Düşünce çekirdekleri-7: Hayata dair

Düşünce çekirdekleri-7: Hayata dair

1) Askerlik şubesi-aile hekimliği-askerî hastane arasında mekik dokuduktan sonra nihayetlendirebildiğim askerlik tecilimin ardından aklımda kalanlar:

  • Mekanikleşen sistem
  • Makineleşen insan
  • Ruhsuz bir prosedür
  • Ve sabırdan yoksun tahammülsüz insanlar…

Modern dönemlerin en büyük imtihanlarından biri bu çarka kendimizi kaptırmamak olsa gerek.

En azından aklımızı ve kalbimizi.

(10 Aralık 2015)


2) İslâmiyet ve Hz. Muhammed (a.s.m) vasıtasıyla dünyaya duyurulan hakikatler “mutlak”tır. Kamusal alan-özel alan, dînî alan-din dışı alan gibi “izâfî” ayrımlara gelmez.

(28 Aralık 2015)


3) Son birkaç gün içinde Suriyeli kardeşlerimize iyilikte bulunan ve bunu bir “lütuf” olarak görmeyen kişiler gözüme çarptı hep. Elhamdülillah. Bu imtihanı başarıyla vereceğimize olan inancım arttı.

(5 Şubat 2016)


4) Çoğu kez ağız alışkanlığıyla söyleyiverdiğimiz “nasip” kelimesinin derin bir mânâsı varmış. Şöyle ki:

Rabbimiz Âdil-i mutlaktır; her şeye ve herkese ihtiyacı kadarını ve hak ettiği miktarını verir.

Bu küllî paylaştırmada herkes “münâsip” olanını bulur.

Bu da Allah’ın yaratışındaki “tenâsüb”ün neticesidir.

Dolayısıyla “nasib”imiz, Rabbimizin küllî adaletinden bize düşen paydır.

Tenâsüb, münâsip ve nasip kelimeleri aynı kökten geliyor.

(2 Eylül 2016)


5) Bugün amcaoğlumun beş yaşındaki üçüzlerini bayramlık alışverişine götürdüler. Alışverişten gelince baktık üçünün de yüzünden düşen bin parça. O kadar güzel kıyafetler almalarına rağmen onlar alamadıklarına kafayı takıp ağlamışlar. Kendi kendime dedim ki bu aynen dünyadaki halimiz.

Verilenleri görmezden gelip verilmeyenlere dertlenmekle ömrümüzü tüketen gâfilleriz, vesselam.

(5 Eylül 2016)


6) Camiye girdiğinde cemaatin rükûda olduğunu görüp yetişmek için depara kalkan amca… Değer mi o bir rekâta yetişebilmek için onlarca insanın hûşusunu bozmaya?

(26 Eylül 2016)


7) “Hayat ne kadar boğucu!” dedi.

“Gözümüz önündeki mu’cizeleri göremeyişimiz hayatı boğucu hale getiriyor, yoksa hayatın kendisi güzelliklerle dolu!” diye karşılık verdi o da.

(5 Ekim 2016)


8) Hayata dair hayatî bir nebevî ölçü:

  • Maneviyatta sadece senden yukarıda olanlara bak. Haddini bil ve gururlanma.
  • Maddiyatta sadece senden aşağıda olanlara bak. Küfran-ı nimet etme ve şükret.

(3 Ocak 2017)


9) Bir insanın kusurlarına bakıp onu kendi dünyandan silmek o kadar basit ki. Asıl mesele aynı insanın içindeki cevheri görüp onu açığa çıkartabilmek. Bu yolda gayret edenlerden Allah ebeden razı olsun.

(28 Eylül 2017)


10) Tevekkül denince benim aklıma ilk gelen mana: Allah’ı vekil kılmak.

Hani nasıl adliyeye girdiğinde oradaki işler, işleyiş, davanın aşamaları, kendimizi ne şekilde müdafaa edeceğimiz gibi konulardaki bilgisizlik ve acizliklerimizden dolayı avukatı vekilimiz kılıyoruz. Aynen onun gibi şu imtihan-ı hayat meydanına gönderilen bizler de ömrümüz boyunca başımıza gelenler ve gelecekler karşısındaki acizliğimizi fark ettiğimizde tevekkül vesilesiyle Allah’ı vekilimiz kılmaktan başka seçeneğimizin olmadığını anlıyoruz. “Ben bana yetersizim. Sen benim Vekil’im ol!” itirafı yani.

Cenab-ı Hak bize de bu hakikati anlamayı ve yaşamayı nasip etsin.

(23 Ekim 2017)


11) AVM mescidlerine girince aklıma İslam coğrafyası geliyor: Mesciddeki herkes aynı namazı kılıyor ama tek tek.

Bir keresinde namaza durmak üzere olan birine cemaat teklif ettiğimde kendi başına kılanlara bakarak şunu dedi hatta: “Mesciddekiler rahatsız olmasın!?”

Cemaatle namaz şuurundan Rabb-ı Hafîz bu ümmeti ayırmasın.

(14 Kasım 2017)


12) Özel mesajlara toplu mesajlardan çok daha duyarlı olmamız bile bir delil. Rabbimizin her insanı kendine “özel bir muhatap” kıvamında yarattığının delili. Gün içinde kim bilir ne özel mesajlar alıyoruz Rabbimizden de, çoğunu anlamaktan aciz kalıyoruz…

Rabbimizden gelen özel mesajları kaçırmamızın bir sebebini şöyle izah ediyordu Ümit Şimşek: Hayat bir film gibidir. Ancak bu yabancı bir filmdir ve altyazısı yoktur. Filmin dilini çözerek alt yazılandırmayı yapmak bize bırakılmıştır. Ancak biz başkalarının filmlerine daha çok ilgi duyduğumuz için kendi filmimizdeki güzellikler, fırsatlar, mesajlar dikkatimizi çekmeden geçer giderler…
(Sade Hayat kitabından, mealen.)

(8 Ocak 2018)


13) Yaşadığımız sıkıntı ve kederlerin hiçbirisi Allah’ın Hakîm isminin kapsama alanı dışında değil. Hepsi bir hikmete binaen bize yaşatılıyor. Sadece bunu bilmek bile insana büyük bir rahatlama ve teselli veriyor. Cenab-ı Hak hiçbirimizi bu sırdan mahrum eylemesin.

(5 Şubat 2018)


14) Modern zihin, İslamiyet’in tuvalet adabını dahi düzenlemesini anlayamaz. Hâlbuki İslamiyet hayatımızı önemli-önemsiz diye kompartımanlara ayırmaz. Yalnız iken de değerliyizdir kalabalıklar arasındayken de. Her ânımız çok kıymetlidir. Bütün kâinatı ilgilendiren gayeler için yaratılmışızdır. Attığımız her adımın iyi ya da kötü bir anlamı vardır. Bu yüzden sünnet-i seniyyede insana ait her bir şeyin anlamlandırılarak ele alındığını ve düzenlendiğini görürüz. Yolunu nebînin (asm) yolu eyleyenlere ne mutlu…

(12 Şubat 2018)


15) Akıp giden zamanın eskiticiliği karşısında çaresiz kalan insanoğlu, hayatını elde tutabilmek için “eskimeyen bir kaynak” aramaya başlıyor. Ve burada iki farklı yola sapıyor: Dünya merkezli bakan hayatın anlamsızlığına hükmedip kaynaktan kopuyor. Ahiret merkezli bakan fâniliğine hükmedip kaynağa yapışıyor.

(11 Mart 2018)


16) Hakikaten ay gibi olabilmeli insan. Başına ne gelirse râzı kalabilmeli. Ay gibi şekilden şekle girse de, bazen bulutlarla perdelenip bazen yüzünü gösterse de itiraz etmemeli hâline. Kendisine ne yaşatılıyorsa bir hikmeti olduğunu düşünebilmeli. Kendindeki ışığın asıl olmayıp bir güneşin yansımasından ibaret olduğunu derk edebilmeli. Böyle bir rıza hâlinde binlerce yıldır mükemmelen vazifesini ifa eden ayın bize anlatmak istediği çok şeyler olsa gerek…

(31 Mayıs 2018)


17) Bence hayatımızdaki her şey güzel olduğu gün değil, her şeyin güzel tarafını görebildiğimiz gün gerçek huzuru tecrübe edeceğiz.

