Kelimelere hislerini koymak

MÜBAREK CUMA GÜNLERİNDEN birinde bize Japonca öğreten Japon hocamız sınav konumuzu açıkladı: “Kelimelere hislerini koymak”.

Ortalama 1,5 dakikayı geçmeyecek şekilde metin hazırlayıp hocaya kontrol ettirecektik. Ardından sınav vakti ezberden okuyup hocanın sorularına cevap vermemiz gerekiyordu.

Hayda bu konu da nereden çıktı derken beyin fabrikası hemen çarklarını çevirip çalışmaya başladı. Fırsat bu fırsat diyerek “ihlas” konusunu ele almaya karar verdim. Hazırladığım metnin bir kısmı böyle oldu:

“Kelimelere hisleri koymak tüm söz ve davranışlarımızda samimi kalpli ve dürüst olmaktır. Yine hayattaki her şeyde elimizden gelenin en iyisini yapmaktır.

Ve bana göre bu samimi kalbe en layık olan bu dünyanın yaratıcısı olan Allah’tır. Allah’ın sevgisini (rızasını) kazınıp Allah’a yakınlaşabilmek için yaptığımız ibadet ve tüm hareketlerimizi kalbimizi koyarak (ihlas ile) yapmazsak pek değeri yoktur. Allah’a karşı kalbimizi koyarak yaptığımız ibadetlerin değeri artar. Kalbimizi koyarsak sıradan basit hareketlerimiz bile ibadet olur. Bu noktada Allah’a imanın farkı ortaya çıkıyor. Herhangi birinin yapabileceği iyiliği Allah’a inanan biri yaptığında bu dünyada ölse de, bu dünya yok olsa da sonsuz bir şey olur. Basit olduğunu düşündüğümüz küçük bir şey önemli büyük bir şey olur…”

İlk metin kontrolünde “bu dünyada ölse de, bu dünya yok olsa da” kısmında takıldı Sensei’miz (Japonca öğretmen demek). İlk olarak kısıtlı ömürlü/fani dünya bitse de demiştim. Sensei ne demek istiyorsun deyince bir an kaldım. Yani o kadar kıyamet filmleri, teorileri varken… Nasıl biz öleceğiz bu dünya da ölecek şeklinde açıklamaya çalıştım. Sonra da yukarıdaki gibi düzelterek yazdık. Sensei’ye bu şekli daha iyi geldi sanırım.

Sonra da aynı yerin devamındaki “sonsuz bir şey olur” kısmını anlayamayıp sordu: “Nasıl sonsuz oluyor? Nereye gidiyor? Cennet’e? Allah’a? Allah’ın kalbine?” Allah’ın kalbi dediği an Sensei “Bir durun” dedim. Düşündüm ve düşündüm ama tam tatmin edici cevabı bulamadım kendimce.

Cennet’e gidiyor düşüncesi de ihlasa zarar verebileceği için Cennet’e gidiyor demek tuhaf geldi. Allah’a gidiyor demek de; kul devamlı havf ve reca arasında olmalı düşüncesinden tam doğru gibi gelemedi. Sonuç olarak “Dur bir Sensei, ben bu soruya cevap hazırlayıp tekrar geleceğim” diyebildim.

Abla, anne hatlarına başvurma sonucu “cevap metnimi”(!) hazırlayıp gittim Sensei’ye.

“Kim olursa olsun her insanın sonsuzluğu arzuluyor olması bu dünyanın ötesinde sonsuz bir dünya olduğunun kanıtıdır. Çünkü bu hissi Allah bizlerin içine koymasaydı hissetmemizin, bilmemizin imkânı yoktur.

Bir ustanın yaptığı makine düzgün çalıştığında memnun olması gibi, Allah yarattığı kâinatın hepsi, yarattığı amaca göre yaşadığında memnun olup herkesi (insan, hayvan, bitki vb.) daha güzel bir yere davet ediyor.

Öldükten sonra herkes yaşadığı hayata göre ödüllendirilir veya cezalandırılır. Allah’a inananlara Cennet’te ebedi mutluluk verilir. İnanmayıp kötü işler yapanlara Cehennem’de ceza verilir. Buradaki nüans herkes tek tek yargılanır. Allah’a inanmasa da bu dünyada adaletsizlik veya zulüm yaşayan kişiler de, inanıp da kötü işler yapan kişiler de ona göre yerlere gönderilir.

Son olarak Allah’a inanmasa da bu dünya için sıkı çalışan insanlara bu dünyanın mutluluğu tattırılır.”

“Cevap metni” getirmeme biraz şaşırsa da okuyan Sensei tam olarak anlamada yine biraz zorlandı. Ben kelime dağarcığımın daha pek gelişememiş olmasından dolayı basit dilli anlaşır bir metin yazdığımı düşünmüştüm ama mütalaamız sırasında Sensei ağır bir metin olduğunu söyledi. Sensei okuduktan sonra bir tur da cümleleri konuşarak anlatıyordum.

Herkesin kendine göre bir yere gönderilmesi kısmını okuyup “İnanmayıp zulme uğrayanlar Cehennem’e, inanıp kötü işler yapanlar Cennet’e” dedi bana bakarak. Anında atlayıp durumuna göre inanmayıp zulüm görenlerin ödüllendirilip inanıp kötü işler yapanların cezalandırıldığını söyledim.

Bir şekilde cevap metnini bitirdikten sonra iki yıl süresince misyoner okulunda çalıştığını ve konuşmamı daha kısa ve öz yaparsam daha etkili olacağını; misyonerlerden öyle etkili konuşanlar sayesinde bazılarının Hristiyanlığa girdiğini gördüğünü söyledi. “Sizde misyonerlik yok mu?” diye sordu. Gönlüm “Biz müşteri aramayız” demek istese de onu beceremeyip insanların genelde Kur’an, ezan, Risale-i Nur diye bir kitap gibi şeylerden etkilenip İslam’ı seçtiği; ancak yurt dışındaki camilerin İslam’ı anlatmak için bazı etkinlikler de düzenlediği şeklinde açıkladım.

Bu şekilde metin kontrolleri bitti. Sınavda sıram gelince sonsuzluğa dair olan kısım zor ve uzun olduğundan sormayacağını söyleyip sıradan işlerin nasıl ibadet olduğunu sordu. Bu soruyu bir şekilde bekliyor olduğumdan örnekler vererek açıklamaya çalıştım. “Uykumuz bile ibadet oluyor” deyince şaşırdı. Ve örneklerimden sonra “Böyle yaşayamadığında ne oluyor, ne hissediyorsun?” diye sordu. Ansızın sorguya çekiliyormuş hissi doğsa da havf ve reca arasından “Depresyona girmeden Allah’tan özür dileyip elimizden geleninin en iyisini yapmaya çalışıyoruz” dedim.

Her şey bittikten sonra en çok aklımda kalan kontrol süresince uygun cümleleri veya kelimeleri oluşturma konusunda “Müslüman olmadığımdan bilmiyorum” diyerek özür dileyen Sensei’di.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.