İki cihanda yoldaş olmak

İki cihanda yoldaş olmak

EVLENİRKEN BİR GÜN biteceğini düşünerek evlenmez hiçbir insan. Ölüm bile gelmez aklına, sonda sonsuzu arar insan.

İnsanda fıtraten bekaya karşı gayet şedid bir aşk var. Hatta her sevdiği şeyde kuvve-i vahime cihetiyle bir nevi beka tevehhüm eder, sonra sever.
Lem’alar

Evet insanda tevehhüm-i ebediyet vardır. Sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi hisseder. Seksen yaşına bile gelse plan yapar. Seksen-doksan yaşlarında yatalak bir amca ayakkabılarını tekrar giyince yapacaklarını düşünüp o ayakkabıları başkasına verdirmez. Artık yürüse bile mezara yürüyeceğini düşünmez. Genç-yaşlı demeden hepimiz yoğun planlara devam ederiz ama ölüm genç-ihtiyar ayırt etmez, nice örnekleri doludur. Asr-ı Saadet’ten bununla ilgili güzel bir hatıra:

Hz. Ömer (ra) bir gün namaz için mescide giderken küçük bir çocuğun aceleyle mescide koştuğunu görür. Daha namaz ona farz bile değilken bu telaşına şaşırır ve çocuğu tutup sorar: “Daha küçüksün, bu acelen ne?” Küçük çocuk der ki: “Dün benden daha ufak birisi öldü.”
Ahmet Bulut, Çocuklarımıza Namazı Nasıl Sevdirelim?, s. 145.

İşte Asr-ı Saadet’in farkı…

Aslında tevehhüm-i ebediyet duygusunun bir hakikati var. Biz ebed için yaratılmışız. Bu yüzden tüm varlığımızla sonsuzluğu arıyoruz ama yanlış yerde. Bu fani dünyaya ebedi dünyaya kazanmaya gönderilmişiz. Bazen hırslarımız, benliğimiz bu dünyaya ebedi imiş gibi sarılmamıza neden oluyor ama sonu hüsran oluyor. Fani dünyanın sillesini yedikçe üzüntülere gark oluyoruz ve faniye çok emek verdikçe baki olana karşı heybemiz boş kalıyor. Heybeye sevaplar yerine günahlar biriktiriyoruz.

Bu yüzden silkinmeli, hangi dünya için çalışacağımıza karar verip harekete geçmeliyiz.

Şimdi ebedin evliliğe bakan tarafına gelirsek, bu konuda Tesettür Risalesi’nde çok güzel şeyler söylüyor Üstadımız.

Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil…
Lem’alar

Bu satırlarda Üstad bize bir sır vermiş. İki cihanda da sonsuza kadar birlikte olma sırrı…

Peki bu sır ne?

“Sırr-ı iman”dır.

Sonsuza kadar eşimizle mutlu yaşamak istiyorsak aramızdaki ilk bağ iman bağı olmalıdır.

Cennet arkadaşı, iki cihan yoldaşı olmak istiyorsak evlenirken seçimimizi buna göre yapmalıyız.

Bu konuda Peygamberimiz (asm) diyor ki:

Kadın dört şeyi için nikah edilir: malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanı seç ki evin bereket bulsun.
Müslim, Nikah

Biz evlenirken (iki taraf olarak da) önce dindarlığına bakmalıyız. O zaman hayatımızın her veçhesi bereket bulur; yuvamız, işimiz, hayatımız… Bu bereket ile ömrümüz sonsuzlaşır. Bizi bağlayan iman sırrı ile el ele ahirete kanatlanırız.

Etrafımda gördüğüm evliliklerde eşler birbirini ya aşağı ya da yukarı çekiyor. Namazına dikkat eden bir arkadaşım eğer eşi bu konuda dikkatsizse arkadaşımın da zamanla gevşediğini görüyorum. Ve iman sırrı ile bağlanmayınca dünyevi bağlar da gevşiyor ve yuvalar yıkılıyor.

Bu yüzden evliliklerimizin mutluluk sırrını soranlara “iman sırrı” demeliyiz ve onları da seçimlerinde dikkatli olmaları için ikaz etmeliyiz. Çünkü aynı toplumun fertleriyiz ve aile hayatı bozuldukça toplum bozulur, tüm aileler etkilenir.

Son olarak yine Üstadın sözüyle bağlayalım:

Ne mutlu o kocaya ki kadınının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

Bahtiyardır o kadın ki kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.

Veyl o erkeğe ki saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.

Ne bedbahttır o kadın ki müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

Binler veyl o iki bedbaht zevç ve zevceye ki birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.
Lem’alar

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.