Siyasetçi dindar olamaz mı?

Selef-i Salihînden başka, siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar, müttakî olanlar, siyasetçi olmazlar. Yani, maksad-ı aslî siyasetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebeî hükmüne geçer.

Daha önce bizzat defalarca okuduğum ve dinlediğim, dahası siyasetçilerin dini zaafiyetine bir delil olarak sunulan bu ifadedir yazıyı yazmama sebep olan.

Risale-i Nur muhataplarının büyük çoğunluğunun aşina olduğu ve Risalelerde sadece bir defa geçen bu ifade, genellikle siyasetle bir meslek olarak ilgilenilmemesi gerektiğine dair bir öğüt veya meslek olarak siyasetle ilgilenenlerin dininden ve dindarlığından şüphe edebilmek adına bir dayanak olarak anlaşılıyor.

Her ne kadar cümlenin kendisi, bizatihi değerlendirildiğinde böyle bir düşünceyi ima ediyor gibi görünse de ifadenin siyak ve sibakı nazara alındığında ve “Sözü kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş” sualleri gibi metnin mesajını anlamak için hayati önemli olan sualler tahlil edildiğinde, mezkur ifadeler ile daha farklı bir mananın kastedildiği anlaşılıyor.

Şimdi, metni dikkatle ve yukarıda verilen yöntemle analiz ederek anlamaya çalışalım.

Öncelikle;

1. Kim söylemiş: Bu ifadenin sahibi, “Münazarat” gibi siyaset felsefesi sayılabilecek bir te’lif esere sahip olmasına rağmen aktif siyasetten ve dahi siyasi olayları takip etmekten şiddetle içtinab eden bir kişidir. Öyle ki, İslam aleminin mukadderatını ilgilendiren 2. Dünya Savaşı süreci ve sonuçlarından dahi kasten haber almamıştır.

2. Kime söylemiş: Bu sözün muhatabı olan kişiler metnin en başında ifade ediliyor. Bu ifadelere göre bu eserin öncelikli muhatabı radyo başında siyasi haberleri dinleyerek vaktini zayi eden yakın bir talebesidir. Diğer ve daha geniş muhatap kitlesi ise Risalelerden istifadeye çalışan insanlardır. Metin tahlil edildiğinde açıkça görülüyor ki bu muhataplar içerisinde herhangi bir şekilde, şu veya bu makamda vazife alan siyasiyyûn bulunmuyor.

3. Niçin söylemiş: Yine, müellif, eserin başlangıcında, bu satırların kaleme alınmasındaki temel maksatları, daha önce başka bir eserinde (Meyvenin Dördüncü Meselesi’nde) ifade ettiği hakikatlerin bir izahını yapmak ve radyo vasıtasıyla siyasi olayları takip ederek vaktini zayi eden bir talebesini ikaz etmek ve bütün müminlerin “merak” kavramına yükledikleri anlamı dengeli/istikametli hale getirmek olduğunu ifade eder. Çünkü ona göre, ulusal ve beynelmilel siyasetleri merakla takip etmek aslında merak duygusunun yanlış kullanılmasıdır. Metinden anlaşıldığı üzere merak duygusunun insana verilişinin asıl hikmeti kendisini yaratanı daha farklı ve çeşitli yönlerden tanımasını sağlamaktır. İşbu sebeplerden ötürüdür ki, çeşitli siyasileri ikaz etmek için yazdığı mektuplar gibi, siyasilerin hareketlerine yön vermek gibi bir gaye güdülmemektedir.

4. Siyak ve sibakı: Istılahi olarak siyak; sözün gelişi, üslubu, anlatım biçim ve tarzı olarak ifade edilir. Sibak ise; metnin öncesi ile bağlantısı ve ilişkisini tarif etmek için kullanılır. Metnin akışı incelendiğinde Bediüzzaman, öncelikle muhataplarının meraklarını siyasetten ilahi sanatlara yönlendirmesi gerektiğini, hakikat nazarında bu bedi sanatların daha enteresan olduğunu ifade eder. Ardından siyasi olayların takip edilebilmesi için gereken dört şartı ve bu şartların olmaması halinde, siyasi ve içtimai olaylara vakit ayırarak ömrün zayi edilmesinden daha büyük deliliğin olmadığını ifade eder. Hatta bu uğraşların -çok kuvvetli bir imana sahip olunmaması durumunda- manen kalbi boğmak gibi büyük zararlarının olduğunu da ilave eder.

Bu düşünce akışından sonra bahsi geçen ifadeler paragraf içerisinde şu şekilde kaleme alınır:

Hatta ehl-i hakikat, hakikat ve marifetullahı bulmak için, kesret dairelerini unutmaya çalışıyorlar -ta kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarf etmek lazım gelen merakı, zevki, şevki, lüzumsuz fani şeylerde telef olmasın. Hatta bu ehemmiyetli sırdandır ki, din düsturlarının bir hadimi olmak cihetinde güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım Sahabeler ve onlara benzeyen mücahidinden, Selef-i Salihinden başka, siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar, müttaki olanlar siyasetçi olmazlar. Yani, maksad-ı asli siyasetini yapanlarda din ikinci derecede kalır, tebei hükmüne geçer. Hakiki dindar ise, “Bütün kainatın en büyük gayesi ubudiyet-i insaniyedir” diye siyasete aşk ve merak ile değil, ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakikate alet etmeye -eğer mümkünse- çalışabilir. Yoksa, baki elmasları kırılacak adi şişelere alet yapar.

Bu düşünce silsilesinden görüldüğü üzere, “Siyasetçi tam dindar olamaz, dindar siyasetçi olamaz” ifadesi ile meslekleri itibarıyla siyasetle iştigal edenlere öncelikli bir hitap ya da bir eleştiri yoktur. Daha doğru ifade etmek gerekirse, böyle bir eleştiri varsa bile bu metnin ana maksadı değildir. Zira metnin esas muhatabı -vazifesi olmadığı halde- vaktini siyasi olaylarla ilgilenmekle zayi eden ve merak duygusunu süflileştiren müminlerdir. Ve dahi konunun gelişi de afaki bir değerlendirmeden ziyade enfüsi bir eleştiridir. Bu metindeki siyasetçiden kasıt milletvekili, bakan ya da encümen azası değildir. Siyasetçi sensindir, benimdir. Vaktini radyoyla zayi eden kişi, haberlerle ya da sosyal medya (twitter, facebook vs.) ile siyasi olayları takip etmekle heba eden herkestir. Mesleği olmadığı halde haddinden fazla siyasetle iştigal eden herkes bu metindeki siyasetçi sıfatından derecesine göre hissesini alır.

Peki burada sorulması gereken asıl soru şudur: Siyasetçi olduğu, yani siyasi olayları anbean takip ettiği halde tam ve hakiki dindar olabilen kimseler olabilir mi?

Cevap: Olabilir. Zira metinde, istisnaların olabileceğine açıkça işaret edilmiş, özenle ”ekserce” kaydı düşülmüştür. Yani bir takım insanlar hem siyaseti takip edebilir hem de dindarlıklarını ve mesleki aslileri olan kulluklarını muhafaza edebilirler.

Soru: Bunun yolu nedir?

Cevap: Yine aynı metinde ifade edildiği şekliyle, imanı güneş gibi parlak bir seviyeye çıkarmak, her şeyde yaratılış hikmetlerini ve Cenab-ı Hakkın mührünü görebilecek derecede bir esma okuması seviyesine ulaşmak bu uğraşın kişiye zararsız ve hatta faydalı olan yegane yolu olabilir.

Şayet bu şartlar sağlanabilirse, siyasi olaylar dahi insanın kulluk vazifesini yapması için bir araç olabilir. Bu şartların sağlayan bir mü’min “ekserce” kaydıyla dışarıda bırakılan istisnalar arasına dahil olabilir.

Bir düşünce üzerine “Siyasetçi dindar olamaz mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım