“Hüvesi hüvesine” hatıralar meselesi

“Hüvesi hüvesine” hatıralar meselesi

Hafıza-i beşerin nisyan ile malul olduğunu herkes kabul eder. Bu gerçeğin bir bağlama nispetle kabulü ise o kadar kolay değildir. Bazı hafızaların adeta nisyandan mukaddes olduğu zannedilir. Bu hafızalar ne unutur ne de yanlış hatırlama riski taşır kimilerine göre. Yaşanan hadiseler ve hatıralar o hafızalara tam olduğu gibi kaydedilmiştir; tam olduğu gibi kaydedildiği için de olduğu gibi nakledilirler. Oysa kaydetmek de, kaydedilenleri hatırlamak da noksanlıklarla maluldür.

Toplumsal Hafıza: Hatırlamanın ve Unutmanın Sosyolojisi isimli eserinde Faruk Karaarslan konumuzla da ilgili önemli tespitlerde bulunur. Hafızayla ilgili yapılan psikolojik araştırmalardan bahseden Karaarslan öğrenilen bir şeyin tamamıyla unutulmuyor ya da tamamıyla hatırlanmıyor olmasının bunlarda vurgulanan en temel husus olduğunu ifade eder. Bir diğer ifadeyle unutmalarımız da, hatırlamalarımız da mükemmel değildir: “Her unutma, hafızada birtakım kalıntılar bırakırken, her hatırlama öğrenilenin olduğu gibi hatırlanması anlamına gelmemektedir.[1] Hatırlama ve unutma mekanizmasının nasıl işlediğine dair ise şu değerlendirmeleri yapar:

Öğrenilen unsur, hafızada var olan mevcut veriler ile ilişkilendirildiğinden dolayı hafızaya girdiği andan itibaren kendi gerçekliğinden kopar ve hafıza içindeki diğer verilerle kaynaşarak yeni bir gerçeklik halini alır. “Geçmişte başımıza gelenler gündelik hayatımızda yaşadığımız olayları değerlendirme biçimimizi belirler, anılar olayları nasıl deneyimlediğimizin kanıtlarıdır, olayların kendilerinin kopyaları değil. Deneyimler, bağlantıları dünyayla önceki karşılaşmalar tarafından biçimlendirilmiş olan beyin ağları tarafından kodlanır. Önceden var olan bu bilgi, yeni anıları nasıl  kodladığımızı ve depoladığımızı güçlü bir biçimde etkiler ve böylece o anla ilgili hatırlayacağınız şeyin doğasına, dokusuna ve hatırlamanın kalitesine katkıda bulunur” (Schachter, 2010, s. 22.) (...) Aynı şekilde bir veriyi hatırladığımızda, onu salt hafızamıza kaydettiğimiz gibi hatırlamamızın da imkanı yoktur. Çünkü o veriyi hafızamıza kaydetmemizin hemen ardından birçok veriyi ister istemez hafızamıza kaydetmişizdir ve bu kaydedilen her bir veri, zihnimizde yeni bağlamlar oluşturmuştur. Tüm bu yeni bağlamlar, veriyi hafızamıza kaydettiğimiz bağlamıyla birlikte hatırlamamıza imkan vermez. Bu sebeple her hatırlama aslında yeniden inşa etme anlamına gelmektedir.[2]

Risale-i Nur cemaatlerindeki hatıralar meselesini de bu çerçevede mütalaa edebiliriz. Bediüzzaman’dan nakledilen hatıraların doğru anlaşılması için hatırlamanın ve unutmanın mahiyetini kavramak gerekiyor. Aksi takdirde son derece öznel anlayışların ve hizmet tarzlarının “hüvesi hüvesine” Bediüzzaman’dan aktarıldığını zannedebiliriz. Bu zan ise dinamik ve çeşitli olması gereken hizmet faaliyetlerini donuklaştırmayı ve tektipleştirmeyi netice verir. Oysa hafızayla ilgili çalışmaların gösterdiği gibi yaşananları hüvesi hüvesine kaydetmek mümkün olmadığı gibi hüvesi hüvesine hatırlamak ve aktarmak da mümkün değildir. Bu hoşumuza gitmese de kendimiz ve sevdiğimiz kişiler için de geçerli bir hakikattir. Faruk Karaarslan’ın belirttiği gibi, “Bizim neyi, nasıl algıladığımız, içinde yaşadığımız toplumsal yapıdan siyasal sisteme, oturduğumuz eve, okuduğumuz kitaplara kadar bir dizi unsura göre değişkenlik göstermektedir.[3] Dolayısıyla Üstadı gören ve hizmetinde bulunan ağabeylerin naklettiklerindeki “öznel algı” payını unutmamak gerekiyor. Daniel L. Schachter’in yukarıda iktibas edilen ifadelerini kullanmak gerekirse ağabeylerin hatıraları olayları nasıl deneyimlediklerinin kanıtlarıdır, olayların kendilerinin kopyaları değil.

Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür ve bu yüzden hatıralar anlaşılmayı bekliyor, mutlak inkarı ve mutlak kabulü değil.


[1] Faruk Karaarslan, Toplumsal Hafıza: Hatırlamanın ve Unutmanın Sosyolojisi, İstanbul, Ketebe, 2019, s. 51.

[2] Karaarslan, s. 52.

[3] Karaarslan, s. 49.

Latest posts by Fatih Çınar (see all)
Share

3 thoughts on ““Hüvesi hüvesine” hatıralar meselesi

  1. Emeğine sağlık Fatih. Hakikaten kritik bir mevzu.

    Hatıralar taşıdıkları ruh gereği aslında çok anlamlılar. Hem de bizim gibi çevresinde pek fazla hüsn-i misal bulamayanlar için harikulade misalleri hayatlarımıza taşıyorlar. Bu açıdan çok kıymetli buluyorum ve -inşallah- istifade de ediyorum.

    Bununla beraber senin endişelerine de iştirak ediyorum. Zira her şeyde bir tevhid mührü var. O tevhid o şeyi bir ve ayakta tutuyor yani o yapının kayyumu oluyor. Risale-i Nur’a talebe olanlar arasında bu tevhidi sağlaması gereken şey yalnızca Risale-i Nur metinleridir; ki o yol da Kur’ânın cadde-i kübrasına çıkar.

    Fakat hatıralar “su-i istimal edildiğinde” bu tevhide zarar veriyor. Zaten herkes her hatıraya ulaşamaz. Ulaşsa da kusursuz bir bütünlük içerisinde yorumlayamaz. Yorumlasa da şahs-ı manevînin iktiza ettiği tarzda uygulamaya koyamaz. Dediğin gibi “öznel algı” hâli oluşuyor ve bu durum külliyet de kesbederse tevhidî algıya zarar veriyor. Halbuki bine kadar bir birlerle çevriliydik…

    “Tahkik mesleğine taklidî perdeleme” yazısında vurguladığım bir hususu da bu vesileyle aktarmış olayım:

    “Şunu hiç unutmamak gerekir: Bir sözün hakikati ancak kim söylemiş, kime söylemiş, ne maksadla söylemiş ve ne makamda söylemiş süzgeçlerinden geçtikten sonra bihakkın anlaşılabilir. İşte hatıralarda gözden kaçan temel nokta da burası: Üstad hazretlerinin ya da hizmetkârı olan abilerimizin bir sözünü alıp bağlamından da kopararak istisnasız herkes için ve her ortamda geçerli zannetmek…”

    Hatıralardan “usûlünce” istifade edenlerden olmak duasıyla…

  2. Eyvallah abi, tamamen katılıyorum yorumuna. Yazıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, hatıralar doğru anlaşılırsa istifadeye medar olur. Su-i fehim olduğunda su-i istimal kaçınılmaz oluyor. ‘’Tahkik mesleğine taklidî perdeleme’’ yazısında ifade ettiklerin aslında hatıraların anlaşılması için temel teşkil eden sorular. Bir nevi hatıraların sosyolojisine giriş teşkil ediyorlar. Abilerin sosyal özelliklerini, yaşanan hatıranın yeri ve zamanını ve bunun gibi bağlama dair bir çok unsuru göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu çerçevede belki örnekleriyle yazılara konu olmalı hatıralar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: