Yaz aşkı

Yazlıktan dışarı çıktı, “pek de sıcak değil” dedi kendine. Terlik yerine ayakkabı giydi bu sebeple. Aydınlık bir gece olacaktı belli. Bulut pek yok nedense, yıldızlar da çok belirgin değil. Rüzgar hafif hafif yanağını okşarken, heyecandan soğumuş ellerini ısıtmak için avuçlarına kocaman bir hoh yapıyor ve yola koyuluyor. Heyecanlı çünkü, ona gidiyor. Bu yaz farklı geçiyor onun için. Farklı geçiyor, çünkü artık o var.

Onun için farklı olsa da yazlıktakiler için her şey aynı. Her yaz olduğu gibi yine eğlence erken saatlerde başlamış, her adım ayrı bir eğlenceden geçiyor. Hepsi tanıdıklar, arkadaşlar… Kimi sahilde ateş yakmış oturuyor, kimi müzikholde hopluyor, kimi oyundan başını kaldıramıyor, balık tutanlar da cabası… Bazen bir merhaba diyor, icap ederse bir baş selamı… Bazen de başka tarafa bakarak adımlarını hızlandırıyor ve vakit kaybetmeksizin ona gidiyor.

Onunla tanışalı birkaç hafta oldu, ama ilk andan itibaren anlatılamaz dedikleri o duyguları hissetmeye başlamıştı. Öyle ki her yaz buluştuğu arkadaşlarını artık görmez olmuştu. O kumsal üzerinde söylenen şarkılar, yakılan ateşler, yıldızlara bakıp bakıp tutulan dilekler, oynanan oyunlar, hepsi bir hayal gibi uçup gitmişti. En sevdiği ağ atmak ve yüzmek bile onun yüzünden gecikiyordu.

Akşamları böyle yürüyüşe çıkmalar ve ondaki değişiklikler arkadaşlarının dikkatini çekiyor, neler olduğun bilmek istiyorlardı. Bunu kendisi de fark etmişti, ama söylemek  ne mümkün… Onunla buluştuğunu söyleyemezdi, çünkü o ve onun gibiler hakkında ne düşündüklerini çok iyi biliyordu. Aslında o da başlarda o ve onun gibiler hakkında böyle düşünüyordu. Onunla hayat çekilmez, sıradan, durağan, yavaş… Onunla oturup yıldızlar bile seyredilmez diyordu.

Oysa onunla tanıştığı günden beri en sevdiği şey yıldızları seyretmek olmuştu. Sahilde yanan ateşi daha sanatsal  görüyor, insanın şarkı denen şeyi neden icad ettiğini anlıyordu. Ağa takılan balıklar artık sadece bir hayvan olmaktan çıkmış, kendisiyle konuşan birer dost olmuştu. Hayatın anlamı vardı artık ve ölmekten kokmuyordu. Artık ölse de gözü açık gitmeyecekti. Çünkü onu bulmuştu.

Kamptan uzaklaştıkça ona yaklaşıyor, onunla olmaktan aldığı mutluluğu düşünüyordu. Nasıl tanıştığını hatırlayınca güldü ve “nasıl bir hayat yaşamaya başladım ben böyle” diye geçirdi içinden…

Buluşma noktasına gelmişti ve zile bastı. Kapıyı genç bir delikanlı açtı. “Buyurun” dedi. “Ders başladı mı?” diye sordu. “evet” dedi genç onu içeri davet ederek. İçeri girdi, gözüyle onu aradı ve buldu. İşte oradaydı kırmızı bir gül fabrikası, açmış sohbet ediyordu: “Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil” diyordu. İçine dolan huzurla yeni bilincine vardığı “Elhamdülillah” kelimesini hatırladı. “Elhamdülillah” dedi vicdanın derinliklerinden gelen bir solukla ve sonra bir “Elhamdülillah” daha ve bir kez daha….

Latest posts by Münir Şahin Ağaryılmaz (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım