Yeknesak istimrar

Kainatın yaratılışında, Allah -kullarına ayrı bir rahmet eseri olarak- sürekli yaratılışı tekrar suretinde yapmaktadır. Yani yaratılan her şey an be an tekrar, yeni ve birbirinin aynı suretinde yaratılıyor.

Biraz pencereyi daralttığımızda yani yıllara baktığımızda, her yıl yaratılan kiraz meyvesi birbirinin benzeri ve aynı kiraz ağacından yaratılıyor. Bu yılki kirazların koku, tat, renk olarak geçtiğimiz yıllarda yaratılanlarla benzer olduğunu söyleyebiliriz. Allah bu yaratılışı kainatta bir kanuna bağlayarak yaratıyor. Kayısı meyvesini kayısı ağacından, karpuzu bostan teveğinden alacaksınız diyor.

Bu aslında merhametin, düzenin ve sistemin en açık delillerindendir. Zira tarlaya atılan karpuz tohumlarından, beklediğimiz şekilde karpuz değil de herhangi bir şey çıksaydı, kainat düşünmesi bile zor, garip bir alem olmaz mıydı?

Kelam ilminde “yeknesak istimrar” diye adlandırılan, “sabit değişkenli” diyebileceğimiz yaratılışın, akıllarda bıraktığı iz (gaflet) ise filozofların düğüm sebebini oluşturmuştur.

Aklıyla hareket eden, vahiy ve hadis penceresini kendine kapatan zihniyet, dün gördüğü kainatın bugün de aynı kainat olacağı düşüncesiyle hareket ettiğinden dolayı ayvayı ağaçtan, ekmeğini patronundan, suyu belediyeden biliyor.

“Neyi, nereden bileceğiz peki?” diye soru sorulduğunda vahiy ile taçlanan baş her şeyi Allah’tan bekler diyebiliriz. O başın sahibi bilir ki ayvayı yaratan da Allah’tır, suyu gönderen de…  Ancak O her şeyi perdeli yaratır..

Felsefe talebeleri aklın esaretinde kalan ve bir türlü bundan kurtulamayan zavallı acizlerdir. Bir çocuktan farksızdırlar aslında. Nasıl ki bir çocuğa babası her gün cebinden para çıkarıp verse, çocuk paranın kaynağının babasının cebi olduğunu zanneder. Bunun neticesinde bir gün babası param yok dese hatta çocuk kendi eliyle babasının cebini yoklasa ve para bulamasa, paranın olmamasını babasının elini cebine sokmamasında arar. Zira paranın çıkması hadisesini babasının eli ve cebi arasında bir ilişkide görmüştür. Çocuk olayların arka planını hiç düşünmez.

Felsefe talebeleri de kainatı sadece gördüklerinden ibaret bir zihni bağlantıyla yorumlar ve o şekilde hüküm verirler. Aslında dün ne görmüşse onun esiri olup hafızalarında taşıdıkları sathi bilginin kölesi gibi hareket ederler.

İmamı Gazali’nin, bazı felsefeci alimlere adi bir mümin makamını dahi çok görmesi altında yatan hikmet, vahiy ve hadisi anlamada bir alet olan aklın, felsefeciler tarafından vahiy ve hadisin önünde “asıl” kabul edilmesindendir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım