Said Nursî’yi anlamak

Said Nursî’yi anlamak

SAİD NURSÎ bir dehaydı; hem maddî hem de manevî anlamda bir deha. Birinci Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde Ruslarla can siperâne savaşırken bir yandan da Kur’ân’ın lafızlarındaki en ince esrara kadar nüfûz etmeye çalışan bir tefsir yazıyordu. İnsanlık tarihindeki en dehşetli dünyevî hâdise bile ona asıl gayesini unutturamamıştı.

Yaşı ellilere dayandığında, geride bıraktığı hayatını Eski Said nitelemesiyle eleştirel bir değerlendirmeye tâbi tutacak kadar açık yürekliydi. Bu niteleme eski hayatını tamamıyla yanlış bulduğu anlamına gelmiyordu muhakkak. Eski Said döneminde edindiği ilim Yeni Said’in risalelerine basamak olacaktı üstelik. Ancak hem iç dünyasında yaşadığı bazı fikrî inkılâplar (katre-reşha dönüşümü, Kur’ân’ın tam merkezîleşmesi vb.) hem de dış dünyada yaşanan büyük siyasî tahavvüller (yeni rejim, küresel dünya vb.) onu ister istemez yeni bir metod arayışına sürüklemişti.

Bu arayışın bir meyvesi olarak ortaya çıkacak olan Risale-i Nur isimli tefsiri, aslında bütün insanlığın manevî yaralarına devâ olacak bir ontolojik inşâ çabasıydı. Değil sadece Nur talebelerine, bütün ümmete hatta bütün insanlığaydı hitabı. Hayatını anlamlandırma, ölüm gerçeği, ayrılık acısı, kâinatın yorumlanması, cennet ve cehennem gibi meseleler belli bir zümrenin meselesi değildi ki insan olarak yaratılan herkesi ilgilendiriyordu. Kur’ân bütün asırlarda yaşamış olan bütün insan tabakalarına hitap ettiği gibi o da tefsirini bütün insanlık âlemine yazmıştı.

Bütün hayatının şahadetiyle ne manevî karizması yoluyla takipçi toplamak ne de kendisine Bedüzzaman lakâbını verdiren dâhiyane ilmiyle kamuoyunda sivrilmek gibi bir niyet taşımaktaydı. Zaten birinci dersi şuydu: “Ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Kendine bir kurtarıcı rolü biçmiyordu. Nefsinin yaralarına merhem olacak hakikatlerle önce kendini tedavi ediyor, bu devalar benzer yaralardan muzdarip halk arasında daha sonra fıtrî olarak intişar ediyordu.

Hem yazılan eserler, risaleler –ekseriyet-i mutlakası– hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, ruhumdan tevellüt eden bir hâcete binaen, âni ve def’î olarak ihsan edilmiş. Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit demişler: “Şu zamanın yaralarına devadır.” İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.

Mektubât

Tartıştıran ve ayrıştıran fer’î meselelerden uzaktı. Onları önemsiz gördüğü için değil esas imânî meseleler arka planda kaldığı için bu tercihte bulunmuştu. Bütün mesaisini Kur’ân’ın imânî hakikatlerinin tahkik ve neşrine tahsis etmişti. Bu da bütün ümmetin hatta bütün insanlık âleminin acil ihtiyacıydı ona göre.

Dâhilde tarafgirâne adâvet ve münakaşalara vesile olan fürûatı değil, belki bütün nev-i beşerin en ehemmiyetli meselesi olan erkân-ı imâniyeyi ve beşerin medâr-ı saadeti ve umum İslâmın esas ve râbıta-i uhuvveti bulunan Kur’ân’ın hakaik-i imaniyesini bulmak ve muhtaçlara buldurmaya hayatımı vakfettim.

Barla Lahikası, Takdim

Onu anlayan ve esas kabul ettiği iman davası yolunda hırz-ı cân eden yüz binler oldu. O zor şartlar altında dahi inanılması güç keyfiyette hizmetler yapıldı, yaptırıldı. Maatteessüf bu Kur’ânî inşâ bütün ümmet-i Muhammed’e (asm) ve tüm insanlık âlemine bir türlü mâl edilemedi. İnsan denen varlık parçalarda boğulmaya meyyaldi bir kere. Kimi sakalsızlığına takıldı, kimi Kürd oluşuna. Kimisi onu skolastik bir medrese hocası sandı kimisi de Şeyh Said ile karıştırdı. İngilizlerin İstanbul’u işgal yıllarında yazdığı Hutuvât-ı Sitte isimli eseriyle İngilizlere karşı kelle koltukta bir fikrî harp yürüttüğü halde onu İngiliz ajanlığıyla itham edecek kadar ileri gidenler dahi oldu. Belki de nefis ve enaniyetten beslenen taassupların aşılamaması ekser bahanelerde merkezî rolü oynadı. Velhâsıl bahanelerin ardı arkası kesilmedi, şeytanın taktikleri hep işledi…

Bunlar da yetmedi. Onun yoluna mensupmuş gibi görünüp devlete sızmaya çalışanlar, onun şeytandan kaçar gibi kaçtığı siyasî atmosferin en dibine kadar gidenler ve nihayetinde patlak veren hâdiseler yüzünden onun açtığı Nurlu yol “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında topuz darbeleriyle kirletildi, meselenin özüne vâkıf olamayan bîçare halkın zihnine bir perde daha çekildi. Hâlbuki bu durum Said Nursî’nin en çok endişe ettiği hallerden biriydi. “Gafil insanlar nazarında o hizmet-i imaniyeyi hariçteki kuvvetli cereyanlara tâbi ve âlet telâkki etmek ve yüksek kıymetlerini umumun nazarında tenzil etmek endişesini hep taşımıştı. Yazdığı mektuplarda bu konuda sayısız uyarılarda bulunuyor, âdeta feryad figan ediyordu. Onu bu endişesinde sonuna kadar haklı çıkarır, feryadını hiçe sayarcasına yaşanan olaylar neticesinde, Nursî’nin kıtaları ve çağları aşan imânî ve insânî inşâsı gene arka planda kaldı, ucuz tartışma programlarının çene çalma konusu yapıldı, yapılıyor…

Ancak Allah her şeye kâdirdir. O zât-ı mübareke çok zor şartlar altında dahi bu nurânî eserleri nasıl nasip ettiyse, bu eserlerdeki elmas-misal hakikatlere yana yakıla muhtaç olan kalplere de bir vesileyle ulaşacak, susuzluktan kıvranan ve arayışta olan ruhlara âb-ı hayatını içirecektir.

Ülfetten sıyrılıp içinde yaşadığımız âleme bir bakalım. En sert kışların ardından en güzel baharların gelebildiği, gecenin en koyu vaktinin içinden aydınlık sabahın çıkabildiği, simsiyah, kupkuru odunlara rengârenk çiçeklerin, sulu sulu meyvelerin takılabildiği bir “hârikalar diyârı” bu âlem. Böyle bir âlemlerin Rabbinden şartlar ne kadar kötüleşse de bir gün Risale-i Nur’u layık olduğu mevki-yi muallâya ulaştırmasını beklemek temelsiz bir beklenti olmasa gerek. Hakikatsiz zihinler, maddede boğuşmuş akıllar, sefahatte çürümüş kalpler onun derdini anlamasa da Risale-i Nur’u lâyıkıyla anlayarak iman ve Kur’ân davası yolunda tahkikî imanla mücâhede eden bir nesl-i cedîdi rahmet-i ilâhiyeden bekleyebiliriz. Bunun için kavlî ve fiilî duacı olalım, hiç olmazsa engel olmayalım…

Tâ ki hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!

Abdülhamid Karagiyim
Share

One thought on “Said Nursî’yi anlamak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: