Ayasofya, Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir

Ayasofya, Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir

“El-Câmi” bir araya getiren, istediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan manalarındaki Allah’ın sonsuz sayıdaki isimlerinden bir tanesidir. Ebced hesabıyla 114 ederek Kur’an ayetlerinin toplanmasına da tevafuk etmektedir. Kur’an’da daha çok insanları hesap gününde toplayan manasında kullanılan bu ismin Allah’ın isimlerinden biri olduğu pek bilinmemektedir. Günümüzde câmi, ibadet edilen yer olarak zihinlere kazınmıştır. Oysa Kur’an’da ibadet edilen yer olarak câmi değil mescid kelimesi kullanılır.

Mescid kelimesiyle kısmen eş anlamlı diyebileceğimiz “câmi” kelimesi Arapça “ce-me-a” fiil kökünden ism-i fâil kipinde cem eden, toplayan anlamında, Müslümanların özellikle namaz kılmakla sembolleşen ibadet ettikleri yer, mabed demektir. “El-Mescidu’l-câmi” kelimesinden kısaltılmış olarak kullanıldığı söylenir. “Mescid” kelimesi Arapça “se-ce-de” fiil kökünden “sucûd” masdarından ism-i mekân kipi ile “mesced, semâi kullanımı ile mescid” kısaca içinde “secde edilen yer” demektir. Çoğulu “mesâcid”tir. “Se-ce-de” fiil kökünden sucûd masdarı alnı yere koymak, tevazu içinde olmak, eğilmek anlamlarına gelir. Namaz kelimesi yerine onun bir rüknü olan secdenin kullanılması, önemine binaendir. (“Fonksiyonel Açıdan İslâm’da Mescid”, Doç. Dr. Cüneyt Eren)

Âl-i İmrân Suresi‘nin 96. ayetine göre yeryüzündeki ilk mescid, yani mabed Mescid-i Haram içinde yer alan Kâbe’dir. Bununla birlikte Peygamber Efendimiz (ASM) “Yeryüzü senin (sizin) için mesciddir. Namaz vakti nerede gelirse orada namazını kıl.” (Buhârî, Enbiya, 40; İbn Mâce, Mesâcid, 7; Müslim, Mesacid: 1; Ahmed b. Hanbel, V, 150-157) buyurarak namaz kılmak için duvarlarla örülü bir mekana ihtiyaç olmadığını vurgulamıştır.

Peki, neden Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa, Kuba Mescidi, Mescid-i Nebevi gibi mescidler inşa edilmiştir? Namaz kılmak için bulunduğumuz mekânın temiz olması yetmez mi, sorusu aklımıza geliyor. Bu soruyu ben de kendime sorduğumda Sözler kitabındaki Konferans’ta yer alan şu bölüm dikkatimi çekti:

Kürdistan’ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek, İstanbul’da bulunan Bediüzzaman Said Nursi’yi ilzam edemeyen İslam uleması, Şeyh Bahid’den bu genç hocanın (Bediüzzaman’ın) ilzam edilmesini isterler. Şeyh Bahid de, bu teklifi kabul ederek bir münazara zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Camii’nden çıkılıp çayhâneye oturulduğunda, bunu fırsat telâkki eden Şeyh Bahid Efendi, Bediüzzaman Said Nursi’ye hitaben: “Avrupa ve Osmanlı devleti hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?”

Mısır Câmiü’l-Ezher Üniversitesi reisi Şeyh Bahid ile Kürdistan’ın sarp, yalçın kayaları arasından gelen Said Nursi’nin buluşma noktası Ayasofya Câmii… Yani câmi bir buluşma noktası, şehrin merkezi, birçok sosyal ihtiyacın karşılandığı yer. Câmi bir mâbed, yönetim merkezi, ilim ve kültür merkezi… Bunun örneklerini özellikle Selçuklu ve Osmanlı devletinde daha iyi görüyoruz. Câmi inşa edildiğinde külliyesiyle beraber hayatın merkezi haline geliyor.

Alîm ve Hakîm olan Allah, Müslümanlara zarar vermek amacıyla yapılan Mescid-i Dırâr bahsinin anlatıldığı Tevbe suresinin 108. ayetinde “… Daha ilk günden takva temeli üzerine kurulan mescid (Kubâ Mescidi veya Mescid-i Nebevî), namaz kılman için elbette daha uygundur. Burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da temizlenenleri sever” buyurarak Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselama İslâm cemaatine ait ilk mescid olma özelliğini taşıyan Kubâ Mescidi’nde namaz kılması tavsiyesinde bulunuyor. Dikkat çekici olan bizzat Allah tarafından mescidde namaz kılmanın tavsiye edilmesidir.

Camiler gereklidir. Herkes bir arada zengin-fakir, ümmi-okumuş, siyah-beyaz demeden beraber namaz kılarlar ve diğer ibadetlerini yerine getirirler. Said Nursi’nin tabiriyle iki elif ayrı ayrı olsa iki kıymeti var, ama omuz omuza verseler on bir kıymetindedir. Cemaatle kılınan namaza da ferdi kılınan namaza göre 25/27 kat daha çok sevâb vererek bizleri mükâfatlandıran bir Rabbimiz var. Peki, mescidler arasında sevâb yönünden bir fark var mı?

Benim şu mescidimde (Mescid-i Nebevi) kılınan bir namaz, Mescid-i Haram haricinde diğer mescidlerde kılınan namazlardan bin kat hayırlıdır. (Buhârî, Fadlü’s-Salât, 20/1, Hadis no: 1190)

Kim güzel bir şekilde abdest alır, sonra Kubâ Mescidi’ne gelir ve orada namaz kılarsa onun için umre sevabı vardır. (İbn Mâce, İkâme, 198; Tirmîzi, Sâlat, 242)

Hadislerde de görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam Mescid-i Haram’da ve Kubâ Mescidi’nde kılınan namazların daha sevablı olduğunu belirtiyor. Bunun hikmeti belki bu mescidlerin ilk mescidler olmaları ve İslamiyetin inşasında ana direk olmalarından olabilir. Benim bu hadislerden çıkardığım bütün mescidler arasında sevâb farkı vardır ama hangi mescid daha sevablıdır ve bunun hikmeti nedir, ancak Allah bilir.

Câmiler konusunda tartışılan en önemli hususlardan birisi de câminin büyüklüğü ve süslemeleri/sanatı…

İbn Hacer el-Askalânî, İmam Azam Ebu Hanifenin ibadet merkezlerini süslemeye izin verdiğini belirterek şunları söylemiştir:

Camilerin süslenip güzelleştirilmesi namaz kılanı meşgul ediyor ise ittifakla mekruhtur. Süsleme, öğünmek ve gösteriş için yapılıyor ise, bu da mekruhtur. Bırakın süslemeyi bu maksatla cami inşa etmek bile mekruhtur.

Camiler, şeâir-i İslâmiye’nin en parlak nişanlarıdır. Bu nedenledir ki Müslümanlar İslâm’ın yüceliğini göstermek için ve zamanlarını, emeklerini, sanatlarını Allah yolunda harcadıklarına şahit olarak büyük sanatlı câmiler inşa etmiştir. Örneğin İstanbul’a gelen turistlerin en çok camileri ziyaret etmesi, özellikle Osmanlı’nın İslâm’a olan ilgisine birer şahit değil midir?

Büyük yapılar yapmak yerine büyük İslâm alimleri yetiştirmek daha kıymetli değil midir? Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam büyük insanlar yetiştirmişti. Hadislerinde,

Mescid yükseltmekle, mescid süslemekle emrolunmadım. (Ebû Dâvud; et-Tâc, 1/243)

Vallahi siz Yahudî ve Hristiyanların (kilise ve havralarını) süsledikleri gibi, mescidleri süsleyeceksiniz. (Ebu Davud, Salât 12)

diyerek kendisinin mescid süslemekle oyalanmadığını, ama mescid süslemenin de yanlış olmadığını vurguluyor. Dışarı çıkarken dakikalarca ayna karşısında süslenen, sürekli evinin eşyalarını yenileyen, en güzel şekilde evini dekore etmeye çalışan bizler “Allah’ın evi” olarak gördüğümüz, kudsiyetine inandığımız câmileri süslemeyelim mi? Osmanlı dönemini düşünürsek; Hristiyanlığın egemen olduğu Avrupa’daki süslü kiliseleri, katedralleri görünce etkilenen Müslümanların süslü câmileri olmasın mı? Ya da o süslü kiliselerden birisi hatta en muazzamı İslâm’ın mührü olacak şekilde câmiye çevrilmesin mi?

Camiler İslâm’ın şeâirlerindendir dedik. Haliyle Allah rızası için fethedilen toprakların Allah’ın razı olacağı şekilde düzenlenmesi gerekir. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam “Allah’ın kullarından en hayırlı olanları görüldükleri zaman Allah hatıra gelir” buyurarak bir Müslümanın görünümüyle bile İslâm tebliğinde bulunması gerektiğini belirtmektedir. Aynı şekilde şehirler de görünümüyle tebliğde bulunmalıdır. Kubâ’da mescid inşa edilmesinde de bu amaç göze çarpar. Haçlı Seferleri sırasında da Kudüs, Haçlılar tarafından fethedilince Mescid-i Aksa kiliseye çevrilmiştir. Hristiyanlık mührü vurulmuştur.

Son Şahitlerden Selahaddin Çelebi anlatıyor:

Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini ziyaretimin birinde Ayasofya hakkında düşüncelerini sormuştum. “Keçeli, keçeli” diye güldü. Sonra birden ciddileşerek “Ayasofya, Hristiyanlığın, İslâmiyet’e devir ve tesliminin bir âbidesidir. Bunun için kilise iken cami olmuştur. Elbette tekrar camiye çevrilecektir” dedi.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin (ra) de müjdelediği gibi Ayasofya açılacak; haylâz çocukların ve serseri mülhidlerin ve tek tük ecnebîlerin hoşuna gitmeyeceği şekilde bir adam çıkacak güzel bir sadâ ile, şirin bir tarzda, Kur’ân’dan bir aşir okuyacak, o vakit binler ehl-i hakikatin nazarları ona dönecek, hüsn-i teveccühle, mânevî bir dua ile o adama sevab kazandıracaklar, inşaallah. Ayasofya’nın açılması için Üstad, devlet erkanına Emirdağ Lâhikası’nda geçen şu tavsiyelerde bulunuyor:

Demokrata ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâmı hatta bir kısım Hristiyan devletlerini de memnun etmek için Ayasofya’yı muzahrefattan temizleyip ibadet mahalli yapmaktır.

Ayasofya’nın ibadete açılması bir kısmın hoşuna gitmeyecek ama büyük bir kısmın da çok hoşuna gidecek. Açılması için bizlerin de istemesi ve bu noktada çabalaması gerekiyor. Öncelikle Ayasofya’yı hak etmemiz gerekiyor. Tevbe suresinin 18. ayetine göre “Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler” câmi imar edebilir ve yaşatabilir.

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.