Yaşayan hikayeler

Değişimler kolay değil. Cenab-ı Hakk’ın kudreti gereği bir şeyi yoktan var etmek ya da değiştirmek istediğinde bunu yapması ne kadar suhuletli ise insanoğlu için de değişmek bir o kadar zaman alan ve zorlayan bir süreçtir. Bu süreç kabz ve bast hallerini içerir. Bu konu bir başka yazıda dile getirilecek olsa da bu yazı için iyi bir başlangıç olabileceğini düşündüm. İyi başlangıçlar her zaman başarıyı, iyiyi ve güzeli getirmese de bugün Risale-i Nur’dan aldığım dersle neticeler iyi olmasa hatta zahiren kötü olsa dahi bu neticeler adedince de hayırlar olabileceği aşikar.

Yeni şeyler düşünmediğin, yeni bir kelime öğrenmediğin, farklı bir cümle kurmadığın her gün yok hükmündedir açıkçası. Bunun ruhta meydana getirdiği tarif edilmez acı da insaniyet sıfatını koruyan her insanda görülmektedir. Böyle bir hengamede zihnimizi aldatılmak ve aldanmak fiilleriyle sıkça meşgul ederken On Beşinci Söz’ün Zeyli’nde karşılaştığımız bir ayet-i kerime belki yeni şeyler söylememize vesile olur diye umut ediyoruz. Aslında Sözler adlı kitabı her okuyuşumuzda derin bir ilimle muhatap olmanın zorluğunu yaşadığımız da doğrudur. Hakikatin hakikat olduğunu bildiğimiz halde hakikate kayıtsız kalabilmenin verdiği acı ve vicdan sızısı da tarif edilemez. Gerçi bütün bunlar hala tamamıyla bozulmamış bir vicdan ve kalbin olduğuna delil olsa dahi…

On Beşinci Söz’ün Zeyli dedik ya… “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır? (Zümer, 39/32.) Ve buradan sonra yazılamayacak, daha önce aklından geçirilmiş sözler var… Belki bir gün gerisi gelir. Tam bir tıkanma hali.

Ve diğer bir konu. Sıkça düşündüğüm. Geçmişle yaşamak. Yeni şeyler üretememek. Yeni fotoğraflar çekilememek ne de sıkıcı olsa gerek. Anıları, hatıraları elbette hatırlamanın bir hikmeti vardır. Rabb-i Rahim o güzel günleri de düşündürerek isimlerinin tecellisini gösteriyor. Mesela hiçbir şeyi unutmayan ve her şeyi hıfz eden Hafiz isminin yansımasını gösteriyor. Böyle olduğunda güzel. Lakin bunun başka psikolojik arka planları da vardır diye düşünüyorum. Bazen psikolog gibi mi konuşuyorum acaba? Yok değilim, öyle de konuşmuyorum ama düşündüklerimi söylemekten beni hiçbir güç alıkoyamıyor. Bunun arka planı ben yeni bir şey üretemiyorum, yeni gezmelere gidemiyorum ve size gösterecek bir şeyim yok da olabilir. Bunun kötü tarafı ve beni yeni şeyler üretmekten alıkoyabilir. Yani söyleyeceğim şu: Hayatın her anını, geçmiş olan geçmişi de ve yaşadığımız şu anı da ahiret yurdu için fırsata dönüştürme ihtimalimiz var. Yani bir ihtimal daha var.

Bütün bunların yanında son günlerde yine sıklıkla düşündüğüm bir hikaye. Herkesin bir hikayesi var. Hikayem, hikayesi, hikayemiz, hikayen… Bazı hikayelerse büyük başarıları barındırıyor çekirdeğinde. Peygamberler, evliyalar, asfiyalar, alimler bana göre en büyük başarı hikayelerini yazan ve tamamlanmamış hikayeleri olan zatlar. Ve onların hikayesini onların izinden gidenler tamamlayacak ve bu hikaye kıyamete kadar sürecek. Her giden mürşidin ardından yeni gelen insanoğlu bir mürşid aramamış mı? Hikaye devam ediyor…

Bir faninin bir başarı hikayesini izledik geçtiğimiz günlerde. ABD’de doktora öğrencisi olan Burçin Mutlu Pakdil, sonradan adı verilen ve eşine çok az rastlanan çift halkalı bir galaksi keşfetti. Onun videosunu izledikçe, gözlerindeki ışıltıyı ve yüzündeki tebessümü gördükçe başarının hikmetlerini düşünmeye çalıştım. Sorguladım. Neden bu kadar mutluydu Gülçin? Başarı ne anlama geliyordu? Adını bir şeylere vermek ne anlama geliyordu? Bütün bu soruların cevabını henüz bulamasam da hikmet boyutunda bir değerlendirme yapmak zorunda hissettim kendimi. Başarının ancak O’nun sayesinde ve O’nun izni dahilinde verildiğini bilmek kadar huzur verici bir şey olamazdı hayatta. Ve şükrettim bugüne kadar kazandıklarıma da kaybettiklerime de…

Bugünlük bu kadar. Yazılamayan cümlelere de şükretmek gerekiyor. İzin vermeyen O’na şükürler olsun.

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım