Ejderhama mektup

Bir yandan olan bitenleri anlamlandırmaya yani okumaya çalışırken içinde bir tohum olan “ümid”i “yeis”in çürütmesine engel olmak zorun en zoru diye düşünüyorum bugünlerde. Her şeye rağmen bir mümini hayata bağlayan ümit ve geçmişte verdiği sınavları hatırlamak olsa gerek. Her devrin bir acı çekeni, ızdırap duyanı olması gerektiğini düşündükçe içinde filizlenen “ümit” en büyük nimet. Nimeti nimet bilmekse bütün nimetlerin sahibini tanımak anlamına geliyor.

İçimizdeki ümidin yeşermesine engel olan, vücudumuzu tamamıyla eline geçiren virüsü yeis olarak adlandırmamız doğru olmakla birlikte “Yeisi intaç eden de nedir?” diye düşünmemiz gerekiyor. Bediüzaman Said Nursi’nin de İslam alemini geri bırakan hastalıkların arasında saydığı yeisin kaynağı ve bu virüsü adeta bütün Müslümanlara bulaştıran nedir sorusu da ayrı bir soru. Virüsler nasıl bulaşır? Ya da yeis virüsü bulaşıcı mıdır? Yeis virüsünün hava yoluyla bulaştığını iddia ediyorum. Evet sadece iddia edebiliyorum çünkü başka hiçbir delilim yok. İnsanların halet-i ruhiyelerinin birbirine tesir ettiğini herkesin kendi aleminde keşfedebileceğini düşünüyorum. Başarılı ve kendine güvenen bir insanın yanında dünyayı kurtarabileceğini bile hayal edebilen insanoğlu ümitsiz ve bedbaht birinin yanında yok artık bizden olmaz konumuna gelebiliyor. Evet tek sorunumuz kendi kendimize bile destek olamamak ve içinde bulunduğumuz hali kabullenerek kendi köşemize çekilmek.

***

Üç gündür beni rahatsız eden misafirimle (baş ağrısı) birlikte ene bahsini okurken Ramazan aynın o manevi ikliminden olsa gerek her cümlesini tekrar tekrar okuduğumu fak ettim. On bir aydır asli vazifelerini yaptıramadığımız latifelerimiz belki de Ramazan ayının ilk gününden itibaren canlanmaya başlamışlardı. Yer yer her zaman olduğu gibi Bediüzzaman beni çok şaşırtıyor bazen de tebessüm ettiriyordu. Sözler adlı eseri okumak her seferinde ilk kez okuyor gibi okumak ve üzerine aldığın notları niye aldığını bile hatırlamamak… Ve bazen çok özel derslerden, hoş sohbetlerden kalan notları tebessüm olarak karşılamak dünyanın en güzel nimetlerinden biriydi. Hayalen geçmişteki o meclise gitmek ve o meclisin o konuşmaların ebediyete intikal ettiğini anımsamak da bir o kadar tebessüme değerdi.

Şimdi konuyu burada kesip her insanın içinde bulunan ve vücudunu işgal etmeye hazır olan ejderhadan bahsetmek istiyorum. 30. Söz’ü okurken bile aklıma yaramazlık gelebiliyor diye bazen kendi kendime gülüyorum. Özgür ve hür irademi kullanarak biraz saçmalıyorum ve Bediüzzaman’ın yerinde olsaydım 30. Söz’e “Ejderhanı nasıl eğitirsin?” başlığını koyardım diyorum. Neyse işin latifesi ama…

Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken mahiyeti bilinmezse tesettür toprağı altında neşvünema bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi vücud-u insanı bel’ eder. Bütün o insan, bütün letaifiyle adeta ene olur. Sonra nev’in enaniyeti de bir asabiyet-i nev’iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip o ene, o enaniyet-i nev’iyeye istinad ederek şeytan gibi, Sâni-i Zülcelal’in evamirine karşı mübareze eder.

Herkesin fıtratında büyümeye ve vücudunu ele geçirmeye meyilli olan bir ejderhadan bahsediyor Bediüzzaman Said Nursi. Öyle bir ejderha ki büyüdükçe emanete hıyaneti kolaylaştırır. Bütün sırlardan seni mahrum bırakır. Hem kainatın sırrından, hem Kur’an’ın hem de küçük bir kainat olan insanın sırrından mahrum bırakır. Mahrumiyet nedir bilir misin? Bunlardan mahrumiyet iki cihan saadetinden mahrumiyet demektir. Nasıl cesaret edebilirsin her şeyi kendi nefsinin renkleri ile boyamaya? Nasıl cesaret edebilirsin “Ne güzel yapılmış” yerine “Ne güzeldir” demeye?

İçimdeki o büyümeye meyilli ejderhaya yani eneye seslenmek istiyorum. Var gücünle çalışıyorsun beslenmeye, beslenecek kaynaklar da buluyorsun, küçük başarılar buna kaynaklık ediyor belki de… Bazen de başarısızlıkların buna kaynaklık ediyor da olabilir. Başarının kim tarafından verildiğini bilmemen de bütün başarısızlığının sebebinin yeterince gayret etmemekten kaynaklandığını da düşünmene sebep olabilir. Bu da yine hakiki halk edenden uzaklaştırır seni. Bütün bu şerait altında küçük dağları ben yarattım edasına bürünmen de küçük bir firavuncuk, nemrutçuk olmaya aday olduğunu gösteriyor. Seçim tam olarak senin ya Cenab-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfat ve esmalarının hudutsuz olduğunu gösteren ve sana emanet olarak verilen eneni bir vahid-i kıyasî bilip nübüvvet yolunu tutturursun ve sevimli bir ejderha olarak kalırsın ya da dalalet derelerinde yuvarlanmaya devam edip iki cihanı da kendine cehennem edersin.

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım