Ölümden korkmak mantıklı mıdır?

Gözlerini bir şekilde bu dünya hayatına açmış bütün canlıların karşısına çıkan en büyük ve en ciddi mevzu hiç şüphesiz ölüm hakikatidir. Sadece canlıların değil, bütün eşyanın kaçınılmaz olarak muhatap olacağı bir sondur bu. Herşey bir şekilde doğar, büyür ve ölür. Şekilleri ve süreleri farklılık gösterse de bütün mahlukat bu aşamalardan geçer.

Diğer tüm mahlukat gibi insanoğlu da bu acı hakikatten nasibini almıştır. İlk insandan bu yana bütün insanlar ölümün çirkin yüzüyle karşılaşmış, çevresinde hayatı sona eren bitki ve hayvanları görmüş, sevdiklerinin ölümlerini müşahede etmiş, bir gün kendisinin de öleceğini hissetmiş ve nihayetinde –şu an yaşamaya devam edenler hariç– ölümü tatmışlardır.

Ne var ki insanların ölümle olan ilişkisi diğer canlılardan çok daha farklıdır. Diğer canlıların ölümle olan ilişkisi yalnızca ölmekten ibaret iken, insanoğlu ölümü anlamlandırmak, ölümü hissetmek, ölümden kaçmak, ölmeyi istememek, ölümü öldürmek istemek gibi bir takım farklı yaklaşım ve duygulanımlarla ölüme muhatap olurlar. La Bruyere’in “Ölüm hayatın her anında kendini hissettirir, ancak sadece bir defa gelir. Onu idrak etmek, acısını çekmekten daha güçtür.” sözü bu bağlamda manidardır. İnsanlar ölüm vakitleri gelene kadar zaman zaman ölüm üzerine düşünür ve en önemlisi ölümden korkarlar. Bu korku bütün korkuların temelinde yatan ana korkudur. Ölüm korkusu, doğumdan itibaren var olan, hayat boyu devam eden, bütün korkuların temelinde yatan, karakter yapısının gelişiminde önem taşıyan, insanın artık varolmayacağının, kendisini ve dünyayı kaybedebileceğinin, bir hiç olabileceğinin farkındalığı sonrası gelişen bir duygudur. Delpierre’nin de ifade ettiği gibi sonuçta tek bir korku vardır, o da ölüm korkusudur.

“İnsanlar ölümden neden korkarlar?”, “Ölümden korkmak doğal mıdır?”, “Ölümden korkmak mantıklı mıdır?” gibi sorular zaruri olarak akla gelmektedir. Bu sorulardan bu yazının konusu itibariyle en önemlisi olan “Ölümden korkmak mantıklı mıdır?” sorusunun cevabını bulmak için sorgulamaya ilk sorulardan başlanmak zorundadır.

İnsan ölümden neden korkar? Ölüm olgusuyla ilgili yapılan psikolojik araştırmalar, ölüm korkusunun çok boyutlu bir korku olduğunu ortaya koymuştur. Bu korkunun mahiyetini anlamada en çok üzerinde durulan boyutları ise, bilinmezlik ve yalnızlık korkusu, yakınları yitirme ve ölüm anında ıstırap çekme korkusu, kişisel kimliği kaybetme ve ölüm sonrası cezalandırılma korkusu, denetimi yitirme korkusu, geride kalanlar için endişelenme ve yok olma korkusu ile değer verilen insanları kaybetme korkusudur. Erich Fromm’a göre, ahlaki bir problem olarak ele alınması gereken bu korkunun temel sebebi, sahip olduğu serveti ve bedeni kaybetme ile her şeyin bittiği bir sona gitme endişesinden kaynaklanır.

Ölüm korkusunun sebeplerinin mantıklı olup olmadığına geçmeden önce insanların ölüme bakışları arasındaki temel ayrımın yapılması konuya analitik olarak yaklaşılması adına önemlidir. İnsanlar ölüme bakışları itibariyle kabaca ikiye ayrılabilir. İlk kısım ölümü bir yokluk, hiçliğe giriş, bütün herşeyin yok olması olarak gören, yani öldükten sonra bir yaşamın olmadığına inanan insanlardır. Diğer grup ise ölümün yalnızca bedene mahsus birşey olduğunu savunan, ölümün bu hayattan terhis olmak ve farklı bir hayat formuna geçmek olduğuna düşünen, yani ölüm sonrası bir yaşamın olduğuna inanan insanlardır. Bu iki grubun ölüme karşı hissettikleri, kaygı ve korkularının ne kadar makul olduğu ayrı değerlendirilmelidir.

Öldükten sonra bir yaşamın olduğuna inanan insanlar, inançlarının kuvveti ölçüsünde, ölüm korkusunu oluşturan bir çok sebebin etkilerinden muaf hale gelirken, geri kalanlarının şiddetinde ise ciddi bir azalma meydana gelir. Böyle bir insanın yok olma, kişisel kimliği kaybetme, bilinmezlik ve yalnızlık korkusu duymasına gerek kalmaz. Zira bedenini bu dünyada bıraksa da farklı bir yaşama geçeceğine ve sevdiklerinden sonsuza kadar ayrılmayacağına dair inancı vardır. Ancak bu tarz bir dünya görüşüne sahip bir insanın ölüme dair bütün korkuları tam anlamıyla izale olmamakta, hatta yeni korkularla karşı karşıya kalmaktadır. Mesela bir kişi öldükten sonraki yaşama inansa da geride kalanlar için endişe duyar, sevdiklerinden ebedi olarak ayrılmamış olsa bile muvakkat bir ayrılıkla yüzyüzedir. Ayrıca ölüm anındaki çekilebilecek olan ızdırap hâlâ karşısında durmaktadır. Öldükten sonra cezalandırılma ihtimali de inançlı kişinin ölüme karşı bir korku geliştirmesi adına önemli bir saiktir. Bütün bu zikredilen sebeplere göre, ölüm ötesi yaşama inanan bir insan -her ne kadar inançsız bir insana göre daha ümitli ve kalben rahat olsa da- ölüm korkusundan tam anlamıyla kurtulamaz.

Peki bir insanın inancı ne kadar gerçekçi ve ne kadar güçlü olabilir? Allah’a ve ölüm ötesi yaşama kesin olarak inandığını söyleyen bir insanın bu noktada hiç şüphesi yok mudur? Şüphesi varsa bu durum belirsizliği arttırdığından ötürü insanın ölüm korkusunu arttıran bir unsur olmaz mı? Zaruri olarak böyle olması gerekiyor. İşte bu yüzden bu tür inançlar –doğru olsun ya da olmasın- ancak kuvveti ölçüsünde insanları ölüm korkusundan azade eder. Ve hatta kişiyi ölüme dair bütün korkulardan dahi kurtarabilir. Çünkü inanılan aşkın gücün kuvvetinin ziyadeleşmesi nisbetinde, ölüm öncesi, ölüm anı, ölüm sonrası ve ölümden etkilenen herşeyin yaşadığı süreç bütünüyle belirsizlikten kurtarır. İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Zaten insanı ölüme dair korkutan her şey, yukarıda zikredilen örneklerdeki gibi, olumsuz durumu yaşama ihtimalidir. İnanç ile bu ihtimallerin ortadan kaldırılması nisbetinde ölüm korkusu azalacaktır.

Ne var ki insanlar her ne kadar çeşitli inançlara sahip olsalar da, öldükten sonraki yaşamı kesin bir şekilde ispat edemedikçe, bu inanç kişinin sadece kendisin kandırması gibi bir durumu ortaya çıkarabilir. Bu dünya yaşamında bunu ispat etmek mümkün olmadığı için de sonuç net değildir. Bu yüzden ölüm korkusunu tamamen ortadan kaldırması mümkün görünmemektedir.

İnançsız insanlar ise ölüm korkusunu farklı açılardan hisseder. Mesela inançsız bir insan öldükten sonra bir azap çekebileceği endişesini ancak ihtimal olarak taşır. Bu kişinin zihninde azap çekebileceği çok ama çok zayıf bir ihtimaldir. Onun ölüm korkusunu oluşturan dinamikler inançlı insana göre daha farklıdır.

İnançsız bir insan için ölümün bir korku kaynağı olmasının en önemli sebeplerinden birisi sonsuz bir yokluğa atılan ilk adım olmasıdır. Bu dünya hayatıyla varlık sahnesine ilk adımını atan “ben” ölümle birlikte artık yol olacaktır. Kişi ölümüyle birlikte kendisinden ebedi olarak ayrılacaktır. Bütün keyiflerin kaynağı, bütün hazların menbaı olan bu dünya onun ölümünden sonra devam edecek olsa bile, onun için artık yok olmuş olacaktır. Bu ölüm olayı sadece dünyayı değil, meftun olduğu bütün sevdikleriyle arasında bir daha asla kapatılamaz bir boşluk oluşturacaktır. Bu hayatta en fazla değer verdiği insanlar ile bir daha asla bir araya gelemeyecek, onlardan haber alamayacaktır. Bu dost ve ahbapları ile arasında oluşan ayrılık, yalnızca kendi ölümüyle değil, dostlarının ölümlerinde de gerçekleşen dayanılmaz bir acıyı ortaya çıkarır. Mesela ruhu kadar sevdiği evladını kaybeden bir anne, evladıyla bir daha görüşemeyeceği düşüncesine dayanamaz. Bu gibi elemler ile her daim karşılaşan insan ruhu bu düşünceleri zihninden uzaklaştıramaz. Bu şekliyle ölümü her şeyden ayrılık olarak gören bir insan, kendisini her şeyden ayrı koyacak ve ne zaman geleceği dahi belli olmayan ölümün gelmesinden gayr-i ihtiyari korkar.

Bu gerçekler insanların hoşlanmadığı ve kurtulamadığı şeylerdir. Ancak insanlar bunları düşünmez ise problem ortadan kalkmayacak mıdır? Mesela Yunan filozof Epikür’ün “Ölüm bizi endişelendirmemeli. Çünkü biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur. Ve ölüm geldiğinde biz olmayacağız” ifadelerini hayat felsefesi kabul eden bir insan ölüm korkusundan kurtulamaz mı? Epikür’ün bu tutumunu Alfred Weber ölüm korkusu ve onun doğurduğu endişelerden kurtulmak için ürettiği bir “maskeleme” gayreti olarak tanımlar. Zira bu felsefe teorik olarak başarılı sonuçlar verse de pratikte insanların korkularını aşmalarını sağlayamaz. Çünkü ben varsam ölüm yok kısmı gerçeği ifade edemiyor. Geçmiş ve gelecek arasında köprü vazifesi gören akıl ölümü her daim bugüne taşıyor. Sevdiğim herşeyden bir anda kopacak olmak hayatteyken insanı ölümden korkutuyor. O yüzden ölümü hayattan çıkartmak mümkün görünmüyor. Dünya üzerinde hergün yüzbinlerce insanın öldüğünü bilen, her gün onlarca farklı mahlukun hayata veda ettiğine şahit olan, sevdiklerini teker teker kaybeden insan ruhu, ölümü düşünmeden yapamaz. İnsaniyet sayesinde onca dostunun ebedi ölümlerinden gelen elemler ve bütün sevdiklerinin ölüm celladıyla hiçliğe atılacak olması onun rahat etmesine ve ölümü düşünmemesine fırsat vermez. Çünkü insan yapısı itibariyle geçmiş ve gelecek hayatıyla sürekli bağlantı halindedir. İnsanın, geçmişten gelen acıları ve gelecekten gelen endişeleri başından kovabileceğini zannetmek ve sıkıntıdan kurtulması için bunu öğütlemek, insanın fıtratına uygun bir yaklaşım olamaz.

Ayrıca ölüm korkusundan kasıt “ölü olmak” (being dead) ise, Ebu Bekir er-Razi’ye göre ölümü yokluk olarak görenlerin zaten ölümden korkmalarına sebep yoktur. Yoklukta elem ve ızdırab olmayacağına göre ölüm korkulacak bir şey değildir. Ancak burada bireyin korkmasını sağlayan durum, öldükten sonra yok olacak olması değil, yok olacak olduğunu bilmesi ve bu durumu değiştirmek adına elinden hiçbir şey gelmemesidir. Bu insanoğlunun içinde bulunduğu tahammül edilemez bir durumdur. Çünkü varlığı bir kere tatmıştır. Ruhu ve vicdanı için yokluk seçenek olmaktan çıkmıştır. İnsanın kendinden ebedi ayrılacağı fikri iç karartıcı, ruhu boğan bir inanıştır. Zira ölüm ile yaşayacağı ayrılık varoluşsal bir kaygıyı oluşturmaktadır.

İnsanoğlunun ölüme dair korkusunu oluşturan diğer bir unsur ise maddeten yok olacağı gibi manen de yok olacak olmasıdır. Bu düşünce inançlı bir insan için geçerli değildir. Çünkü ölüm ötesi yaşama inanan bir insan için yok olmak söz konusu değildir. Belirli bir süre ismi unutulsa da nihayetinde farklı bir yaşam şeklinde tekrar yaşıyor olacaktır. Bu sebeple inançlı bir insan unutulma ve tamamen yok olma korkusunu hissetmez. Ancak durum inançsız insan için böyle değildir. İnançsız bir insan maddeten yok olacağı, sevdiklerinden, dünyadan, bütün lezzetlerden ayrılacağı için çektiği sıkıntının yanısıra manen yok olacağını da düşünmesi onun ruhunu iyice boğar. İnsan en azından isminin unutulmamasını ister. Tarihsel süreçte gerçekleşen birçok hadise -ismen dahi olsa- insanoğlunun ölümsüzlüğü elde etme çabasını izhar eder. Çünkü inançsız Schmidt’in söylediği “Ben öldüğümde ve beni tanıyan herkes öldüğünde, hiç yaşamamış gibi olacağım. İnsanların hayatını değiştirecek hiç bir şey yapamadım.” hakikatinin bilincindedir. İşte bu tamamen yok olmak fikri ölümün inançsız insanı korkutmasının altında yatan önemli sebeplerden birisidir.

Bütün bu değerlendirmeler neticesinde, ölüm ötesi yaşama inanmayan bir insanın ölümden korkmaması insani özellikler ile bağdaşamaz görünmektedir. Farz-ı muhal ölümden korkmanın mantıksız olduğuna dair bir sonuca ulaşılsaydı dahi bu insanı tamamen rahatlatmazdı. Zira insan sadece mantığın hükümferma olduğu akıldan ibaret olmayan, aynı zamanda duyguların etkili olduğu bir mekanizmadır. Dolayısıyla hayatın bir yerde noktalanacağı düşüncesi, bireyi duygusal ve bilişsel olarak huzursuz eder. Kezalik bütün sistemin aşkın bir gücün kontrolünde olduğuna inanan bir insanın da ölümden korkması için hiçbir sebep olmamalıdır ve böyle bir insanın ölümden korkması mantıklı değildir.

Bibliyografya:

Yazoğlu, Ruhattin, İmamoğlu, Tuncay, “Mevlana düşüncesinde bir ölümsüzlük tecrübesi olarak iradi ve doğal ölüm”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları ve Enstitüsü Dergisi, Sayı: 34, Erzurum, 2007.

Karakuş, G., Öztürk, Z., Tamam, L., “Ölüm ve Ölüm Kaygısı”, Arşiv Kaynak Tarama Dergisi 2012; 21(1) : 42-79.

Karaca, Faruk, Ölüm Psikolojisi, Beyan Yayınları, İstanbul, 2000.

Sema Yılmaz, “Çocuklarda ‘Ölüm Kaygısı’nın Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi” Bilimname XXV, 2013/2, 169-189,
http://isamveri.orh/pdfdrg/D02237/2013_2/2013_2_YILMAZS.pdf

Fromm, Erich, Kendini Savunan İnsan, Çev. Necla Arat, İstanbul, 1982, s. 177.

Epicurus. BrainyQuote.com, Xplore Inc, 2015.
http://www.brainyquote.com/quotes/quotes/e/epicurus163458.html, accessed June 11, 2015

Hökelekli, Hayati, Ölüm ve Ölüm Ötesi Psikolojisi, U.Ü.İ.F.D., Bursa-1991, S. 3, C. 2, s. 156.

Saruhan, Müfit, “İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi”, AÜİFD, 47, 2006, sayı 1.

http://www.aktuelpsikoloji.com/prof-erol-goka-uc-farkli-olum-korkusu-var-13237h.htm, 30.01.2013 adresinden alınmıştır.

Koç, Mustafa, “Ölüm Korkusu Üzerine Kuramsal Açıdan Psikolojik Bir Değerlendirme”, S.Ü.İ.F.D, 6, 2002. www.ifdergisi.sakarya.edu.tr/article/download/1052000228/105200020

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım