Kendimizi ifade etme(me)

Kendimizi ifade etme(me)

İnsanların kendilerini ifade etmede kullandıkları en etkili araç malumunuz olduğu üzere dilleridir. Dil vasıtası ile konuşup iletişim kuruyoruz, engellileri muaf tutuyorum tabi ki. Aslında insanların dile getirdikleri düşüncelerin tasarlandığı yer beyindir, işte bu noktada engelliler muaf değil. Engellilerimizi güzel bir tarafa bırakıp esas konumuza giriş yapalım.

Zamanın her şeyi eskitmek/değiştirmek/yenilemek gibi bir adeti olduğundan düşüncelerimizi dille aktarmakta da değişiklikler oldu. Bunun başlangıcı dumanla haberleşmenin icadına veyahut yazının icadına kadar gider. Uzunca bir süre (dille) konuşmak insanların çokça kullandığı bir araçtı, ama günümüzde ihtiyaç duyan çok az. Benim gibi kopyala/yapıştır yaparak yazışmak telefonla konuşmaktan daha çok tercih ediliyor. Bir başka örnek verecek olursak yine benim gibi internet üzerinden yazışarak tartışmak yüz yüze tartışmaktan daha çok tercih ediliyor. Çoğu insanın telefonunda arama hakkı yoktur, ama mesajlaşmaktan veya internet paketi alıp yazışmaktan geri durmaz.

Neden insanlar yüz yüze görüşmekten büyük ölçüde vazgeçti? Belki bundan sonraki yazılarımdan birinin konusu bu olabilir. Benim değinmek istediğim bu inkılâbât karşısında dinimizin hükümlerinde bir değişim gerçekleşir mi?

En başta da değindiğim gibi dil konuşmamızda sadece bir vasıtadır. Dil, beşerin beynindeki tasavvurlarını dışarıya aktarırken kullandığı bir aracıdan ibarettir. İletişim kurmak için birçok farklı araç kullanılabilir. Yirmi birinci yüzyılda en çok kullandığımız vasıta ise parmaklar. Peki, parmaklar dilin uyması gereken emirlerden muaf mıdır? Elbette değil. Peygamber Efendimiz (ASM) buyuruyor ki:

İbâdetin ilk basamağı susmaktır.  (Câmiü’s-Sağîr, No: 1518)

Cin ve insin yaratıcısı Hâlık-ı Hakikî yarattıklarından sadece kendilerine kulluk etmelerini, yani ibadet etmelerini istemiyor mu? Elbette istiyor (Zâriyât 51/56) ve yukarıdaki hadisi dikkate alırsak Resul-i Ekrem (ASM) de ilk basamağı susmak olarak müjdeliyor. İns ve cin cemaatinin her şeyin Mâliki olan Allah’ın mülkünden hariç bir memlekete, belki Cennete çıkıp kurtulmak için semâvat ve arzın aktarından çıkmaya kuvveti var mı? Şüphesiz ancak bir sultan ile çıkabilir. Sultanımız basamağa çıkmamız için bizi yaratıyor, basamağa nasıl çıkılacağını tarif ediyor, basamakları çıkabilenlere ödül vadediyor ve sözünde duracağına milyonlarca şahit ve burhan varken, neden o basamakları çıkmayalım ki?

Her şeyi hikmetle yaratan Allah’ın Son Elçisi (ASM) dilinize hâkim olun manasında “susun!” derken sadece ve sadece konuşmamayı mı ifade ediyor? Şüphesiz sadece konuşmamayı kastediyor demek haşa onu küçümsemek olur. Biz bu yanlışa düşmeyelim inşaallah ve kendimizi ifade ederken de çok dikkatli olalım. Birinci ölçütümüz kendimize hâkim olmak olsun. Bu noktada yazılabilecek onlarca hadis var. Ben uygulamakta zorlandığım iki hadisi yazayım da bu yazı en başta bana ders olsun.

Özür dilemek zorunda kalacağın bir sözü söyleme! (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

Her duyduğunu nakletmesi kişiye yalan olarak yeter. (Müslim, Mukaddime 5)

Dilimize hâkim olamıyor muyuz? O zaman kendimize hâkim olamadığımız, boş konuştuğumuz, gereksiz tartışmalara girdiğimiz mekanlardan uzak duralım. Olmuyor mu? Kendimizi ifade etme sebeplerini ortadan kaldırmayı deneyelim. Yine mi olmadı? İşte size ikinci ölçüt(ler):

Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar. (Yirmi İkinci Mektub, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih, İkinci düstur)

Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun! (Buhârî, Edeb, 31, 85)

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.