Üstelik birinci şıkkı deneyimlemek hiçbir zaman mümkün değilken ikinci şıkkı tecrübe etmek her an mümkün.

(27 Temmuz 2018)


18) “Sırr-ı hayatı” kavramak için şu iki taifeyle aramızı sıkı tutmamız gerekiyor:

  • Hayat yolculuğunun başında, kalbinde dünyevî parazitlerin yer almadığı fıtrat abidesi çocuklar.
  • Hayat sahilinin kıyısına vurmuş, bu dünyanın mahiyetini kavramış tecrübe abidesi ihtiyarlar.

(28 Temmuz 2018)


19) Google’a “karasinek” yazınca çıkan ilk dört arama önerisi sırayla şöyle:

karasinek kurtulma-evi karasinek basması-karasinek ilacı-karasinek kovucu

Modern insanın kâinatla kurduğu ilişkiyi özetliyor: benmerkezli ve mücadele odaklı.

Yaratıcının en antika sanatlarından biri olan sineğe bakışımız böyle olursa hayata bakışımız nasıl güzel olabilir ki?

(31 Temmuz 2018)


20) İnsanı hakkıyla anlamak ve insafla değerlendirmek istiyorsak aklımızdan çıkmaması gereken bir ders. “Nasıl böyle yapar, nasıl şöyle der?” diye hayıflandığımız çoğu durumun altında bu hakikat gizli:

Şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise şeytanın desiselerine hem kabile hem nâkile iki cihaz hükmündedir.”
Lem’alar

(3 Ağustos 2018)


21) İslamiyet’e sünnet-i seniyye dairesinde gönül veren ve hizmet eden herkesi kardeşim gibi hissediyorum. Hiçbir cemaat, cemiyet, parti, patırtı farklılığının bu hissime set çekmesine izin vermiyorum. Farklılıkları zenginlik değil çatışma vesilesi kılanlara gerçekten üzülüyor ve acıyorum. Kendi alt kimlik-aidiyetini ümmeti birleştirmek değil ayrıştırmak için sunmanın Allah katında şiddetli bir mesuliyet sebebi olduğunu düşünüyorum.

(10 Ağustos 2018)


22) Gerçek hayatta olsun sosyal medyada olsun, dış dünyası aşırı “renkli” insanlardan çekinirim. Zira bu genelde iç dünyadaki “karanlığı” örtbas etme çabası gibidir. Bediüzzaman hazretlerinin Yirmi Üçüncü Söz’deki harika temsili aklıma gelir. Sahte süslerle bezenmiş dış dünyalar “O vakit anladım ki o koca sarayın içerisi bomboş!” cümlesini hatırlatır. Bu yüzden yaşasın sâdelik.

(17 Ağustos 2018)


23) Pencereden aşağıyı izliyordum. Karşı komşumuz (Allah onlara da bize de hidayet versin) bmw’sinden inerek apartman kapısına yöneldi. O sırada karşısına apartmanın birinci katında oturan, yetmişine merdiven dayamış bir amcamız çıktı. O da dışarıya çıkıyordu. Görebildiğim kadarıyla karşı komşumuz amcamıza ya hiç selam vermeden ya da baştan savma bir selamla selamlayıp yanından geçti gitti. İnsanlık bu değil diye düşündüm, üzüldüm. Sonra aklıma yirminci yüzyılda yaşamış Alman iktisat profesörü Ernst Schumaer’in sözü geldi: “Modern medeniyet insanları araçlar yönünden zengin, amaçlar yönünden ise fakir kılmıştır.”

(1 Eylül 2018)


24) Günaydın-tünaydın-iyi akşamlar vs…

Bu selamlaşmaların bir anlamı ve temeli yok. Asıl olan hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar dilemektir. Yani:

  • Hayrın ve şerrin yaratıcısına iman ettiğimizi ikrar etmek,
  • İkisinin de dizginlerinin O’nun elinde olduğunu kabul etmek,
  • Hayırlı olana yakın, şerli olandan uzak durmak için duacı olmaktır.

(8 Eylül 2018)


25) Bisikletin arka selesinde, babacığına arkadan sımsıkı sarılmış bir şekilde okula bırakılan çocuk mu daha mutludur, yoksa kalın deriden araba koltuklarının arasında kaybolmuş ve babasına içten bir temastan dahi mahrum kalmış bir halde okula bırakılan çocuk mu?

(20 Eylül 2018)


26) Ekstrem sporların kalbin unutulduğu modern çağda ortaya çıkması tesadüf değil. Kalp yavaşladıkça beden hızlanmak ister. Özde hissedemediğini kabukta arayarak rahatlamaya çalışır. Ama nafile…

(16 Ekim 2018)


27) Hayatın çekilmez olduğundan sürekli yakınan çekilmezleşiyor. İnsanların egoist olduğundan habire dem vuran egoistleşiyor. İçinde ne varsa, insan dışarıya da onu yansıtıyor. Bu sebeple ağzımızdan çıkanlara dikkat edelim. Zira konuştuklarımız gerçek kimliğimizi ele veriyor olabilir.

Rabbimiz içimizi-dışımızı bir ve güzel eylesin.

(23 Ekim 2018)


28) Yatsıdan sonra imamımız bağırarak ve haşlayarak sünnete uymamız gerektiğini anlatıyordu. Bağırmamak ve haşlamamak da sünnet değil miydi? Anlatıyoruz ama yaşamıyoruz. Bence bütün mesele bu.

(19 Kasım 2018)


29) Şunu biliyorum ki “hayatımın” en birinci muallimi annem, “hayatın” en birinci muallimi Peygamberim aleyhissalatu vesselamdır.

(24 Kasım 2018)


30) Oxford’da okuyan öğrenci sınavların zorluğundan şikâyet edemez ya da şampiyonlar liginde oynayan takım da rakiplerin gücünden. Hatta o zorlanmanın klasmanlarının yüksek olmasından kaynaklandığını bildiklerinden şikâyetleri değil şevkleri artar. İnsan da bu hayatta yaşadığı sıkıntı ve imtihanların ağırlığına bakıp isyan etmemeli. Zira “insan” olmamız nedeniyle klasmanımız çok yüksek.

Hem hatırlasana, en ağır imtihanların peygamberlere yaşatılmasının hikmeti neydi?

(14 Aralık 2018)


31) Muhlis amcayla mahalle câmimizde tanıştım. Kendisi 92 yaşında, beş vakit câmide. Üstelik yere oturarak ya da sandalyeyle değil maşallah namazını dimdik ayakta kılıyor. “Bir genç olarak bana tavsiyen olur mu?” diye sordum. “Aman evladım!” dedi, “Ne oluyorsa gençlikte oluyor. Kıymetini bil, boşa harcama.” “Âmin” dedim ben de…

(16 Aralık 2018)


32) Boş konuşacağına ya da dolu şeylerin boşa çıkacağı bir ortamda konuşacağına hikmetle sus daha iyi. Şuuruna varamasak da ağzımızdan çıkan her bir kelimeden mes’ûlüz.

(31 Aralık 2018)


33) Ultra lüks, ultra rahat, ultra konfor peşine düştükçe hem insâniyetimiz sukût ediyor hem de muhtaçların hâlini anlamaz oluyoruz. Hâlbuki bu dünyada gerçek zenginlik sâdelikten geçiyor. Samimi bir tebessümün, iki cihana uzanan dostlukların, bütün kâinatla kardeş olabilmenin, ne şartta olursa olsun kalbî ferahlığın ve daha nice “paha biçilemez” değerlerin para karşılığı mübadelesi mümkün değildir.

(7 Ocak 2019)

Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.