Bilinmeklik sırrı

Bilinmeklik sırrı

Yokken daha hiçbir şey, sadece Ondan başka…

O istedi olanların olmasını ve “ol” diyerek cemal ve kemalini görmek/göstermeyi irade etti.

Kendi zatına mahsus olan muhabbet-i münezzehesi ile cemali ve kemali tecellilerine nazar etti, Hakîm-i Ezeli.

İşte o muhabbetti, her şeyin hamuru olan madde-i aciniye.

İşte tam orasıydı, varlığın vücut ve kemal yolculuğunun başlangıcı.

O’nun ol demesi ile olacak olan tüm mevcudat ve mahlûkatın çekirdeğine, cemal ve kemale olan muhabbete “Muhammed” (asm) ismini verdi, Kudret-i Mutlaka.

Fahr-i âlem sıfatını takıp “Habibullah” dedi ona, o zaman Rahman.

Kâf ve nun tezgâhı işlemeye başladı, ibdâ ve inşa haliyle esma-i ilahiye hazinelerini.

Ezeliyetine malum olan marifetinin bilinmesini irade etti, Alim-i Mutlak.

Tedricen devam etti sabah vaktiyle başlayan âlem-i kevndeki yaratılış.

Evvel Âdem (as) geldi bir öğle vakti ve talim etti esmayı icmalen. Melekler secde ediyordu Âdem’de (as) muttali oldukları marifet-i ilahiyeye ve omzunda taşıyordu varlığın sebeb-i vücudu olan nuru, emaneten.

İkindi vakti olmuştu, varlığın kıvamı olarak halk edilen nev-i insan hazırdı artık âlemlerle beraber efendisinin tuluuna.

Çekirdek olan muhabbet, artık marifet meyvesine doğru yürüyordu La ilahe illallah hakikatiyle.

Âdem’de (as) icmal olan tâlim- i esmadan ibaret marifetullah, Muhammed’le (asm) tafsile, hakkalyakine ilerliyordu.

Kâinatın tespih, tazim ve şükrüyle beraber miraç merdivenlerinden yürüyordu, Mabud-u Hakikiye doğru.

Ve O  âlem-i vücubun eteklerine doğru ilerlerken, melaike-i kiramı temsilen ihtiram ediyordu, yanında Cibril (as) muvafakatiyle.

Cibril’den (as) de ötelere uruc ediyor ve ona has, onun için o anda yaratılan o hususi alana.

Yokken daha hiçbir şey Ondan başka “Ben bilinmeyen bir hazineydim, keşfedilmek istedim” buyurmuştu Alim-i Hakim.

Ve esma-i ilahisiyle, sıfat-ı azamıyla, şe’n-i mukaddesesi ve zat-ı uluhiyetiyle ve rububiyetiyle bezemişti kâinatı Fettah-ı Zülcemal.

İsm-i Azama mazhar olan rahmet-i mücesseme, rahmetin en beliğ lisanı, Rahman’ın hazinelerinin kapıcısı ve en kıymettar pırlantası olan Aleyhisselatu Vessalam.

Kâf ve nun tezgâhında var olmuş tecelli-i esmanın tümünü arkasına alıp selam yerine “et- tahiyyatü, el-mübarekatü, es-salavatu, et-tayyibatü lillah” diyordu Zat- ı Zülcelal’e.

Daha dünyadayken, dünyevi cismi ve libası ile mazhar olmuştu rü’yet-i ilahiyeye fahr-i alem Muhammed Mustafa Aleyhissalatu Vesselam.

Ve idrakten aciz olduğumuz bir hitap!

Âlemlerin Halık’ı, Zat-ı Zülcelâl irade-i ezeliyesinin marifetini arz eden Resulüne aracısız, direk, kimsenin vasıl olamadığı ve olamayacağı bir makamda “esselamü aleyke ya eyyühen nebiyyü” diyordu.

Artık “Bilinmeklik sırrı” tecelli etmişti.

Kendi dekaikaşina nazarıyla gördüğü zat-ı ulûhiyet ve rububiyetinin tecellilerini gayrın adına, gayrın en mükerreminde fahr-i alemin ubudiyetiyle müşahede etmişti.

Kerim olan Rab; “Allah ve melekler, resulüne salat ve selam eder. Siz de salat ve selamda bulunun” emriyle makamların en âlası, en zirvesi ve sadece Resul’üne mahsus olan ilahi sofra Makam-ı Mahmuddaki ikram-ı ilahi, mağfiret-i ilahi, marifet-i ilahi, rızk-ı Rabbanisine davet ediyordu ümmeti ve tüm insanlığı.

Makam-ı Mahmud sofrasına yapılan davete rahmet manasındaki salâvatla icabet ediyor ve onun şefaatini onun Rabbinden niyaz ediyoruz.

Allah’ım biz ikindi vaktinin kerahetindeyiz ve akşam çok yaklaştı, farkındayız. Bütün hulus-u niyet ve gayretimizle vadettiğin nurun tamamlanması için çalışıyoruz.

Sur-u İsrafil’e kadar hayırlı hizmetlerde istihdam olmayı rahmetinden umuyor ve yatsıyla kapanacak olan âlemin haşir sabahında Habibullahın sancağı altında dirilmeyi rahmetinden istiyoruz.

Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (asm) zerrat-ı kâinat adedince, yağmurların taneleri, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, şükürlü ve günahlı nefesler sayısınca, varlık bahrindeki tüm sesler, kokular, tatlar, zikirler adedince ona salat ve selam eyle.

Ahir ömrümüze kadar senin rızanı gaye-i maksat edip, din-i mübin-i İslama nur-u Kur’an’la hizmet edebilmeyi ve tahkiki imanla kabre girip lütf-u ilahinle ferahlanmayı nasib et, Allah’ım.

Bizleri ceddimiz için, neslimizi de bizler için amel defterlerinin kapanmamasına vesile olan hayırlı evlatlardan olup, razı olduğun kulların arasına ilhak eyle, ya Rabbi…

Amin, amin, elf-ü elf-ü amin…

Latest posts by İsmail Kartal (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.