Miracı düşünmek; büyük namazdan küçük miraca açılımlar

Miracı düşünmek; büyük namazdan küçük miraca açılımlar

NAMAZA KÜÇÜK MİRAÇ (miraç-ı asgar) denilmiştir. Buna binaen Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın büyük miracına (miraç-ı ekber) da büyük namaz (salat-ı kübra) denilebilir sanırım. Nitekim Efendimiz aleyhissalatü vesselam tüm varlığın tüm zamanlardaki tesbihlerini, hamdlerini, ibadetlerini, namazlarını, marifetlerini ve muhabbetlerini miraç-ı ekberinde Allah’a takdim etmekle onurlandırılmıştır. Miraç-ı ekberin nurunu ve ruhunu taşıyan beş vakit namaz ise tüm müminlere en büyük hediye olarak ihsan edilmiştir. Her bir namaz bu dünyada insanın mazhar olabileceği en büyük bir ihsan ve ikramdır zira küçük bir miraçtır; manen ve niyeten iki cihandan geçerek ilahi huzura kabul ediliştir. İmam-ı Rabbani radıyallahü anhın ifadesiyle “Dünyada namaz mertebesi ahirette rü’yet mertebesidir. Dünyada yakınlığın nihayeti namazdadır. Ahirette yakınlığın nihayeti ise rü’yettedir.”

Miraç ile namaz arasındaki bu bağ nedeniyle bu ehemmiyetli iki hakikatten birinin mana ve hakikatinin sırrının açılması diğerinin de keşfine vesile olabiliyor. Namazın mana ve hakikatinin inkişafı miraç-ı ekberin sırrını anlamayı netice verdiği gibi miraç-ı ekberin hakikat ve hikmetinin keşfedilmesi de namazın sırlarının idrak edilmesine kapı açabiliyor. Buna binaen Otuz Birinci Söz olan Miraç Risalesini tefekkür ederken namazlarımızı da anlamlandırma niyeti ve nazarını ihmal etmeden okumaya çalışmak elzemdir. Bu perspektiften bu risalenin “dört esas”ının muhtevasına işaret eden dört soruya odaklanıldığında bunların miraç-ı ekber gibi aynı zamanda namaz için de ciddiyetle sorularak anlamlandırılması gerekiyor.

  • Miracın [namazın] sırr-ı lüzumu nedir?
  • Hakikat-i miraç [namaz] nedir?
  • Hikmet-i miraç [namaz] nedir?
  • Miracın [namazın] semerat ve faidesi nedir?

Aslında bir şeyin gerekliliği, hakikati, hikmeti ve faydasına odaklanmayı sağlayan bu dört temel soru birçok tefekkürün de ana çerçevesini çiziyor.  Bu dört soru çerçevesinde miraç-ı ekberi izah ve beyan eden Miraç Risalesinin aynı zamanda namazın da gerekliliği, hakikati, hikmeti ve faydalarına dair manalara işaret ettiği savunulabilir.

Namazın Elzemiyeti

Allah insana şah damarından yani canından daha yakın olduğu halde onun namaz ile şuurlu bir şekilde beş vakit huzuruna çıkmasını emretmiştir. Allah’ın bizim namazımıza ihtiyacı yoktur ancak biz namaza çok muhtacız. Zira O bize çok yakındır ancak biz ise O’na çok uzağız ve yakınlaşma mertebelerinde ilerlememiz için azimle çalışmamız gerekiyor. Müminlerin yaratıcılarına yakınlığı, yakîni, muhatabiyeti, teveccühü, marifeti ve muhabbeti aynı değildir. Hatta bir müminin hayatı boyunca bu durum çok dinamik bir değişkenlik arz etmektedir.

Bir temsil üzerinden ifade edilecek olursa bir padişahın veziriyle muhatabiyeti ile halkından biriyle konuşması arasında çok büyük farklılıklar vardır. Zira halktan biri olmaktan vezirlik makamına kadar birçok muhatabiyet mertebeleri söz konusudur. İnsanın da uzaklığı cihetiyle yaratıcısına yakınlaşabilmesi için yetmiş bin perde tabir edilen ilahi isim ve sıfatların tecellilerinin mertebelerinde manen terakki etmesi gerekmektedir.

İnsanın yaratıcısıyla muhatabiyetinde ise ibadetlerin özel bir yeri vardır. İbadetler ilahi huzurda bulunma bilincinin ve âdâbının Allah’ın rızasına en uygun tarzdır. “Abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet ancak ibadettir.” İbadetler içinde ise bu muhatabiyetin en mükemmel ve en kapsamlı hali elbette namazdır. Özetle namaz bir taraftan halkın (mahlukatın) külliyet kazanarak Hakka yönelişinin bir taraftan da Hakkın halka teveccühünün (ya da tenezzülünün) en yüksek ve en latif bir halidir.

Namazın Hakikati

Namazın hakikati esas olarak insanın ve kâinatın yaratılış sırlarına bakmaktadır. Kainat, insan ve namaz hakikatleri arasında çok güçlü bir irtibat söz konusudur. İnsan kainatın ve içindekilerin yaratılışlarındaki yüksek gayelerin (makasıd-ı ulya) ve büyük neticelerin (netaic-i uzma) şuurunda olması için vazifelendirilmiştir. Bunlar kainatın yaratılış şifrelerini çözmesi, Allah’ın muhteşem saltanatını hayranlıkla seyretmesi, Esma-i Hüsna’nın tecellilerinin bin bir güzelliklerini fark etmesi, Allah’ın razı olduğu hayat tarzını nefsinde ve etrafında hâkim kılması, imani ve ahlaki kemalatın her türünü varlığında toplaması gibi birçok yüksek vazifelerdir. (Dokuzuncu, On Birinci ve Yirmi Üçüncü sözlerde beyan edilen manalarla birlikte bu manalar daha fazla detaylandırılabilir.) Namaz ibadeti insanı manen, niyeten, hayalen, tasavvuren Kab-ı Kavseyn makamına çıkarır. Allah’ı görür gibi ilahi huzura çıkmak, insandan beklenen yüksek vazifelerin bilinciyle huzurda bulunmak ve ezeli kelam olan Kur’an ayetleriyle yaratıcımızla bir konuşma (mükaleme) gerçekleştirmek gibi manalar namazın hakikatine derç edilmiştir.

Namazın Hikmeti

Namazın en büyük bir hikmeti ehadiyet sırrının tecelli etmesidir. Mirac-ı ekberde olduğu gibi namaz ibadetinde de ehadiyet sırrı vardır. Ehadiyet, çoklukta (kesrette) tecelli eden bir hakikatin tek bir şeyde (vahdette) de cem edilmesidir. Allah, ehadiyet sırrıyla ağacı tohumunda, kainatı insanda, Kur’an’ı Fatiha suresinde toplamıştır. Zat-ı Akdes, ehadiyet sırrı gereği varlıklar üzerindeki isimlerinin tecellilerinin tüm güzelliklerini tek bir aynada yani insanda görmek istemiştir. Namaz ibadeti bu manada bir ehadiyet sırrınca bütün ibadetlerin listesi gibidir. Bütün varlıkların ibadetlerinin rengarenk tüm tonları namazın nurunda toplanmıştır.

Varlıklar Allah’ın cemal ve kemalinin aynalarıdır. Ancak varlıklar içinde en sevimli, en parlak aynalar sırasıyla hayat sahipleri, onların içinde akıl ve şuur sahipleri, onlar içinde insanlar, insanlar içinde de iman, ibadet ve namaz ile istidatlarını inkişaf ettirenlerdir. İnsanın Allah’ın katındaki kıymeti namaz ile günde beş vakit huzura davet edilmesi ve kelamullah ile şereflendirilmesiyle vuzuha kavuşmaktadır. Namaz bir yönden cüz’i ihtiyarımızla bizim tercihimiz olsa da aslında ilahi sohbetle onurlandırıldığımız ve bir sonraki vakte kadar yeniden vazifelendirildiğimiz ilahi huzura kabul ediliş nöbetlerimiz ya da tekmil verme anlarımızdır.

Namazın Meyveleri

Miraç Risalesinde bahsi geçen miraç-ı ekberin külli meyveleri namazın meyvelerine de ışık tutmaktadır. En başta namaz ile insanın Allah’ın külli bir muhatabı, seçkin bir abdi, cennetine aday bir misafiri ve ahsen-i takvîm fıtratında bir kudret mucizesi olduğu âşikar bir tarzda anlaşılmaktadır. Namaz bunca nimetler ihsan ve ikram eden bir yaratıcıya büyük bir minnettarlık hissiyle şükretmek isteyen bir kulun arayışının tam bir cevabıdır. Kâinatın ilahı, rabbi ve maliki olan Allah’ın marziyatının –tabiri caizse– köşe taşlarını namaz ihtiva eder. Namaz aynı zamanda ebedi saadetin esintilerini de bir araya getiren bir ibadettir. Namaz cennetmisal lezzetleri (elemsiz lezzet, kedersiz sevinç, vahşetsiz ünsiyet manasında) bu dünyada tattıran ve tüm latifeleri tatmin eden bir ibadettir. En nihayet namaz, imtihan dünyası şartlarında rü’yetullahın tecellilerine de mazhariyettir. Zira kâmil namaz “ihsan” sırrını taşır yani Allah’ı görür gibi ilahi huzura kabul ediliştir. Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın belirttiği gibi biz O’nu görmesek de O bizi görüyor ve biz de O’nu görür gibi bir şuur ve itikat ile kulluk edebilme fırsatına sahip oluyoruz.

Hasıl-ı kelam Otuz Birinci Söz yalnızca miraç-ı ekberin sırrını izah eden bir eser olarak anlamlandırılırsa belki yılda bir defa Miraç Gecesi’nde (ya da bir dersin konusu olduğunda veya şahsi okumamızda sırası geldiğinde) okunup tefekkür edilmesi yeterli görülebilir. Ancak aslında bu risalenin miraç-ı asgar olan namazın elzemiyeti, hakikati, hikmeti ve meyvelerine bakan manaları ve hakikatlerinin de olduğu fark edildiğinde mümkün olsa her gün tefekkür edilebilse derecesinde bir mütalaa ve tefekkür etme ihtiyacını ortaya çıkarır.

Bütün bu hakikatler muvacehesinde nefsime hitaben diyorum ki Miraç Risalesinin manalarına ve hakikatlerine yılda bir kez değil her gün belki de her vakit ihtiyacım vardır. Bu sebeple bu eserde beyan edilen manaların kıymetini bilmeli, tefekkür periyodumu sıklaştırmalı, miraç-ı asgar olan namazımı yeni bir şuurla her daim tazelemeli, miraç-ı ekber sahibi Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselamın rehberliğinden hissemi ve nasibimi olabildiğince, gücüm yettiğimce artırmaya çalışmalıyım, vesselam.

Mustafa Said İşeri
Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.