Hayatın ritmi ölümledir. Her akşam karanlığında gözümüzü kapatır, bir ölüme yatar; her sabah gün ile yeni bir doğuma uyanırız. Her saniye ve dakika, bir öncekini öldürerek kendine yer açar. Kaç yaşındaysam, o kadar yıl, gün, saat ve saniye ölüp durmuşum demektir. Dönüp bakınca kendime soruyorum: Kaç kere öldüm ben?
Maddî bedenimde ve dünyamda hadise böyle cereyan ediyor. Ama mesele sadece bedenim ve dünya değil. Gafletle geçirdiğim her dakika, nefsimin isteklerine kaptırdığım her bir an; birer manevi ölüm, birer cinayet… Duygularımı, latîfelerimi, ince hislerimi zaman zaman öldürdüm. Nice hatam, nice yanlış kararım oldu; nice yollara saptım, kaç kere düştüm. Bununla birlikte hata ve kusur, insan içindir. İnsan hata eder; melek değildir. İnsan hata eder; iblis değildir, tevbe eder, Âdem olur. Şeytanî hâlde devam etmez, o hâlden çıkar ve affa lâyık olur.
İnsana yakışan ve insanca olan; çatallanan yollarda tekrar doğru rotayı bulabilmektir. Düşme ve sapma anları ârızî hâllerdir ve insanın daimi hakikati değildir. İnsan değişir, yenilenir. “Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.” Ne zaman ki tevbe ettim, işte o zaman yeniden doğdum. Çünkü “Günahından tam olarak dönüp tevbe eden, onu hiç işlememiş gibidir” der sevgili Peygamberimiz. (İbn Mâce, Zühd 30)
Şeytan ister ki insan kusurunu itiraf etmesin, tevbe etmesin. İnsanın inişli çıkışlı hâlini kabul etmediğimizde, şeytanın oyununa gelmişiz demektir. “Düştüm, kalkamam… Battım, çıkamam… Bitti, yeniden başlayamam…” der; şeytana maskara oluruz. Bu işin bize bakan boyutu… Arkadaşlarımıza, kardeşlerimize bakarken de şeytana maskara olmadan bakmamız lâzım. Arkadaşımızın veya kardeşimizin fena bir hâlini gördüğümüzde, bize düşen; ona el uzatmak, düştüğü yerden çıkmasına yardım etmek olmalıdır. Bunu yapmayıp onun o hâlinin gıybetini yapmak, kardeşimizi yaşarken öldürmektir. O zaman şu soruyu da sormam gerekiyor: Kaç kere öldürdüm ben?
Birini dilimle dişlediğimde, gıybetini yaptığımda; onu o anda, o karede yaşarken öldürmüş oldum. Bir karede, bir anda dondurup onun değişemeyeceğine hükmederek; o kardeşim ya da arkadaşımın ruhuna kıydım. Belki o, birkaç dakika sonra kusurunu itiraf etti, tevbe etti, Rabbine yöneldi ve insana yakışır şekilde istiâze etti ve affedildi. Bense bir fotoğraf karesindeki hâliyle hüküm verip onu toprağa gömdüm. Bir kareyi gördüm, belki de duydum ama diğer karelerden haberim bile yok. Halbuki bir kareye bakıp hüküm vermemeliydim çünkü film devam ediyor…
Hatta yıllar sonra o gıybete kulak misafiri olan ve bahsedilen kişiyi tanımayanlar, o kişiyi tanıyamayacak olanlar; o kişinin o anki karesi için konuşup durdukça, cinayet daha da büyümüş olacak. Allah ile kulu arasında olan bir meseleyi kamuya mâl etmek, bize bir kazanç değil; manevi anlamda vebali olan büyük bir cinayettir. Hele bir de olmayan şeyleri varmış gibi suizanlarla kurgular yaparak konuşmuşsak… Gıybette kalmayıp iftiraya kadar gitmişsek…
Biz manen ölürken başkalarını da öldürüyor, cinayetler işliyoruz. O zaman, yaşarken ölmemiş olmamız ne kadar anlamlı? Kaç kere öldüm/öldürdüm ben?
Nefsimizin kusurlarına odaklanıp, dışarıya bakarken; bir kişiye, cemaate ve topluma “hasenat ve seyyiat” denkleminde bakıp değerlendirme yapmak, sıhhatli olan muhakemedir. Tersi durum, şeytanın hilesine teslim olmaktır. Bir insanı, cemaati, topluluğu veya toplumu değerlendirirken hatalarını sevaplarına galip görmek; sevapları adedince ölüm fermanı vermek olacaktır.
“Bir adamın iyilikleri, fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır.” (On Üçüncü Lem’a) Öyleyse bizlere düşen; bize uygun gelmeyen bir hatası yüzünden başkalarının iyiliklerini yok saymak olmamalıdır. Takılı kaldığımız fenalıklar, belki bizim en büyük manevi cinayetlerimizdir. Helallik alamayacağımız sayıda çok kişinin kanına girmek cinayetler ve ölümler…
Bugün yine öldüm… Bir yanım daha sustu, bir duygum daha yitti belki. Ama yeniden dirilmek de, diriltmek de elimizde. Yeter ki kusurumu göreyim, tevbe edeyim, kusurunu görüp tevbe edenin yanında olayım. Belki o zaman gerçek bir diriliş başlar içimizde. Kaç kere öldüm ben… Ama ya senin yüzünden ya da benim elimle kaç kişi daha?
- Kaç kere öldüm ben! - 27 Haziran 2025
- Anlamak - 7 Ocak 2022
- Dağılmak - 13 Temmuz 2021

Çok anlamlı bir yazı olmuş, elinize sağlık