Ne güzeldir temizlik, istiğfar ve tevbe

Ne güzeldir temizlik, istiğfar ve tevbe

KİRLİLİK TÜRLERİNİN gün geçtikçe arttığı ve yaygınlaştığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir taraftan toprak, su, hava, görüntü, gürültü, ışık ve elektromanyetik kirliliklerin diğer taraftan da bilgi, ahlak, inanç gibi manevi kirliliklerin çoğaldığı ve derinleştiği bir asrın insanlarıyız. Bu ise hem bireysel hem de toplumsal anlamda kirlilik konusunda kimimizin arınma ve korunma çabasını tetiklerken kimimizin ise mevcut duruma alışma ve duyarsızlığına yol açmaktadır.

Günümüzde bazı kirlenmelerin güzel olduğunu savunan ve slogan haline getirenler var. Lakin ne şekilde olursa olsun kirlenmenin güzel olduğu iddiası bir oksimoron olmanın ötesine geçemez. Kirlenmek de bir hakikattir lakin aslolan temizlenmektir. Kirlilik temizliğin derecelerinin anlaşılması için bir vahid-i kıyasidir. Buna binaen güzel ve hayr olan temizliktir, temizlenmektir. Onun da ötesinde kirlenmeyi asgariye indirerek olabildiğince temiz kalabilmek değerlidir. Mümkün oldukça temizken (OKB vb. aşırılıklara kapılmadan) daha temiz olmanın yollarını aramak ise ne güzeldir.

Temizlik fıtridir. İnsanlığın ortak değerlerinden biridir. Hatta her canlının kendi kabiliyeti miktarınca temizlenmeye çalıştığı ve bundan hoşlandığı söylenebilir. Bunun da ötesinde aslında temizlik kâinatta hükmeden bir yaratılış kanunudur. Zerrelerden yıldızlara belki gayb âlemlerine kadar tüm varlık âleminde temizlik kanunu işlemektedir.

Bu intizam-ı acip içinde şu tanzimin kemâline bak ki bu koca kâinatı ter temiz medeni bir şehir, belki temizliğine gayet dikkat edilen bir güzel kasır, belki yetmiş süslü hulleleri birbiri üstüne giymiş bir hûri’l-în, belki yetmiş lâtif, zinetli perdelere sarılmış bir gül goncası gibi pâk ve temizdir.

Kuddüs İsmi

Allah ezeli kelamında اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ[1] diyerek hem maddi hem de manevi temizliğini önemseyenleri sevdiğini söyler. Resul-i Ekrem efendimiz (asm) de “Allah temizdir, temizliği sever[2] buyurur. Zira temizlik Kuddüs isminin bir tecellisidir. Manevi temizlik bakımından ise Kuddüs ismi Settar, Tevvab ve Gaffar isimlerinin burçlarında tecelli eder. Abdest almak, temiz elbiseler giymek, evimizin ve çevremizin nezafetine özen göstermek gibi akıl, kalp, ruh gibi latifelerimizin manevi temizliğine dikkat etmek de Kuddüs isminin tecellilerine ayna olmanın bir gereğidir. Günahlara karşı iffet ve takva kalkanlarıyla korunmaya çalışmak, günaha kapılınca ise hemen tevbe ve istiğfar etmek Kuddüs isminin ahlakıyla ahlaklanmak manasını taşır.

Tanzif ve Tathir Fiilleri

Bediüzzaman hazretleri Otuzuncu Lem’a’da Allah’ın çeşitli isimlerinin çeşitli fiillerini netice verdiğine dikkat çeker. Hakîm isminin tanzim fiili, Adl isminin tevzin fiili ve Rab isminin terbiye fiiliyle tecelli etmesi gibi Kuddüs isminin de tanzif ve tathir fiilleriyle kâinatta hükmettiğini vurgular. Buna misal olarak küçük kâinat olan insanda göz kapakları, kandaki alyuvar ve akyuvarlar ile nefesi örnek verirken büyük insan olan kâinatta da karıncalardan kartallara kadar birçok canlının “sıhhiye memurları” olarak vazifelendirildiklerine dikkat çeker. Zerrelerden yıldızlara kadar kâinatın her tarafında hükmeden temizlik hakikatinin muhteşem bir tasvirini sözlerine döker.

Tanzif ve tathir fiilleri zerrelerden yıldızlara kadar hükmettiği gibi ferşten Arşa, dünyadan ahirete tüm âlemlere nüfuz eden külli bir hakikattir. “Ervah-ı tayyibe” olarak nitelenen tüm melekler temiz oldukları gibi melekût âlemi de tertemiz, nâzif ve tâhirdir.  Kuddüs ismi ahiret âlemlerinde de ebedi olarak tecelli eder. Cennet saf, pak ve tertemiz bir saadet diyarı olduğu gibi Cennet ehli de her türlü kir, kusur ve günahtan arınmıştır. Cehennemin sayısız ehemmiyetli vazifelerinden biri ise külli ve muhteşem bir temizlik hakikatidir. Bu gamız hakikati Üstad hazretleri Meyve Risalesi’nin On Birinci Mesele’sinde şu veciz ifadesiyle nazar-ı dikkate sunmuştur:

Cehennem dahi hadsiz dehşetli adem ve hiçlik alemlerinin çok elîm neticelerini göstermek için o adem mahsulâtlarını kavuruyor. Ve o dehşetli Cehennem fabrikası sair vazifeleri içinde âlem-i vücud kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor.

İstiğfar ve Tevbe

Kirlenmenin değil temizlenmenin güzel olduğunun altını çizmiştim. Buna binaen günah işlemek değil günah işleyebilme istidadı ve imkânı olduğu halde bundan içtinap etmek eğer bir günahın girdabına girdiğinde ise gecikmeden tevbe ve istiğfar etmek güzel olandır. İnsanın her daim kendini hatalı, kusurlu, günahkâr bilmesi ve amellerine güvenmemesi faziletli bir tavırdır. Bu manada ezeli kelamda Hz. Yusuf aleyhisselamın toplum nazarında aklandığı anda nefsini tebrie etmemesi ve onu emmare bilmesinin tüm insanlığın ibret nazarına sunulması dikkate şayandır.

Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam günde yüz defa tevbe ettiğini söylemiştir.[3] Zira Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselamın hem kendisi hem de ümmeti için istiğfarda bulunmasını Kur’an ona emretmiştir.[4] Tüm peygamberler gibi ismet sıfatıyla mümtaz Efendimiz aleyhissalatü vesselamın bu özlü sözünden onun ümmetine ne derece düşkün olduğunu anlamakla birlikte bu beliğ ifadeden çıkarmamız gereken nice dersler vardır. Öncelikle istiğfar ve tevbe abdullah olmaktan kaynaklanan ehemmiyetli bir farkındalığın gereğidir.

Karanlığın derecesi nispetinde aydınlığın parlaması gibi insan da acz, fakr ve kusurunun karanlıklarıyla Allah’ın kudret, rahmet ve kemaline ayna olur. İstiğfar ve tevbelerimizin derecesi nispetinde nefsimizin karanlıklarında Esma-i Hüsna’nın nurani tecellilerinin mükemmelliklerini görebiliriz. Bu aynı zamanda her hayır ve kemali Allah’tan, her şer ve noksanı nefsimizden bilmenin farkındalığıdır.

Nefsimizin görmek istemediği her eksik, hata, kusur ve günahımıza karşı çok duyarlı olup görsek ve itiraf edebilsek bizim bir günde binlerce kez istiğfar ve tevbe etmemiz gerekecektir. Hatta bir anda binlerce günahın sistematik saldırılarına maruz kaldığımız dehşetli bir asırda istiğfar ve tevbelerimizin külliyet ve kuvvet kazanmasına da ihtiyaç söz konusudur. Adeta asrımızın azgın şeytanlarına karşı manevi istiğfar balistik füzeleri ve dehşetli tahribatlarına karşı da tevbe savunma sistemleri inşa etmeliyiz.

Nefsimizin ayıbını, günahını görüp istiğfar ve tevbe etmesinden çok daha zorları var: Başarı ve muvaffakıyeti kendimizden zannedip gurur ve kibir sarhoşluğuna düşmekten ne mertebe kurtulabiliyoruz? Nasr suresinde ders verildiği gibi başarı, zafer, muvaffakıyet anında ne derece istiğfar ve tevbe edebiliyoruz? Nisyana ve gaflete kapılıp küfran-ı nimete düşmeden acz, fakr ve kusurumuzu fark ederek ne mertebe şükür ve hamd edebiliyoruz?

Emek verdiğim, özen gösterdiğim, yeteneklerimi tam anlamıyla sergilediğim ve istediğim sonuçların ya da daha iyilerinin nasip edildiği işlerimde de beni büyük istiğfar ve tevbeler bekliyor. Ve hatta vaktinde, huzur, huşu, tefekkür ve tadil-i erkânla eda edebilme nimetine mazhar olduğum namazım gibi bana ihsan edilmiş her bir ibadetimde de beni ucb ve gurur kirlerinden arındıracak istiğfar ve tevbelere ihtiyacım var.

İmam Busîrî Kaside-i Bürde’sinde ne güzel söylüyor:  وَاسْتَفْرِغِ الدَّمْعَ مِنْ عَيْنٍ قَدْ اِمْتَلَئَتْ * مِنَ الْمَحَارِمِ وَالْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ  Haramlarla doldurulmuş göz midesini gözyaşı istifrasıyla temizleme ve pişmanlık perhiziyle de bu arınmayı muhafaza etmenin gerekliliği dile getiriliyor. Bu manada istiğfar manevi bir istifra olsa gerektir.

Bayezed-i Bistami’nin hikmetli sorusuna arifane cevap veren “mecnun” da istiğfar ve tevbe hakikatini çok veciz bir şekilde özetliyor:

On dirhem tevbe kökü ile on dirhem istiğfar yaprağı al. Bunları kalp havanına koy. Tevhid tokmağıyla döv. İnsaf eleğinden geçir. Gözyaşlarıyla yoğur. Aşk ve nedamet fırınında pişir. Böylece oluşacak olan macundan her gün beş kaşık al, hastalığından eser kalmaz.[5]

Hâsıl-ı kelam şerde eli çok uzun, hayırda ise eli çok kısa bir cüz’i iradem var. Cüz’i irademin şerde çok uzun elinin Cehennem’e uzanmamasını, hayırda çok kısa elinin ise Cennet’e erişebilmesini istiyorum. Bunun için ise Kader Risalesi’ndeki şu reçeteye sadık kalmalıyım:

Dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi istiğfar ve tevbe dahi meyelan-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.

__________________________________

[1] Bakara 2:222.

[2] Tirmizî, Edeb, 41/2799.

[3] Ey insanlar! Allah’a tevbe edip O’ndan af dileyiniz. Zira ben O’na günde yüz defa tevbe ederim. (Müslim, Zikir, 42)

[4] [Ey Muhammed!] Hem kendi günahın (zenbin) hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah’tan bağışlanma dile. (Muhammed 47/19); Müminlerin de aynı ahlakta olmaları Kur’an’da şöyle övülmüştür: Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin! (Haşr 59/10).

[5] Osman Nûri Topbaş, Faziletler Medeniyeti, (Erkam Yayımları, İstanbul: 2011).

Mustafa Said İşeri
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.