Şu köşe okyanus ötesi köşesi, bu köşe Türkiyeli köşesi

Derin bir nefes çekip adımınızı dışarı atıveriyorsunuz. Evlerin bir ipe dizilmiş tesbih taneleri gibi düzenli, tertipli ve müstakil; geniş ve cetvel ile çizilmiş gibi numaralandırılan caddelerin her iki tarafına serpiştirildiğine şahit oluyorsunuz. Ardından kendinizi birden Beyaz Saray, nam-ı değer White House yakınlarında buluyorsunuz. Etrafta ciddi ve 7-8 katlı binalar, lüks restoranlar, hatırı sayılır bankaların temsilcilikleri ve onların çalışanları. Amerika’nın aslında ne demek olduğunu White House adlı başkanlık makamının etrafında tahlil edebiliyorsunuz.

Bankaya girdiniz. Sizi siyahi bir Afrikan-Amerikan güvenlik görevlisi ve onun k-9 köpeği karşılıyor. Ardından hemen girişte şık giyinimli banka görevlisi hoş bir edayla gülümseyip “hoş geldiniz” diyor ve elini uzatarak selamlaşıyor. Banka müdürüymüş kendisi, her gideni o karşılıyormuş ilk. Çin asıllı bir Amerikan. Sizi ya bekleme salonuna alıyor ya da sizinle özel ilgilenecek bir görevli varsa oraya yönlendiriyor. Ardından görevlinin karşısındasınız. Öncelikle sizinle sohbet ediyor, tanıyor ve sonrasında işlemlerinizi kibarca yapmaya koyuluyor. O da Çin asıllı bir Amerikan. Bankanın vezne görevlisi Latin asıllı bir Amerikan. Velhasılı gittiğiniz her yerde, karşılaştığınız her insanda bir ırk asıllı “Amerikan” ile karşılaşmanız mümkün.

Amerika, dünyanın hemen hemen bütün kökeni değişik insanlarını tek bir çıkar uğrunda bir araya getirmeyi başarabilmiş, peki nasıl? Bizim ülkemizden kat be kat kültür ve ırk çeşitliliğine sahip olan Amerika Birleşik Devletleri, nasıl olur da tek bir çatı altında sıkı bir devlet örgütlenmesiyle bir amacın etrafında bir araya gelebilmiş ve bunu başarmış? Bunu tek bir neden altında toplamak akıl karı bir iş olmasa gerek. Fakat bu bahsin belirli bir kısmında bu hususun önemli bir yönünü ele almak, pencere açmak arzusundayım.

Bir irade bahsi geçen konunun özeti. Bir devletin ortak iradesi. İradeli ve şuurlu bir şekilde bir olguya ikna olmuş bir ülkenin bütün halkı. Olgumuz Amerikalı olmak. Sana, burada okursan, para kazanırsan, bir makam elde edersen dünya genelinde hatırı sayılabilecek seviyelere ulaşabileceğinin şovunu ve gösterisini yapıyor. Buraya gelen hemen hemen her bir kişi burada kalabilmenin yollarını araştırıyor ve burada büyümeyi amaçlıyor. Bir şekilde “Amerikan rüyası” kavramının içinde buluveriyor kendini.

Amerika Birleşik Devletleri bir anlamda devlet, özel teşebbüs veya dünyaca ünlü şirketleri adına, dünya genelinde yer alan alanlarında uzman kişileri yüksek ücretler ve baş döndüren farklı endüstrileriyle ikna ederek kendisi için çalıştırıyor. Amerikalı olmaları, aidiyet hissetmeleri için ise diğer bir yandan kesintisiz surette büyük hedefler, büyük hayaller öngörülüyor ve daimi olarak yönetim mekanizmalarının her bir katmanında birlik mesajı veriliyor. Amerika böyle iken işte tam da bu noktada ülkemize geçiş yapmak istiyorum.

Öncelikle mevcut durumdaki siyasi ve iç gündeme ilişkin iklimimiz, ülkemizin havası bütüne yakın bir ölçekte birleşmiş ve kenetlenmiş vaziyette. Uzun süredir hasret kalınan bu hava yeniden diriliş için umutları yeşertiyor. Birlikte mitingler düzenleniyor, çeşitli görüşlere sahip siyasi ve bürokratik liderler aynı programlarda konuşmalar yapıyor ve ortak mesajlar verilebiliyor. Ortak amaçların yıkılmayacağı, ana esasların hiçbir şart ve durumda çiğnenmeyeceği bir olgu etrafında buluşuluyor ve bunun devamının getirileceği ümit ediliyor.

Zaman zaman ülkenin başbakanı ve cumhurbaşkanı bazı hususlarda öz eleştiri yapıyor ve bu ümitleri daha çok artırıyor. Bu davranış, muhalif kesimin çark etti söylemlerinden ziyade o makam sahiplerine erdem katıyor. Allah hepimize yanlıştan dönebilme kabiliyeti, gücü ve bunu düşünebilecek idraki seviye nasip etsin.

Bu noktadan itibaren bizim ihtiyacımız olan aslında yeni bir slogan. Sistem değişikliği gibi toplumu yeniden endişelendirecek, korkuları uyandıracak bir düzenlemenin hemen olması doğru olmayacaktır. Sistem değişikliğinden ziyade insanların buna ikna edilebilmesi adına belirli olguların ön plana çıkarılması açıkçası en önem teşkil eden husus. Buna uygun en dikkat çekici olgulaşmaya aday kavram ise “Türkiyeli” kavramıdır.

Anayasaya yapılacak bu ufak çaplı ekleme ile sorunlar çözüme kavuşmaya açık hale gelmesi olasıdır. Bu adımın doğru atılması ve pazarlanması halinde, Doğu ve Güneydoğu’da iktidar partisinin taraftar ve oy sayısına pozitif yönlü yansıması olabileceği açıkça görülebilir. Ana muhalefet partisinin de doksanlı yılların son deminde yine Doğu ve Güneydoğu’da kaybettiği oyların bir kısmına yeniden sahip olabilmesi, böyle bir adımı benimseyip desteklemeleri halinde mümkün gibidir. Ayrıca bu söylem ile yine yıllardır katı çizgisinde olan fakat günümüzde zihniyet olarak daha makul seviyelere gelebilmiş milliyetçi hareketin de ikna edilebilme olasılığı bir hayli yüksektir.

Ülkede dini, dili, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun kendi şahsiyetini, vatan anlamında benliğini ve aidiyetini bu yeni sloganlaşmış “Türkiyeli” kavramının içinde eritebilmesi sağlanılabilirse, ilerde kuvvetle muhtemel olan yönetim, sistem değişikliklerinde doğabilecek tartışmalarda -geçmiş zamanın aksine- daha yumuşak geçişli ve karşılıklı çözüm odaklı bir çizgide buluşulacağı da açıkça görülebilir. Kökenler, geleneksel özellikler ve çeşitlilikler inkar edilmeden fakat belirlenen bir amaç doğrultusunda yönlendirmenin en temel yolu bu kavramın içselleştirilmesi ve sürekli olarak normalleşinceye kadar zikredilmesinden geçmektedir.

Son olarak hangi yabancı dilde söylerseniz söyleyin, ülkenizi sorduklarında ırkınızla yanıt vermezsiniz. Örneğin İngilizcede hepimizin bu düzeyde bildiği gibi nerelisin diye sorduklarında. “I am from Turkey” dersiniz. Aslında tam çevirisi “Türkiyedenim” veya “Türkiyeliyim” olur. “Türküm” demezsiniz. Vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım