Ramazan’ın ardından

Ramazan’ın ardından

AYLARIN SULTANI geldi ve gitti. Her gelenin gittiği gibi gitti ama giderken bize güzel şeyler bıraktı.

Gidenin arkasında ne bıraktığı önemlidir zaten.

Ticaret ayı olarak geldi ve bize büyük kârlar bırakıp gitti.

Rahmet ayı olarak geldi ve bize büyük sevaplar bırakıp gitti.

Yardımlaşma ayı olarak geldi ve nice fakirlerin karnını doyurup, üstünü giydirip gitti.

Kur’an ayı olarak geldi ve nice hatimler bırakıp gitti.

Sevgi ayı olarak geldi ve nice bağları iftarlar ile kuvvetlendirip gitti.

Terbiye ayı olarak geldi ve mağrur nefislerimize boyun büktürüp gitti.

Ve daha nice şeyler bırakıp gitti bizlere, saymakla bitiremeyiz.

Ramazan bize bu kadar güzellikler bırakıp gitti. Peki sizce seneye geldiğinde bizi bıraktığı gibi bulacak mı?

Ramazan’dan sonra çok değişebiliyoruz maalesef. Günde iki hatim iner durumdan iki ayet okuyamaz hale geliyoruz. Yirmi rekat teravih kılar durumdan yatsının dört rekatlık sünnetine üşenir bir hale geliyoruz. Sahura kalkıp teheccüd kılar durumdan sabah namazına zorlanır duruma geliyoruz. Sadakalar ile fakirlere yardım eder durumdan onları çok daha az önemser bir hale geliyoruz. İftar ve sahurlarda hocalarımızı izler durumdan türlü türlü yabanî dizileri izler duruma geliyoruz.

Burada bir soru sormak istiyorum…

Sizce Rabbimiz bizden sadece Ramazan ayında mı istiyor bu güzellikleri?

Ramazan’da zirveyi bulun sonra ne yaparsanız yapın mı diyor?

Tabii ki Ramazan farklı olacak. Ayların sultanında zirveyi bulmak gerekir zaten.

Bununla ilgili Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam “Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır(Buhârî, Savm, 5) diyor.

Şeytanlar bağlanmış. Cennet bize tüm güzelliğiyle kapılarını açmış. Cehennemin ateşinin dehşetinin, sıcaklığının önüne Ramazan rahmetiyle kapı olmuş.

Ramazan bizi cehenneme uzak, cennete yakın eylemiş. Böylesine kârlı bir ayda cennetten uzak kalıp cehenneme yakın olanların vay haline. Ramazan’da cennete yakınlaşamaz isek sonrası ne olur!

Ayetlerle, hadislerle müjdeler ayıdır Ramazan. Bu büyük fırsatı her dakikasıyla değerlendirmek gerekir.

Ramazan ayında zirveyi bulup sonra sert düşüşler yaşamamak gerekir. Ramazan’ın bize kazandırdıklarını on iki ayımıza yaymamız gerekir. Yayalım ki gerçekten kazananlardan olalım.

Bir ay kazanıp on bir ay kaybedenler hiçbir ticaretten kazançlı çıkamaz. Kazançlarımızı on iki aya yayalım. Yayalım ki Ramazan bizi gerçekten adam etsin. Geri geldiğinde mü’minlerde çok eksiklikler bulmasın.

Ramazan’ın ve üç ayların farkı ile ilgili Üstadımız ise şöyle diyor:

İkinci mesele: Ben hem kendimde hem bu yakındaki Risale-i Nur talebelerinde Şuhur-ı Muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütur görüyordum. Sebebini vâzıhan bilmiyordum. Şimdi eskide söylediğim tahminî sebep hakikat olduğunu gördüm.

Şöyle ki: Nasıl maddî hava fena ise fena tesir ediyor, manevi hava da bozulsa herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir. Şuhur-ı Selâse ve Muharremede âlem-i İslâmın manevi havası umum ehl-i imanın ahiret kazancına ve ticaretine ciddî teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı sâfileştiriyor, güzelleştiriyor, müthiş arızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder. Fakat o Şuhur-ı Mübareke gittikten sonra âdeta o ahiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevî havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir.

Kastamonu Lahikası

Üç Ayların gitmesiyle manevi havanın bozulduğunu söylüyor Üstad. Üç Aylarda İslam âleminin üstünde manevi bir hava hâkim. Üç Ayların gidişiyle bu manevi hava bozuluyor. Üç Aylarda özellikle Ramazan’da dünyanın şaşalı yüzüne bir peçe çekiliyor. Bunu TV programlarındaki değişimden bile fark edebiliriz. Müslümanlar ahirete yöneliyor. Oruçlar, namazlar, iftarlar, sahurlar ile tüm Müslümanlarda ulvi bir hava oluşuyor. Akşam ezanını heyecanla bekliyor tüm oruçlular. Kulaklar ezanda oluyor. Bedenler acizliğini ve güçsüzlüğünü anlamış, boyun eğmiş bir şekilde oluyor. Ama üç güzel ayın gidişiyle beraber dünya peçesini yırtıp atıyor. Şaşaasıyla, parıltısıyla gözleri ve gönülleri aldatıyor. Bağıra bağıra tekrar günaha çağırıyor ve herkesi az-çok zedeliyor. Kulaklar artık akşam ezanını beklemez oluyor. Bedenler güçsüzlüğünü unutuyor ve enaniyetler tekrar kuvvetleniyor.

Ama Üstadın son sözüne dikkat edersek “Herkes derecesine göre ondan zedelenir” diyor. Yani biz Ramazan’ı gerçekten hayatımızda büyük değişimlerin başı yaparsak, o gitse bile kazandırdığı değişimler gene kalır. Samimiyetimiz ölçüsünde, gelecek Ramazan’ı bir önceki Ramazan’dan kaldığımız gibi karşılarız. Ramazan gittikten sonra onu hatırlatanlar ile günümüzü ihya etmeye devam edersek kazananlardan oluruz. Kur’an’ımız, namazlarımız ve okumalarımızla ahirete müteveccih olursak zararlı havanın etkisinden kurtuluruz. Adeta kirli havaya karşı gaz maskesi etkisi yapar ibadetlerimiz.

Evlerimize hayatımıza ne kadar yerleştirirsek Ramazan ayının getirdiklerini ve Kur’an’ı, dünyanın en parlak ışıltıları bile aldatamaz bizleri.

Gözümüz fazla ışığından parlayabilir ama dünyanın ışıklarının fani, geçici olduğunu anladığımız ölçüde Kur’an’ın ebedi ışığı ile aydınlanırız.

Rabbim fani ışıkların aldatıcılığından bizleri korusun.

Kur’an’ın ebedi ışığı ile aydınlanmayı nasip etsin.

Ramazan’ın bir dahaki gelişinde bizi bıraktığı gibi bulması duasıyla…

Share

2 thoughts on “Ramazan’ın ardından

  1. Allah razı olsun çok güzel anlatmışsınız.İnsallah bir dahaki Ramazan-ı Şerifi bizi bıraktığı gibi degilde daha feyizli karşılarız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.