Eğer namaz kılmazsan

Her yeni gün sana yeni bir alemin kapısıdır. O alemin o günkü vaziyeti ameline göre ayinende yansır. Enfüsi alemde ayinende yansıyan güzel veya çirkin vaziyetler o günkü afaki alemine de sirayet eder. İnsanın ruhu tüm mevcudatla alakadar bir vaziyette olmakla birlikte ahval-i dünyeviye içinden gelen her türlü hadiselere maruz kalabiliyor. Hem böyle bir ruh yaratılış itibarıyla ebediyeti ister.

Ruh-u beşer şu fani ve geçici dünyadan gelen üzüntülü, ezici ve sıkıntılı hallerden ciddi yaralara maruz kalabiliyor. Ruh hayatiyesini devam ettirebilmesi için maddi ve manevi gıdalarla beslenmesi gereklidir. İnsan maddi hayatında her an havaya, her vakit suya, her zaman ve her gün gıdaya muhtaç olduğu gibi insanın hayat-ı ruhiyesi de maddi ve manevi bütün nevilere muhtaçtır. Bazı nevilere her vakit, bazılarına da her zaman muhtaçtır. Çünkü ruh bunlarla nefes alabiliyor. İnsanın hayat-ı ruhiyesi cihetiyle ihtiyaç duyulan namazla ibadet ve taat vazifesini yerine getirmekle hava-i nesimi gibi ruhu tatmin ettiğinden, kesret-i ihtiyaca binaen ruha kuvvet, gıda ve şifa olduğundan, her vakit huzur-u kibriyasına oturmaya muhtacız. Bu cihetle bedenin ihtiyacı olduğu gibi ruh da maddi ve manevi gıdasını ibadet ve taati yerine getirerek besler. Ruh bu muvakkat ve dar dünyanın çeperi ve muhiti etrafında çokça sıkılıyor ve boğuluyor ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir ve bu ibadet sayesinde ancak o alemlerin kapısından girebilir.

Namaz, ruhlar alemine açılmış bir kapıdır. Namaza olan niyetin seni başka alemlere taşır. Namaz, insanın enfüsi aleminde mevcudatın ruh semasındaki tecellisi gibidir. Namazla esen rüzgar o alemin semalarında ruh ile buluşması gibidir. Bulutlar orada bir başka, yağmur bir başkadır. Oradaki güneşin ziyası ve harareti bizim bildiğimiz güneş gibi değildir. Seccadelerinde dökülen göz yaşları orada bahar serinlikleri yağdırır.

Eğer namaz kılmazsan senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan gider.” O vakit gündüzün bütün güzellikleri kaybolup, bütün zemin yüzü karanlıklı, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplar, ne nesim kalır ne de ziya. Baharın müzeyyen yeşil sahifesini kışın soğuk sahifesine çevirir. Ruh öylesine müthiş bir vaziyete maruz kalır ki bir anda sonbahar fırtınası kopar, dağdağalı ve fırtınalı bir ses bir çığlık halinde bütün ruhu sarmış bir vaziyette bütün aleminin derin hasarlar almasına ve tamamen harap olmasına, azim sekaratıyla vefat etmiş bir şekilde tam bir yazar bozar tahtası gibi bir anda her şey değişiverir. Issız sahralar, susuz çöller ruh için birer mesken olur. Mevcudat-ı alem ise perişan, karanlıklı, camid, şuursuz ve vazifesiz bir hal alır. Ruhun içinde bulunduğu bu acıklı ve çaresizlik hengamında bizi salih-i selamete çıkaracak ve bizi o vaziyetten kurtaracak olan Rahim-i Zülcemal’in huzur-u kibriyasına gidip acziyetimizi izhar etmekle namaz kılmanın ne kadar güzel ve ne kadar hoş olduğunu anlarız. Namaz kılmadığında mütemadiyen her şey sana ilişir, seni müteessir ve müteellim eder. Bu vaziyette bir ruh namaz ile arz-ı hal etmesi tevfik ve meded istemesi ne kadar elzemdir.

Şimdi söyle ey nefsim namazdan başka ne var ki ruhu böylesine tatmin ve teskin edebilsin ve ona bir sığınak ve kurtarıcı olabilsin. Elbetteki böyle bir ruh her şeye bedel baki bir sevgilinin rahmet çeşmesinden namaz ile teveccüh etmekle ab-ı hayat içebilir. İşte ruhun rahatı bundan dolayıdır.

Eğer namazı kılsan, o namazın ile o alemin Sani-i Zülcelal’ine müteveccih olsan, birden sana bakan alemin tenevvür eder. Adeta namazın bir elektrik lambası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o alemin zulümatını dağıtır ve o herc-ü merc-i dünyeviyedeki karmakarışık perişaniyet içindeki tebeddülat ve harekat, hikmetli bir intizam ve manidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. “Allah göklerin ve yerin nurudur. Nur 24/35” ayet-i pürenvarından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü alemini o nurun in’ikasıyla ışıklandırır. Senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir.

Namazın insana verdiği sürur, ferahlık ve inşirah ruh-u beşer için binlerce “Elhamdülillahi Rabbil alemin” dedirten eşsiz bir nimettir.

Muhammed Aydın

Muhammed Aydın

Tecelliyat-ı esma-i İlahiyenin nakışlarına mütehayyir kalmış bir şekilde tefekkür edip mübalağada bulunarak ister ki; birisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın...
Muhammed Aydın

Latest posts by Muhammed Aydın (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım