarımız teşkil ediyor.

Bunları söyledikten sonra gidip de “Biz ne biçim milletiz” klişesini tekrar etmeyeceğim. Biz gayet normal bir milletiz. Genel durum ve yönlendirmeler göz önüne alındığında bu yaptıklarımız da gayet fıtri.

Ancak üzerini vurgulamak istediğim bir nokta var. Siyaset gerçekten düşüncelerimizin merkezinde olmak zorunda mı?

Bu soruyu cevaplandırmak için siyasetin sahip olduğumuz hayat ile ne kadar alakalı olduğuna bakmamız lazım.

Bunu belirlemek için bakabileceğimiz bir kaynak devletlerin sistemleridir. Bazı ülkeler çok ayrıntılı sistemlere ve yasalara sahipken bazıları ise böyle bir şeye sahip değildir. Bununla beraber çok ayrıntılı yasalara sahip olmayan ülkeler çok ayrıntılı yasalara ve sistemlere sahip ülkelerden daha etkili ve müreffeh hayatlara sahip olabiliyor. Devletlerin yönetim sistemlerine baktığımızda da görüyoruz ki günümüzde ve tarih boyunca bazen en etkili dediğimiz yönetim sistemleri işe yaramazken ve yürümezken bize kötü olarak sunulan bazı yönetim sistemleri ise toplumda iyi karşılıklar bulup toplumu ilerletebiliyor.

Bakabileceğimiz diğer bir nokta ise siyasi durum ve hareketlerin beklenmeyen sonuçlar doğurmasıdır. Buna örnek olarak Trump’ı verebiliriz. Her ne kadar Trump’ın seçileceğine dair tahminler yapılsa da çoğu kişi başkan olacağını düşünmemişti.

Bunlarla beraber insanın içinde yaşadığı sistemin o kişinin davranışlarına etki ettiğini de biliyoruz. Verilen siyasi kararlar hepimizin hayatını şöyle ya da böyle etkiliyor.

Bu söylediklerimle varmak istediğim noktaya geliyorum şimdi. Biz olmuş olanları ve büyük ölçüde olacak olanları değiştiremeyiz fakat biz yaşanmış ve yaşanacak olanlara karşı duruşumuzu ve niyetimizi değiştirebiliriz. Tabii ki siyasi kararlar bizim hayatlarımızı etkileyecektir. Ancak bizim siyaseti değiştirmeye karşı alacağımız tavır, alınan veya alınacak siyasi kararların bizim hayatlarımızı nasıl etkileyeceğini belirler.

Güzel sistemi olan ile kötü sistemi olanı birbirinden ayıran gerçekten iyi veya kötü bir sisteme sahip olmaları değil o sistemlerdeki insanların hayata ve birbirlerine bakışlarıdır.

Eğer biz siyasetin ve siyasetçilerin oyunlarının hayatımızdaki önemini azaltırsak; yani hayata, topluma ve birbirimize bakışımızı değiştirirsek siyasetin bizim hayatlarımızı değiştirmesinden daha çok biz siyaseti belirleriz. Böylece siyasetin yönlendiricisi toplum olarak bizler olabiliriz.

Bunları söyledikten sonra evet-hayır meselesine gelelim. Şu sıralar herkesin zihni siyasi meselelerle yoğun şekilde meşgul. Ancak eğer biz zihni altyapımızı siyasetle değil de toplum olarak daha iyiye, beraberliğe, birbirimizi anlamaya ve beraberce fikirlerimizi aktarmaya dair duygu ve düşüncelerle doldurursak asıl istediklerimize ulaşırız. Ayrıca bu söylediklerim Türkiye’deki her bir vatandaşı ilgilendirir. Eğer bunu hep beraber yapabilirsek ancak o zaman toplum olabiliriz.

Bu noktadan yola çıkarak evet veya hayır demenin çok da hayatlarımızla alakalı olmadığı sonucuna varırız. “Geçerli sebeplerle evet veya hayır kararının altını dolduran herkesin kararı kıymetlidir” gibi bir argüman geçerli değildir. Eğer iki karar da zihnimizdeki şu anda sahip oldukları önemi kaybetmezse ikisi de kıymetsizdir –geçerli sebeplerle desteklense bile. Çok da akıllı olmayan siyasetçilerin ortak aklı elinde bulunduran bizleri yönlendirmesine ve bizi kutuplaştırmasına neden izin verelim ki. Beğenmezsek değiştirebilecek güce toplum olarak zaten sahibiz.

Aziz Muhammed Akkaya

Aziz Muhammed Akkaya

Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Aziz Muhammed Akkaya

Latest posts by Aziz Muhammed Akkaya (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım