Sosyal Medya Tuzakları 1: Günahların Normalleşmesi

Sosyal Medya Tuzakları 1: Günahların Normalleşmesi

Her gün sosyal medya aracılığıyla onlarca hatta yüzlerce video ve görsel içerikleriyle muhatap olmaktayız. Her ne kadar bizim ilgi alanımıza ve isteklerimize dair içerikler karşımıza çıkarılıyor gibi görülse de tasvip etmediğimiz, onaylamadığımız birçok şeyle de karşılaşabiliyoruz. Bunların hatıra değer bir kısmını ise ahlaki zedelenmenin yansıması olan içerikler oluşturmakta. Ve bu tarzdaki videolar ve görseller sosyal medyada ciddi bir alan kaplamakla birlikte aldığı yüksek etkileşimden dolayı birçok insanı bu tarz içerikleri üretmeye itmektedir. Bu tarz içeriklere sürekli muhatap olan bir insan benimsemiyor olsa bile gördükleri normalleşmekte ve duydukları normalleşmekte, bir kısım hassasiyetlerini yitirebilmektedir. Tabii ki bu durumun her insanda benzer etkiler meydana getireceğini iddia etmek doğru değildir. Ama az ya da çok herkese bir şekilde tesir ettiğini göz ardı etmemek gerekir. Bu yazıda da sosyal medyada rağbet bulan bu tarz içeriklerin günahları nasıl normalleştirdiği üzerinde durmak istiyorum.

Çevremizdeki insanlardan beklediğimiz sevgi ve takdiri göremediğimiz zaman bu eksikliği sosyal medya üzerinden karşılamaya ve tatmin etmeye çalışıyoruz. Birçok şey sosyal mecralar üzerinden kuruluyor. Hayatımızı sosyal medyanın beğenileri üzerinden ilerletiyor hatta bir noktada karakterimizi bile sosyal medya üzerinden şekillendirebiliyoruz. Sosyal medyada “idol” kişinin konuştuğu gibi konuşmaya, giyindiği gibi giyinmeye kadar varan bu durum birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Bu ve benzeri durumların önemli bir sebebinin algı yönetimi olduğunu söyleyebilirim.

Aslında hepimiz sosyal medyada gezinirken fark etmediğimiz bir şekilde algı yönetimine maruz kalmış olabiliriz. İzlediğimiz bir video veya herhangi bir görselde ilk bakışta bizim için anlam ifade etmeyen bir durum dikkatimizi çekmiş olabilir ve ona karşı müspet göstermiş olabiliriz. Aynı şekilde almayı hiç düşünmediğimiz, ihtiyacımız olmayan bir ürünün karşımıza çıkarılmasıyla o ürünü almayı düşünmüş ve hatta ürüne tıklayıp ödeme ekranında bile kendimizi bulabiliriz.

Algı, dış dünyadan duyu organlarımıza gelen uyarıları ayrıştırma ve bütünleştirme işlevidir. Algılarımız genellikle her kişinin kendine özgü deneyimlerine, yaşadığı topluma ve alışkanlıklarına göre değişebilmektedir. Algı yönetimi de bilgiler ve fikirler kitlelere ulaştırılırken onların görüş ve fikirlerini etkilemek amacıyla kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitlelere ulaştırılmak istenilen mesajlar sosyal medya araçları yoluyla algı yönetimi teknikleri de kullanılarak hedef kitlelere daha kolay ulaştırılabilmektedir.

Yaratılışı gereği dış faktörlere açık olan insan sosyal medyanın kitleler üzerindeki gücüyle de birleşince dikte edilmek istenilen fikirler daha kolay, iletilmek istenilen mesajlar daha rahat iletilebilmektedir.

Algılarımızda düşünce yapımızın, ahlakımızın, doğduğumuz ve büyüdüğümüz çevrenin hiç de azımsanmayacak etkileri vardır. Yeni nesil başka bir ifadeyle Z ve Alfa nesilleri adeta sosyal medya kültürünün içine doğup büyüdüğü, daha önceki nesiller de bu kültüre çabucak alıştığı için ve az önce de belirttiğimiz sebepten dolayı insanların yönlendirilmesi, fikirlerinin ve normlarının değiştirilmesi daha da kolay olmaktadır.

Peki nedir bu “norm”lar? Biz nelere normal deyip kabul ederken neleri anormal diye reddediyoruz. Bu hükümleri verirken referans alınan kaynakların cevaplarımız üzerindeki etkileri nelerdir?

Normu kısaca grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Normlarımızı belirleyen öncüllere göre hayat ve düşünce normallerimiz değişebiliyor. Dolayısıyla benimsenen referansların doğrudan kararlarımızı etkilediğini söylemek mümkün gözüküyor. Haliyle normlarını Kur’an ve sünnet rehberliğinde belirleyen bir bireyle bunları göz ardı eden veya mevcut sosyal düzene tabi olan ve sorgulamayan insanların normları birbirinden farklı olacaktır.

Hele ki Kur’anî hükümlerin bütününü modernitenin beğenileri süzgecinden geçirip kabullenen veya reddeden şahıslar için durum daha da vahim bir hal almaya başlıyor ve dine göre normalleşmesi mümkün olmayan meselelerin dahi önemini yitirdiğine şahit olabiliyoruz.

Esasen biz sosyal medya hesaplarımızı yönetmeliyken sosyal medya hesaplarımız bizi yönetmeye ve yönlendirmeye başladı. Bizim neyi beğenmemiz gerektiğini bildirir, ne tür videolar izlememiz gerektiğinden hangi kitapları okumamız gerektiğine kadar bizi yönlendirir hale geldi. Hangi yemeği yapıp hangi içeceği tüketmemiz gerektiğine, kimi eleştirmemiz kimi alkışlamamız gerektiğine kadar kararlarımızda etkili oluyor. Güncel bir hadisede kimin suçlu kimin haklı olduğu konusunda bir anda hüküm verici hakim kesiliveriyor.

Buna bir örnek olarak: aslında hiçbir doğruluk payı olmamasına rağmen sosyal medyanın kitleler üzerindeki etkinliğini kullanarak bir kampanya veya bir boykot başlatabilirsiniz. Zaten çıkaracağınız en ufak bir söylem –bir parça da takipçiniz varsa– adeta kartopunun yuvarlanıp büyümesi gibi elden ele yayılacak aslında hiçbir gerçekliği olmayan bu paylaşımın büyük bir linç kampanyasına dönüştüğüne şahit olacaksınız. Bu da sosyal medyada insanların ne kadar kolay manipüle edildiğini, tek bir kampanyayla bile kitleyi ne kadar kolay yönlendirebileceğinizi gösteren bir örnek ki teorik bir anlatım olmaktan daha da ileri güncel hayatta karşılaştığımız bir durumdur.

Mesela A marka dondurma yemenin denizde boğulma oranlarını arttırdığını, bu dondurmanın tüketimini azaltmanın boğulmaları azaltacağını öne sürebilirsiniz ve altına x bir ülkenin bilim adamlarının yaptığı çalışma yazıp bu şekilde lanse ederseniz ve birkaç tane de sağlık konusunda güvenilen insana bu paylaşımı yaptırırsanız göreceksiniz ki birçok insan aslında hiçbir gerçekliği olmayan bu bilgiye itibar etmiş ve artık dondurma tüketmeyi bırakıp bu markayı boykot etmeye başlamış ki buna dair birden fazla örneği sosyal medyada biraz araştırma yapınca görebiliyoruz.

Buraya kadar ortaya koymak istediklerim aslında sosyal medyada insanların fikrini değiştirmenin ne kadar kolay olduğu ve bazı meselelerin ne kadar kolay sindirildiği ile ilgiliydi. Bunların bir yansıması olarak günahların nasıl normalleşip hayatın bir parçası olduğuna bakacak olursak:

Sosyal medyanın bu fikir belirleyici ve değiştirici gücüyle günahların nasıl normalleştiğini psikolojideki “çatışma” üzerinden incelemek mümkün. İnsan yaratılışı gereği karmaşık bir yapıdan oluşmaktadır. Ve aynı anda birçok istek, duygu ve düşüncelerin etkisinde olabiliyor. Mesela ertesi gün sınavı olduğu için çok sıkı çalışması gerektiğini bilen birisi aynı zamanda arkadaşlarıyla gezmeye gitmek isteyebilir. Ne var ki bu iki seçeneğin aynı anda olabilmesi imkansızdır zira iki istek birbiriyle çatışır. Günahlarla muhatap olan bir insan için de süreç buna benzer olarak işler. Çeşitli günahlara muhatap olan bir insan heves ve duygularıyla baktığında günahlara girmek ister. Ama dini açıdan da adeta genetik kodlarına işlemiş günah-haram düşüncesi vardır. Kişi bu iki düşünce arasında sıkışır ve çatışma yaşar.

Michel Foucault, Discipline and Punish (Disiplin ve Ceza, Hapishanenin Doğuşu) isimli kitabında bir davranışın iki koşulu karşıladığında normal hale geldiğini öne sürüyor:

Birincisi: Bireyler onu idealleştirdiğinde, davranışın özünde iyi olduğuna inandıklarında, ikincisi de bunu yaşamları boyunca ulaşmaları gereken bir hedef olarak gördüklerinde. Yani yıllarca aynı kötü davranışın içinde bulunan ve bundan vazgeçmeyen insan artık onun kötü olmadığı ile ilgili yorumlarda bulunur. Yıllar boyu bir şeyin kötü olduğunu vicdanen kabul edip aynı şeyi sürekli tekrar etmesi zor gözükmektedir. Bir süre sonra yaptığı o kötü fiil adeta normalleşmektedir. Bunu bir de o kötü işe, günaha her gün hatta neredeyse her an muhatap olan insan açısından düşündüğümüzde normalleşmemesi mümkün gözükmemektedir.

Sözün özü: Bulunduğu çağ gereği sosyal medyadan uzak kalamayan belki de faydalı kısmından yararlanmak için uzak kalmaması gereken insanların bu mecralardaki içerikleri takip ederken dikkatli davranmaları, seçici olmaları eğer bu şekilde olmazsa az önce bahsettiğim gibi günahların normalleşmesi ve algı yönetimi gibi birçok problemle karşı karşıya kalacağını unutmamalıdır.

Ahmet Feyzi Karabacak
Latest posts by Ahmet Feyzi Karabacak (see all)
Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.